| Gast
Mesajlar: n/a
|
Tevbe suresi son indirilen surelerden olmakla birlikte başında besmele bulunmayışı onun Enfal suresinden farklı/başka bir sure olmadığı kanısını uyandırmış ve bu konuda şu izahlar yapılmıştır. 1- İbn Abbas'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Ben, Osman İbn Affân'a şöyle dedim: "Sizin, Mîûn'dan olan Berâe {Tevbe) süresiyle, Mesânî'den olan Enfâl sûresini birleştirerek araya besmele koymamanızın sebebi nedir?"
Bunun üzerine Hz. Osman şöyle dedi: "Hz. Peygamber (s.a.s), her ne zaman kendisine bir sûre nazil olsa, "Onu, falan yere koyun!" derdi. Berâe suresi ise Kur'an'ın en son nazil olan sûrelerindendir. Dolayısiyle Hz. Peygamber, onun nereye konulacağını beyân etmeden irtihâl etti. Berâe sûresi ile Enfâl Sûresi'nin anlattıkları hususlar birbirine yakın olduğu için, bu iki sûre peşpeşe yazılmıştır. "
Kâdı şöyle demektedir: "Hz. Peygamber (s.a.s)'in, bu sûrenin, Enfâl suresinin peşinden gelen bir sûre olduğunu beyan etmediği söylenemez. Zira Kur'an, gerek ALLAH, gerekse Resulü tarafından nakledildiği biçimde tertib edilmiştir. Binâenaleyh şayet biz, bazı sûrelerin tertibinin ALLAH'dan, yani vahiy yoluyla olmadığını caiz görürsek, aynı şeyi diğer sûreler ve tek bir sûrenin ayetleri hakkında da caiz görebiliriz. Halbuki bunu caiz görmek ise, İmâmiyye'nin, "Kur'an'da fazlalık ve noksanlıklar vardır" şeklindeki iddiasını benimseyip caiz görmek manasına gelir. Bu da, Kur'an'ı hüccet olmaktan çıkarır. Aksine, doğru olan, Hz. Peygamber'in vahye dayanarak, Enfâl sûresinden sonraya koyma emrini vermiş olması ve sûrenin başındaki besmeleyi de, onun yine vahye dayanarak hazfetmiş olmasıdır?
2-Ubeyy İbn Ka'b'den rivayetle;
O şöyle demiştir: "Ashâb, şundan ötürü bu zanna kapılmıştı: Enfâl sûresinde ahidler zikredilmiş, Berâ'e sûresinde ise ahidlerin geri alınması meselesi bulunmaktadır. İşte bu yüzden, o sûreler yanyana konulmuştur."
Avnı soru burada da söz konusudur.
Çünkü bu izah ancak biz, "ashâb, bu sûreyi, işte bu sebepten dolayı kendiliklerinden Enfâl sûresinden sonraya koymuşlardır" dediğimizde tamam olur.
3- Sahabe, Enfâl ve Tevbe sûrelerinin, tek sûre mi, yoksa iki ayrı sûre mi olduğu hususunda ihtilâf etmiştir. Bu cümleden olarak bazıları şöyle demişlerdir: "Bu iki sûre, tek bir sûredir. Zira, her iki sûre de savaş hakkında nazil olmuş olup, bu iki sûrenin toplamı da, yedi uzun sûrelerden olmuş olur ki, bunların sayısı da böylece yediye baliğ olmuş olur.
Bunlardan sonra da, Mîunlar (ayet sayısı yüz civarında olanlar) gelirler. " Bu görüş açıktır. Zira, bu iki sûre beraberce, 206 iikiyüzaltı) ayet olup, her ikisi de tek bir sûre durumundadır. Ashabtan bazısı da bu iki sûrenin, ayrı ayrı iki sûre olduğunu söylemişlerdir. Binâenaleyh, sahabe arasında bu konuda bir ihtilâf zuhur edince onlar, "Bu iki sûre, ayrı ayrı iki sûredir" diyenlerin görüşüne dikkat çekmek için, aralarında bir boştuk bırakmışlar; "bu iki sûre, tek bir sûredir" diyenlerin görüşüne de dikkat çekmek için, bu iki sûre arasına besmeleyi yazmamışlardır. Bu görüşe göre de, bizim, İmamiyye'nin mezhebini caiz görmemiz gerekmemiş olur. Bu böyledir, zira sahabe arasında bu hususta bir karışıktık, bir kapalılık meydana gelince, onlar bu iki görüşten birisine kesinlikle hüküm vermeyip, bu kapalılığın her zaman sözkonusu olduğuna delâlet edecek bir şekilde muamelede bulunmuşlardır.
Binâenaleyh onlar, bu kadarcık bir şüphede müsamahalı davranmayınca, "adam sende!" demeyince, bu, onların Kur'an'ı tahrif ve tağyirden koruma hususunda ne kadar titiz olduklarına ve ne kadar şedîd, müsamahasız olduklarına delâlet eder ki, bu da İmâmiyye'nin görüşünü iptal eder.
4-ALLAH Teâlâ, Enfâl sûresini, mü'minlerin birbirlerini dost edinmelerinin ve kâfirlerden de tamamiyle uzak durmalarının gerekliliğini belirterek sona erdirmiştir. Daha sonra da, işte Cenâb-ı Hak bu hususu, "ALLAH'dan ve Resulünden bir ültimatomdur" çrevbe, i) ayetiyle açıkça beyân etmiştir.
Bu, daha önceki sözün bir tekidi ve onun ifade edilmesi mahiyetinde olunca, aralarına bir fasılanın girmesi gerekmiştir. Binâenaleyh, bu iki sûrenin başka başka sûreler okluğuna dikkat çekmek için, aralarına bir fasıla sokulmuş; bu mananın, bizzat o cananın aynısı olduğuna dikkat çekmek için de, aralarında Besmele'nin yazılması terkedilmiştir.
5-İbn Abbas (r.a) şöyle demiştir: "Hz. Ali (r.a)'ye. "Bu iki sûre arasında niçin Besmele yazılmadı?" diye sorduğumda, o, "çünkü Besmele bir ezandır (emniyeti ifade eder). Halbuki bu sûre kılıçla vuruşma ve ahidlerden • âzgeçmeyi emretmiş olup, bunda bir emân manası yoktur" dedi." Rivayet :--nduğuna göre, Süfyan b. Uyeyne aynı şeyi söyleyerek, bu hususu, "Size ilümanca selam verene, dünya hayatının geçici menfaatini isteyerek, "Sen mü'min değilsin" demeyin "{Nisa. 94) ayetini delil getirerek te'kid etmiştir. Ona. "Hz. Peygamber (s.a.s), harbî olan kâfirlere Besmele ile mektup yazmıyor muydu?" denildiğinde. su cevabı verdi: "Bu, Hz. Peygamber (s.a.s)'in onları, direkt olarak ALLAH'a davet etmesidir. Bu durumda Hz. Peygamber (s.a.s)'in onlarla olan ahidlerini bir tarafa atması söz konusu değildir. Baksana O (s.a.s), mektubunun sonunda, "ALLAH'ın selâmı, hidayete tâbi olanlaradır" diye yazıyordu. Ama bu sûre savaşma hükmünü ve ahidlerden vazgeçme hükmünü ihtiva etmektedir. Binâenaleyh bu ikisi arasındaki fark ortaya çıkmaktadır.
6-Alimlerimiz şöyle demişlerdir: "Belki de ALLAH, bazı kimselerin, besmelenin Kur'an'dan olduğu hususunda münakaşa edeceklerini bildiği için, besmelenin her sûrenin başında bir ayet olduğuna ve onun, bu sûrenin başında, bir ayet olmadığına, bu sebeple yazılmaması gerektiğine dikkat çekmek için pek yerinde olarak yazılmamasını emretmiştir. Bu da, besmelenin diğer sûrelerin başına yazıldığı için onun her sûreden bir ayet olması gerektiğine delâlet eder. |