| ................. (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 15.418
Teşekkür etti: 27.060
Teşekkür aldı: 12.025 konuda 43.514 kere
|
6-10: LANETLEŞME
“Eşlerinin zina ettiklerini iddia edip, kendilerinden başka da şahitleri olmayan kimselerden her birinin şahitliği, doğru söylediğine dair Allah’a dört defa yemin etmesiyle yerine gelir.
Beşincisi, eğer yalan söyledi ise Allah’ın lanetinin kendi üzerine olmasını dilemektir.
Kocasının yalan söylediğine dair dört defa Allah’ı şahit tutması kadından cezayı düşürür.
Beşincisi, kocası doğru söylüyorsa Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını istemesidir.
Ya üzerinizde Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı? Ki Allah tevbeleri kabul eden, hakimdir.” (ayet: 6-10)
Hilal b. Ümeyye, akşam eve geldiğinde karısını bir erkekle yakalamış. Sabah olduğunda durumu Peygamber’e arzederek karısının zina ettiğini söylemiş. Zina isnadında bulunduğu ve dört şahit de getiremediği için, Peygamberimiz daha önce inen ayete göre “ya delil getirirsin, ya da cezaya çarptırılırsın” demiş. Hilal de: “Ey Allah’ın Resulü bizden birisi hanımının üzerine bir adam gördüğünde delil aramaya mı gidecek?” diyerek, o şahit buluna kadar, olacaklar olurdu. Yine de suçu ispatlamak mümkün olmazdı. İşte bu sırada, Cebrail gelerek Peygambere: “Karısına zina suçu isnat eden bir kocanın Allah’ı şahit tutarak dört defa yemin etmesi, beşinci yeminde, “Eğer yalan söylüyorsam Allah’ın laneti üzerime olsun” diyerek kendini savunması gerektiğini açıklayan ayeti getirdi. Böylece Hilal, zina isnadında dört şahit getiremediği için cezaya çarptırılmaktan kurtulmuş oldu. Böyle bir günah işleyen karıdan da boşanmak için yeterli sebep teşkil etti. Kadının da suçu kabul etmemesi halinde Allah’ı şahit tutarak dört defa yemin etmesi, beşincide “Eğer kocam doğru söylüyorsa, Allah’ın gazabı üzerime olsun” diyerek, Allah’ın gazabını üzerine vacip kılması, hakimin vereceği cezayı düşürür. Hilal’in karısı da böyle yaptı ve cezadan kurtuldu. Peygamber de ikisini boşadı.
Artık onlardan suçlu olanının cezasını vermek Allah’a kaldı. Allah’ın ceza vermesi elbette, çok daha şiddetli ve kalıcıdır. Bununla beraber, tevbeleri kabul eden ve hallerini düzeltenleri bağışlayan da Yüce Allah’tır. 11-20: İFK OLAYI
Tarihe İfk hadisesi olarak geçen olayı anlatan on ayette mü’minlerin annesi Hz. Aişe’ye atılan iftira konu edilmektedir.
“O iftirayı yapanlar içinizden bir topluluktur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın. Aksine o, sizin için hayırlı olmuştur. Onlardan her biri için günah olarak kazandıkları şeyler vardır. En büyük azap da onlardan elebaşılık yapanındır.” (ayet: 11)
Hz. Aişe’ye bu iftirayı yapanlar, başlarını İbn-i Übey’in çektiği münafıklar grubudur. Fakat, bu iftiranın boyutları münafıklarla sınırlı kalmamış, herkesin aklını karıştırmıştı. Müslümanların, böyle bir iftira karşısında öncelikle namuslu bir kadın hakkında sui zanda bulunmamaları gerekirdi. Sonra iftirayı yapanların da dört şahit getirmeleri gerekirdi.
“Onu işittiğiniz zaman, mü’min erkek ve mü’min kadınların kendilerince iyi niyette bulunup “Bu, apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?” (iftira atanların da) Onların da dört şahid getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki onlar, şahitleri getirmediler, o halde onlar, Allah katında yalancıdırlar.” (ayet: 12-13)
Sûre’nin başında, iftiraya verilecek ceza belirtilmişti. Zina isnadıyla gelen bir kimsenin dört şahit getirmesi gerektiği bildirilmişti. Böyle bir konuda henüz suç sabit olmamış ve şahitler de ortada yoksa müslümanlara düşen, iyi niyetle namuslu bir kadının bu suçtan masum olduğunu düşünmektir. Böyle yapılmadığı zaman iftiraya ortak olunmuş olur.
“Eğer Allah’ın size dünyada ve ahirette iyilikleri ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız bu iftirada size büyük bir azap dokunurdu.
Hani siz, onu dilinize dolamış ve hakkında bir bilginiz olmayan şeyi ağzınızla söylüyordunuz. Siz onu önemsiz sanıyordunuz. Oysa o, Allah katında büyüktür.”(ayet: 14-15)
Onun kötülüğü ve günahı çok büyüktür. O iftirayı duyduğunuz zaman sizin Müslümanlığınıza yaraşan tavır ne olmalıydı?
“Onu duyduğunuz zaman “Bu konuda konuşmak bize yakışmaz. Haşa, bu büyük bir iftiradır.” demeniz gerekmez miydi?
Eğer mü’min iseniz, böyle bir şeye bir daha asla dönmemeniz için, Allah size öğüt veriyor. Ve Allah size, ayetlerini açıklıyor. Allah alimdir, hakimdir.” (ayet: 16-18)
Mü’min bir toplum ahlaki değerlerin korunmasına çok önem vermelidir. Fuhşun toplumda yayılmaması için gerekli tedbiri almalıdır. Toplum iletişim vasıtalarının, medyanın bu konudaki şerrinden korunmalıdır. Radyo, televizyon, gazete, dergi, kitap vs. ile ahlaksızlığa yöneltmek isteyen mihraklara izin verilmemelidir.
“İman edenler arasında fuhşun yayılmasını arzu edenlere, dünya ve ahirette acı bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”(ayet: 19)
İslam toplumunda fuhuş yayıldığı zaman, bunun topluma nasıl kan kaybettireceğini ne denli büyük yaralar açacağını Allah çok iyi bilir. Siz, bunun boyutlarını hakkıyla takdir edemezsiniz. Yine de Allah’ın merhamet ve affıyla sizin hatalarınız örtülüyor, eksikleriniz tamamlanıyor.
“Ya üzerinizde Allah’ın lütfu ve merhameti olmasaydı? Veya Allah çok şefkatli ve merhametli olmasaydı?.. “(ayet: 20)
Ne yapardınız o zaman? Nasıl kurtulurdunuz? |