| GüzellikGöreninGözündedir (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.983
2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330 Teşekkür etti: 6.145
Teşekkür aldı: 1.875 konuda 5.302 kere
| “Allah’ın izni olmadan hiç kimse ölemez. (Ölüm) belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya sevabını (menfaatini) isterse, kendisine ondan veririz; kim de ahiret sevabını isterse, kendisine ondan veririz. Şükredenleri mükâfatlandıracağız.” (Âl-i İmrân, 3/145)
Evet, Allah, kişinin ne zaman vefat edeceğini baştan tayin etmiştir. Herkes, sırası geldiği zaman ölür. Hz. Ömer (r.a), o kadar harbe iştirak eder birşey olmaz da, mescidde namaz kıldırırken sînesinden yediği hançerle vefat eder. Halid b. Velid, ömrünü cephelerde geçirir, vücudunda yara almadık para kadar bir yer dahi kalmaz; ama, eceli gelince o da döşek üzerinde vefat eder.
Bu hususlarla şunu arzetmeye çalışıyorum: Rabbin tayin ve takdir buyurduğu ecel, ne bir dakika geriye, ne de ileriye alınabilir. Evet Allah, ölümümüzü ne zaman takdir etmişse, ancak o zaman ölürüz. O’nun emri ve izni olmadan, hiçbir şey olmaz. Dolayısıyla, ölümden, ne geldiği zaman kaçıp kurtulmamız, ne de gelmeden evvel ona kavuşmamız mümkündür. Nitekim, ölümün arkasında koşanlar, ona istedikleri gibi çabuk ulaşamadı; ölümden kaçanlar da ondan kurtulamadılar. Madem ki ölüm takdir edildiği zaman gelecektir, öyle ise önemli olan aziz olarak ölmektir. Aziz olarak ölen bir müslümanın ölümü de, en az hayatı kadar İslâm’a faydalı olur. Zira onun şerefli ölümü, arkada kalanlar için bir ibret sancağı gibi dalgalanır ve bakanlar, ondan hep ibret alır. Biz, Hz. Hamza Efendimiz’i unutmadık ve unutmamız da mümkün değildir. Nasıl unuturuz ki, O, Rasûl-i Ekrem’in önünde doğranırken, melekler âdeta onun kanıyla göklere “Esedullah” -Allah’ın arslanı- diye yazmışlardı. Bazılarının inanç, anlayış ve belki müşahedelerine göre Hz. Hamza imdada çağrılsa ruhaniyeti temessül edip karşımıza çıkar. Gözü açık olanlar, her zaman onu görebilir. Rasûl-i Ekrem’in yolunda canını vermişliğin mükâfatı olarak o, nerede adı söylense orada hazır bulunur. Bu şeref ve paye, dünden bugüne, kendisini verip gönül bağladığı büyük dâvâ uğrunda izzet ve onuruyla ölen herkeste müşahede edilmektedir.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Bkz. Yusuf Kandehlevî, Hayâtü’s-Sahâbe, 1/515-516; İbn Hacer, İsâbe, 1/191; İbnü’l-Cevzî, Sıfatü’s-Safve, 1/313
[2] İbn Kesîr, el-Bidâye, 4/49
[3] Buhârî, Cihâd, 41; Müslim, Fedâilu’s-Sahabe, 48
[4] İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-⁄âbe, 2/250, Ali el-Muttakî, Kenzü’l-Ummâl, 13/211
[5] İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-⁄âbe, 4/134; Yusuf Kandehlevî, Hayatü’s-Sahâbe, 2/45
[6] Ali el-Muttakî, Kenzü’l-Ummâl, 13/536-537
[7] İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe, 4/134-135; İbn Kesîr, el-Bidâye, 7/268 |