| GüzellikGöreninGözündedir (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.983
2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330 Teşekkür etti: 6.145
Teşekkür aldı: 1.875 konuda 5.302 kere
| f) Selef’in Anlayışı
İslâm’ın yetiştirdiği büyük ve hakiki mürşidlerden hiç biri, cihadı tek yönlü olarak ele almamış; almamış ve demir par*mak*lık*lar arkasında bile hakkı neşretme gayretinden bir an dahi geri kalmamışlardır. Bunlar, aynı zamanda Rableriyle olan müna*se*bet*le*rini de asla gevşetmemiş ve hizmetlerinin çapı ne derece geniş olursa olsun, kalp dairesini hiç mi hiç ihmale uğrat*mamışlardır. Bu sayede veralardan duydukları her şey, onlarda yeni bir irfan peteğinin oluşmasına vesile olmuş ve böylece hep ihsan şuuruyla yaşamış; kendilerini her an Cenab-ı Hakk’ın murakabesinde hissetmiş ve bu amelleriyle Rablerine o derece kurbiyet ve yakınlık kazanmışlardır ki, Rab, onların gören gözü, tutan eli olmuş ve böylece de onların birleri bereketlenip binlere ulaşmıştır.
g) Günümüz İnsanına Düşen
Günümüzün insanı, Cenab-ı Hakk’ı hoşnud edecek bir cihad yapmak istiyorsa -ki öyle yapması lazımdır- başkalarına hak ve haki**kati anlatıp neşretmenin yanı sıra kendisini ve arzularını da kont*rol altına alıp, ciddi bir iç murakabeye endekslenmelidir. Yoksa, kendi kendini aldatma ihtimali çok kuvvetlidir. Dolayısıyla da yaptığı şeylerin ne kendine, ne de başkalarına yararı olma*ya*cak*tır.
Cihad eri, Allah’ı her şeye tercih edecek şekilde ihlaslı, samimi, yürekten ve gönül insanı olmalıdır. Ancak o zaman, verilen müca*dele faydalı ve kalıcı olur. Evet o, başkalarına karşı demagoji yapıp zihinlere faydalı-faydasız bir sürü malumat yığını aktarma yerine, on*ların kalp ve kafalarına mümkün olduğunca samimiyet, hüsn-ü ni*yet, içtenlik ve gönül adamı olma şuurunu yerleştirmeye çalışmalıdır.
Cihad, bir iç ve dış fetih dengesidir. Onda hem erme, hem de erdirme söz konusudur. İnsanın özüne ermesi, büyük cihaddır. Başkalarını erdirmesi ise, küçük cihaddır. Bunun biri diğerinden ayrıldığında, cihad cihad olmaktan çıkar. Birinden miskinlik, diğe*rinden anarşi doğar. Halbuki biz, Muhammedî bir ruhun doğ*ma*sını bekliyoruz. Her meselede olduğu gibi bu meselede de, ancak ve ancak Allah Rasulü’ne ittiba ve uymakla mümkün olacaktır.
Ne mutlu onlara ki, kendi kurtuluşları kadar başkalarının kurtuluşları için de yol ararlar. Ve yine ne mutlu onlara ki, başka*la*rı*nı kurtaralım derken, kendilerini unutmazlar!..
Cihad, kıyamete kadar devam edecektir. Zira biz ne denli insancıl davranırsak davranalım mutlaka küfründe ısrar eden kâfirler bulunacaktır. Onun mevcudiyeti ise, bizim cihadımızın devam etmesi demektir. Biz, herkese Rabbimizi anlatmakla mükel*lefiz ve dünyaya karşı hem manevî cihad hem de maddî cihadda muvaffak olmak zorundayız. Aksi halde insanca yaşama hak ve imkânlarını kaybederiz.
Bir dönemde atalarımız hep bunun kavgasını verdi. Evet ’salip’ onun bu insanlık mefkûresine mani olmak isteyince, o da bu maniayı bertaraf etmenin çaresini güçlü olmada gördü. Ecda*dı*mı*zın, cihanla kavgasının mânâsı işte buydu. Hâşâ ki, onlar gittikleri yerlere başka bir gaye için gitmiş olsunlar. Ve yine hâşâ ki, onları harekete geçiren saik, ülkeleri istila etme sevdası olsun. Onlar, i’la-yı kelimetullah’ın sevdalısıydılar.. ve tek dertleri cihanın dört bir yanında “Lâ ilâhe illallah” hakikatinin duyurulmasını te’min et*mek*ti. Böylece, yeryüzünde karanlık tek nokta kalma*ya*cak ve her taraf iman ışığı ile aydınlanacaktı. Sanki onlar kendi dö*nem*le*rin*de birer müezzin idiler. Bulundukları asrın minaresinin başına çıkmış ezan okuyor ve bu şekilde bütün kainata dinlerini ilan ediyorlardı.
Bizde her zaman milletin minaresinin başından, ordu dili ve silahların tarrakalarıyla, âfâk-ı aleme “Lâ ilâhe illallah, Muham*me*dü’r*-Rasulullah”ı haykırma devam edegelmiştir. Bizde istila, bizde tegallüp yoktur. Hz. Fatih’in, Hz. Yavuz’un ve daha nice büyük hükümdarların bir müezzin gibi devlet minaresinin başında, dün*ya*nın karanlık noktalarına, “Allah’tan başka ma’bud yoktur” diye kükremeleri öyle müthiş bir müezzinliktir ki, siz her zaman bu müezzinliğin şahidlerini, Belgrad Ormanlarından Himalaya etekle*ri*ne kadar çok geniş bir sahaya yayılmış bulacak; okyanusların mevcelerinin bile bununla dalgalandığını görüp duyacaksınız. Evet, bütün muzlim noktaları aydınlatmak, karanlık yerlere Rasulullah’ın adının ışığını götürmek ve dört bir yanı Kur’ân’ın envarıyla nurlandırmak için cihad, kıyamete kadar devam edecektir. Ve müminler, devletler, milletler arası dengede ümmet-i vasat olmanın hakkını vermek uğruna, maddî cihadı da sonsuza kadar devam ettireceklerdir.
Millet olarak, biz de bu muallâ mevkiyi ihraz etmekle mükellefiz.. hedefimiz sadece ve sadece budur. Zira, Allah bizim için
“Sizi, insanlara şahid olasınız diye ümmet-i vasat kıldım” (Bakara, 2/143) buyurmaktadır. Bunun mânâsı, “sizi devletler arası müracaat mercii, muvazene unsuru ve istikametin şahidi yarattım” demektir. Allah (c.c), bizi âlâ-yı illiyin-i insaniyete, maddî-manevî mükemmeliyete; âdeta Himalayalar’ın zirvesini ihraz etmeye, Hira Dağı’nın başına ulaşmaya, Rasul-i Ekrem’in duyup hissettiklerini paylaşmaya; Allah mevhibesi olan aslımızla, özümüzle bütünleş*meye çağırıyor. Ya o noktaya çıkma azmini yenileyecek ve aynı zaman*da yaşama hakkını da kazanmış olacağız, ya da pes him*met*lik edip halimizden razı olacak ve esfel-i safilîne sukût edip, ayaklar altındakalacağız.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Bkz. Keşfü’l-Hafâ, 1/511; İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, 3/10
[2] Buhârî, Cihâd 52; Müslim, Cihâd, 78
[3] Müsned, 4/25; Nesâî, Sehv, 18
[4] Müslim, Cenâiz 12; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 77
[5] Buhârî, Savm 48; Müslim, Sıyâm, 60
[6] Müslim, Sıfâtü’l-Münâfikîn, 81; Buhârî, Teheccüd, 6
[7] İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 3/181
[8] Buhârî, Tefsîru Sûre, (4)/9; Müsned, 1/433
[9] Buhârî, Deavât, 3
[10] İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, 2/164
[11] Müslim, Salât, 222; Ebû Dâvûd, Salât 152; Tirmizî, Deavât, 76
[12] Müslim, Birr, 165; Tirmizî, Zühd, 50; Müsned, 1/392
[13] Ebû Dâvûd, Tahâret, 78; Beyhakî, Delailü’n-Nübüvve, 3/378-379; Yusuf Kandehlevî, Hayâtü’s-Sahâbe, 1/481-482
[14] Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, 1/48-49; İbnü’l-Cevzî, Sıfatü’s-Safve, 1/147-148; İbn Sa’d, et-Tabakatü’l-Kübrâ, 3/277-278
[15] Müslim, Salât, 220; Müsned, 6/34
[16] Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 12
[17] İbn Sa’d; et-Tabakât’l-Kübrâ, 3/352 |