| Tecrübeli Üye
Üyelik tarihi: 13.01.2007
Mesajlar: 185
Teşekkür etti: 63
Teşekkür aldı: 158 konuda 572 kere
| Vahiy ve Bağlayıcılık Yönünden Sünnetin Değeri BİSMİHİ TEALA
Dinin çeşitli konularının tartışıldığı günümüzde, 15 asırdan beri Sünnetin vahyiliği görüşü; ümmet arasında hüsnü kabul görmüşken, akıllarını kutsallaştıran ve batılı oryantalistlerden esinlenen bazı araştırmacı yazarlar; Sünnet konusunda yeni şüpheler gündeme getirerek ülemanın sahih kabul ettiği hadisleri bile sorgulama veya reddetme noktasına gelmişlerdir.
Öncelikle sünnetin vahiy yönünün olup olmadığını delilleriyle inceleyeceğiz. Akabinde Sünnetin hangi sahalarının vahiy kapsamına ve hangi sahalarının da bu kapsamın dışında kaldığını göreceğiz.
I. VAHİY YÖNÜNDEN SÜNNET:
Şunu iyice belirtmek isterizki, Sünnet hiç şüphesiz vahy mahsuludur. Hiç mümkün müdür ki, Kur'an-ı Kerim vahy olsun da, hükümlerinin beyanı ve ona göre uygulama şekli beşeri bir keyfiyete bırakılmış olsun. Böyle bir eyleme müsade edilseydi, vaz edilen hükümlerin vahy olmaktan çıkması için yeterli bir sebep olurdu ki, buda uygulama şekliyle beraber ALLAH'ın (Celle celaluhu) dini olmazdı. Kaldı ki Sünnetin vahyiliğini ortaya koyan bir çok deliller mevcuttur. Bunlar sırasıyla şöyledir :
A. Kur'an-ı Kerimdeki Deliller:
1. Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerimde:
"(Ey Peygamber hanımları), evlerinizde okunan ayetleri ve hikmeti hatırlayın",(Ahzâb / 34)
Ayet-i Kerime'den anlaşıldığına göre hikmet, ayetlerden ayrı birşeydir ve okunmaktadır. Buradaki hikmetin Sünnetten başka birşey olması düşünülemez. Çünkü Hz. Peygamber hanesinde Kur'an ve hadislereden başka bir şey okunmuyordu.
2. "ALLAH sana kitabı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğini öğretmiştir" (Nisâ / 113)
İkinci ayet-i Kerimede ise, hikmet Kur"an gibi indirilmektedir. Öyleyse Sünnetin karşılığı olan bu hikmet anlaşıldığı üzere vahyedilmektedir.
3. "(Resulüm) onu (vahyi) çabucak almak için dilini kımıldatma. Muhakkak ki onun (Kur'an) toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir. O halde ,biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et. Sonra hiç şüphe yok ki, onu açıklamak da bize aittir",(Kiyâme / 16-19)
Burada çok açık bir ifade ile Cenab-ı Hak, vahy yoluyla Kur'an-ı Hz. Peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve sellem) ilka ettirdikten sonra, yine o Kur'anın açıklanmasını Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) vasıtasıyla ona ait olduğunu vurgulamıştır. Böylelikle Kur'an'ın beyanı olan Sünnetinde vahy yolla geldiği anlaşılmaktadır.
4. "ALLAH'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitab'ı hak ile indirdik", (Nisâ / 105)
Yine bu ayeti Kerime'de ALLAH (Celle celaluhu), indirmiş olduğu kitabı, Peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve sellem) gösterdiği şekilde hükmede bilsin diye gönderildiğini bildirirken Kur'anı Kerim'e izafeten hüküm verme şekli ALLAH (Celle celaluhu) tarafından gösterilmesi, yine Sünnetin vahyi mahsülü oluşunu gösterir.
5. "O hevasına göre konuşmaz. O'nun konuşması, kendisine vahyedilenden başka bir şey değildir",(Necm / 3-4)
Bu ayeti kerimenin şumulüne Kuran ayetleri girdiği gibi Sünnet te girmektedir. Buna delil olarak sözkonusu ayeti kerimenin tefsiri sadedinde İbn Kesir'in Ebu Davud'un Sünen'inden naklettiği şu hadistir : Abdullah b. Amr ( r.a) şöyle der: "Ezberlemek maksadıyla ALLAH Resulün'den duyduğum her seyi yazıyordum, Kureyşliler bunu yapmaktan beni nehyederek : 'Sen Resulullah'dan (Sallallahu aleyhi ve sellem) duyduğun her şeyi yazıyorsun, halbuki o da bir insandır kızkınlık anında konuştuğu şeyler olur.' dediler. Bu yüzden yazmayı bıraktım ve durumu Resülullah'a (Sallallahu aleyhi ve sellem) anlatınca bana şöyle dedi : " Yaz, Nefsimi elinde tutan ALLAH'a (Celle celaluhu) yemin olsun ki, benim ağzımdan haktan başka bir şey çıkmaz" (İbn Kesîr / IV, s. 260).
Yine Tefsirinde İmam Ahmed'in Müsnedinden yaptığı nakilde Ebu Hureyre (r.a) söyle demiştir : " ALLAH Resulü ben hak tan başka bir şey söylemem dediğinde, ashab : bizimle bazen şakalaşıyorsun ey ALLAH'ın Resulü, dediler, bunun üzerine Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem) : Muhakkak ki ben haktan başka bir şey söylemem" ( İbn Kesîr, a.g.e., IV, s. 260)diyerek sözünü tekrarlamıştır.
6. "Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz.-- ALLAH'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız—onu ALLAH'a (Celle celaluhu) ve Rasul'e havale edin (yani onların talimatına göre halledin)" (Nisâ suresi, 59)
ifadesiyle, ihtilaf ve çekişmenin bu iki vahyin dışında olduğunu ve bunun ancak vahyi mahsülü olan kaynaklarla çözüleceğini bildirmektedir. Eğer Sünnet vahyi olmayıp, Kur'an'ın beşeri bir yorumu olsaydı, beşerin ihtilafinı çözmek için ona havale etmezdi. Bilakis Kur'an'ın vahyile yetinirdi.
B. Sünnetteki Deliller:
1. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem.): "Size ALLAH (Celle celaluhu)'ın kitabı ve onun elçisinin Sünneti olmak üzere iki şey bıraktım. Onlara sarıldığınız müddetçe sapıklığa düşmezsiniz" (Hâkim, Müstedrek, I, s. 171-172)ifadesiyle Kur'an ve Sünnetin, dinin iki temel vahiy kaynağı olduğunu vurgular. Çünkü Sünnetin Kur'andan sonra kendisine sarıldığında sapıtmama garantisi olarak gösterilmesi, ancak vahiy ve hidayet kaynağı olmasıyla izah edilebilir.
2. Hz. Peygamberin, " Haberiniz olsun, bana Kur'an ve onunla birlikte misli verildi" (Ebû Dâvud, Sünen, n° 4604; Dârimi, Sünen, n° 606) demesi, Kur'andan sonra Sünnetin, ikinci bir vahyi olarak Hz Peygamber'e (Celle celaluhu) verildiğini gösterir.
3. Evzaî (öl.187) Hasan b. Atiyye'den şöyle dediğini nakleder: "Kur'an, Resûlullah'a (Sallallahu aleyhi ve sellem) inerdi. Sünneti de ona Cebrail (a.s.) indirirdi" ( Dârimî, Sünen, n° 607).
Diğer bir rivayette ise, "Cebrail Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve sellme), aynen Kur'an-ı indirdiği gibi Sünnetide indirdi ve ona Kur'an-ı öğrettiği gibi onu da öğretirdi" (Suyûtî, Miftâhu'l-Cenne, s. 53)gibi, Selef'ten nakledilen rivayetlerde Sünnetin ne şekilde vahyedildiği bildirilmiştir.
Bununla beraber Kur'an'dan ayrı olarak vahyedilen Sünnetin Kur'an-ı beyan etmesi dışında, Sünneti bize öğreten Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem), bir beşer olarak, dünya görüşüne sahip olduğu bir gerçektir. Buna ek olarak kendisinde bazı beşeri hallerin bulunması da beşer olduğunun bir göstergesidir. Bunların vahy dışında kalması gayet tabiidir. Binaenaleyh Nebevî Sünnetin, nelerin vahiyden olduğu ve nelerin de vahyin dışında kaldığını (Bkz. Abdulganiy Abdulhâlık, Hucciyetü's-Sünne s, 334-341)bilmek için aşağıdaki ayırıma gitmemiz kaçınılmazdır. Bu ayırım da şöyledir:
- Peygamber olarak Hz. MUHAMMED Sallallahu aleyhi ve sellem)
- Beşer olarak Hz.MUHAMMED (Sallallahu aleyhi ve sellem)
Bu şekilde yaptığımız ayırımının delili, şu ayeti kerimede yer almaktadır: " "Ey Resûlum, deki; 'Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim, (şu var ki) bana İlahınızın, sadece bir İlah olduğu vahyolunuyor" (Kehf / 110).
Görüldüğü gibi, ayetin birinci kısmı onun insan olma yönünü, ikinci kısmı ise, kendisine vahyedilmesi hasebiyle Peygamber olma (Nebevi) yönünü ele almaktadır.
C. Hz. Peygamber'in Nebevi ve Beşeri Bilgisi:
Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) sahib olduğu bilgiyi Nebevî ve Beşeri bilgi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bunlar da vahye dayanan bilgiyle, yaşadığı toplumdan aldığı, tecrübeye dayanan bilgidir. Bu bağlamda vahye dayalı olup Sünnet kapsamına giren ve girmeyen sahaları görelim.
1.Vahye dayalı Sünnetin Kapsamına Giren Sahalar:
a) İnanç ve gaybiyâta ait konular (Çünkü beşerin bu konuları aklıyla bulması mümkün değildir).
b) Helâl ve Harâmlar
c) Emir ve nehiyler
d) İbâdetler -- tevkifîdir
e) Ukubât (ceza hadleri)
f) Muamelât (akidler ile ilgili hükümler)
g) Ahlakî kurallar
h) Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) hususî halleri (visâl orucu tutması, gece namazının kendisine vacip olması gibi)
i) Tabâbetle ilgili kural ve hükümler (konumuzun ikinci bölümünde bu mesele ele alınacaktır).
Bu gibi konular Kur'an-ı Kerim'de geçmesine rağmen bunların tafsilatı ve beyan edilmesi Sünnete bırakılmıştır.
2.Vahye dayalı Sünnetin Kapsamına Girmeyen Sahalar:
a) Hz. Peygamberin beşerî halleri, oturup kalkma, yeme içme, nefsî ve bedenî ihtiyaçlar ve benzeri durumlardır.
b) İstişâreye açık konular. (Hakkında her hangi bir nas gelmemiş ve müslümanların müşâveresine bırakılmış idarî ve içtimaî konular)
c) Kazâ-î hükümlerde hâkimin tasarrufları. (yani içtihadları)
d) Dünya işleri. (Ordu tanzimi, ziraat işleri, eğitim metodları, tıbbî müdâhaleler ve tedavi usülleri, yeni teknolojiden istifade edilen ve tecrübeye dayanan uygulamalar).
Bunlara delil olarak, hurma ağaçlarını aşılama kıssasında "Siz dünya işlerini benden daha iyi bilirsiniz" (Sahih-i Müslim, n° 2363)veya : " Ben ancak bir beşerim, dininizden bir şey emrettiğim zaman onu alınız, kendi görüşümden bir şey emrettiğim zaman ise, ben de bir insanım"(Sahih-i Müslim, n° 2362), demesi gibi, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem), sözkonusu maddeleri vahyin dışına çıkarmıştır. Yine başka bir delilde; Bedir savaşına giderken Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in orduyu indirdiği mevkiinin vahye dayanmadığını öğrenen ve akabinde Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem.)'in bunun kendi görüşü olduğunu beyan etttikten sonra; Hubab b. el-Münziri'nin itirazı dolayısıyla Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) ordunun mevkiini değiştirmesi" (Bkz. Hâkim, Müstedrek, III, s. 482),gibi rivayetler açıkça bu tür sahaların vahyin dışında kaldığını göstermektedir.
Ancak mezkur sahalar her ne kadar vahyin dışında kalıp, bunların tasarruf ve uygulanmasında ferd ve topluma muhayyerlik verilmişse de bazı durumlarda şer'i müdahale söz konusu olabilmektedir. Şayet mubâh olan işlerden bir şeyin, vahyile ilgili bir hükümle bağlantısı olursa, şer'i hükmün gereğini uygulamak durumundayız.
II. BAĞLAYICILIK YÖNÜNDEN SÜNNET:
A. Sünnetin Kur'an-ı Açıklaması
1. İcmâl ve tafsîl açısından Kur'an-ı Kerim'e muvafık ve onu destekleyici olarak gelir. Örneğin; namaz, zekat,oruç ve haccın vücûbiyyetini, şart ve rükünlerine değinmeyerek bu manayı ifade eden hadislerdir ki bu konularda gelen ayeti kerimelere muvafık olarak sudur etmiştir.
2. Mutlakını mukayyed, mücmelini tafsil etme, müşkilini izâh, umumunu hususîleştirme, mübhemini beyan etme gibi, fonksiyonları yerine getirmek suretiyle, Kur'an'ın hükümlerini beyan ve tefsir eder. Örneğin; ayette geçen siyah iplikten beyaz ipliğin ayrılmasından maksadın; günün beyazlığı ve gecenin karanlığı olduğu, hırsızın elini kesmekten kasdın; sağ el ve bilekten olduğu veya ayette;" Onlar imanlarını zulum ile giymezler"den muradın şirk ile giymezler anlamına gelmesi gibi. Sünnetin çoğu bu türden olduğu için Kur'an'ı beyan etme vasfını kazanmıştır. Bu iki türün gelişi konusunda ilim adamları arasında ihtilaf yoktur.
3. Kur'an-ın hüküm getirmediği, bir konuda Sünnet hüküm getirir; örneğin, yırtıcı hayvanlardan pençeli olanların haramlılığı ve evcil eşeğin haramlığı gibi konular ( Bkz. Abdulganiy Abdulhâlık, Hucciyetü's-Sünne s. 495-497; Muhammed Accâc el-Hatîb, el-Muhtasaru'l-Vecîz, s. 35-37,örnekleri daha sonra verilecektir).
Bu üçüncü türde gelen Sünnetin, hüküm koymadaki istiklaliyeti konusunda usülcüler ihtilaf etmişlerdir. Acaba burada Sünnet yeni hükümler karar kılarken, yasamada istiklaliyet yoluyla mı, yoksa velev tevil yoluyla olsa da, Kur'an naslarının altına (zımnen de olsa ) girme yoluyla mı karar kılar?
Birinci görüş, cumhûr alimlerin görüşüdür, ikinci görüş ise, Şâtıbî'nin görüşüdür (Şâtibî, el-Muvafakât, IV, s. 6-8). İmam Şafiî'nin nakline göre, selef alimleri de bu konuda ihtilaf etmiştir. Aşağıdaki delillederden anlaşılacağı üzere birinci görüş tercihe şayandır ( Abdulganiy Abdulhalık bu meseleyi çok detaylı bir şekilde ele almakta ve Şatibi'nin bu konudaki görüşünü eleştirmektedir. Bkz. Hucciyetü's-Sünne s, 504- 515).
B. Sünnetin Hüküm Koyma Yetkisi
Sünnetin teşri'deki yetkisi konusunda gerek Kur'an-ı Kerimde ve gerekse hadislerde azımsanmayacak derecede deliller gelmiştir. Önce Kur'an-ı Kerimdeki delilleri gözden geçirelim.
1. Kur'an-ı Kerimdeki Deliller:
a) "Hayır; Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp, sonra da verdiğin hükümden dolayı içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar" (Nisâ / 65).
b) " Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan sakının" (Haşr / 7).
c) "Onun (Peygamberin) emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden, veya kendilerine çok acıklı bir azab isabet etmesinden sakınsınlar" (Nûr / 63).
d) " İşte bunlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı olarak buldukları o elçiye, o ümmi Peygamber'e tabi olanlar (var ya). İşte O Peygamber, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten nehyeder; onlara, temiz (ve güzel) şeyleri helal, pis (ve zararlı) şeyleri de haram kılar " ( A'râf / 157).
e) "Kendilerine Kitap verilenlerden ALLAH'a ve Ahiret gününe iman etmeyen, ALLAH ve Resulü'nün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini (kendine), din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın" (Tevbe / 29),
f) "ALLAH ve Resulu, bir işe hüküm verdiği zaman, mümin erkek ve mümin kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur" (Ahzâb suresi, 36).
g) Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in emrettiği ve yasakladığı konularda ona uyma ve itaatın vücûbiyyetine delalet eden Kur'andaki naslar, onu beyan ve teyid eden Sünnet ile tek başına hüküm koyan Sünnet arasında bir ayırım yapmamıştır. Bilakis bazı ayetler bu istiklaliyeti Sünnet'e teslim etmektedir. Örneğin; " Ey İman edenler, ALLAH'a itaat edin. Peygambere'de itaat edin ve sizden olan ülü'l-emre de..." (Nisâ suresi, 59).
Bu ayetin tefsirinde et-Tayyibi şöyle der: "Peygamber'e (Sallallahgu aleyhi ve sellem) itaatin istiklaliyetine işaret etmek için, bu ayeti kerime'de; " Peygamber'e de itaat edin" diyerek fiil, işareten tekrarlanmış, fakat, "sizden olan ülü'l-emre de" bu işaret tekrarlanmamıştır" (Tayyibî, el-Kaşif an Hakâiki's-Sünen, I, 118). Dolayısıyla bundan idarecilere olan itaatin kayıtlı ve mutlak olmadığı anlaşılmaktadır. Bu zikredilenlerden başka ayeti kerimeler de bu meyanda delil sayılabilir.
2) Hadislerdeki Deliller
Bu konudaki gelen hadislerde zikredilen delillere gelince, genel manadaki delillerin yanında, hususi anlamda bazı deliller de bulunmaktadır.
a) Genel Deliller
İster teyid eden, ister beyan eden ve isterse müstakil olarak gelsin, Sünnetin bağlayıcılığını ispatlayan hadislerin geneli buna delil olmaktadır. Örneğin, "Size Sünnetimi tavsiye ediyorum" (Ebû Dâvûd, Sünen, n°4607, İbn Mâce, Sünen, n°42)hadisi.
Bu delillerin çokluğu bu geneli kesinleştirmektedir.
b) Husûsî Deliller
Örneğin; " Bana Kur'an ve onunla birlikte misli verildi, karnı tok ve yastığına dayanmış bir adamın; ' Size gerekli olan Kur'andır, onda neyi helal bulduysanız, onu helal ediniz, neyi de haram bulduysanız, onu haram ediniz' demesi yakındır. Biliniz ki, ALLAH Rasulü'nun haram kıldığı şeyler, ALLAH'ın haram kılması gibidir" (Ebû Dâvûd, Sünen, n°4604).
c) Akli delil:
Madem ki, Hz. Peygamber vahiy tebliğde hatadan masumdur, öyleyse Sünnetin istiklalen hüküm getirmesi, aklen mani değildir. Ayrıca Cenab-ı Hakk'ın Peygamber'e hükümlerini tebliğ etme hususunda hangi yolla olursa olsun, emretmesi mümkündür ki, bu aklen caizdir. Kaldı ki alimlerin ittifakıyla hükümleri tebliğ etme olayı, hem Kur'an, hemde Sünnetle fiilen vukû bulmuştur. Sonra eğer Sünnetin tek başına hüküm koyma yetkisi olmasaydı, Peygamber'e hususî manada itaati emreden ayetlerin anlamı kalmazdı.
C. Sünnetin Müstekil olarak Getirdiği Bazı Hükümler
Sünnetin müstekil olarak getirdiği bazı hükümlere örnek verecek olursak,
1. Ninenin mirası ve altıda bir olduğu. (Bu konuda alimlerin icma-ı söz konusudur, delil ise, Sünnetin getirdiği müstekil hüküm)
2. Zina eden evli erkek veye kadının recmedilmesi.
3. Zina eden bekarın bir yıllığına nefyedilmesi.
4. Bir erkeğin evlilikte bir kadını, hala veya teyzesiyle aynı anda nikâh altında tutmasının yasaklığı.
5. Şuf'a ile ilgili hükümler (mal ve arazide ortaklık ile ilgili hükümler)
6. Evcil eşek etinin haramlığı.
7. Mut'a nikahın haramlığı.
8. Musâkatla ilgili hükümler (araziyi sulama, kullanma ve kiralama ile ilgili hükümler)
9. Şâhid ve yeminle ilgili hüküm.
10. Ramazanda orucunu kasden bozana keffaret (Bkz. Buhârî, IV, s. 141, 149, 154; Müslim, III, s. 139).
11. Ticaretle ilgili hükümler
12. Namazların rekatları
13. Zekâtın nisâb ve ölçüleri
14. Yırtıcı hayvanlardan pençeli olanların haramlılığı
15. Nikahta velâyet hakkıyla ilgili tafsilatlı hüküm
gibi buna benzer örnekler vermek mümkündür (Abdulganiy Abdulhalık zikrettiğimiz örneklerin bazılarına işarette bulunmaktadır. Bkz. Hucciyetü's-Sünne s, 516)
Sünnetin, Kur'an-ı Kerimden sonra müslümanların başvuracağı önemli bir kaynak olduğu ve Sünnetin büyük bir kısmının vahye dayandığı, ancak belirtilen bazı sahaların, vahye girmediği anlaşılmıştır. Ayrıca vahye dayanan Sünnetin teşri'attaki yetkisi ve müstekil olarak ta bazı hükümler vaaz edebileceği, yukarıdaki örneklerden anlaşılabilmektedir. |