8 Ramazan 1429
08 Eylül 2008, Pazartesi
8 Ramazan 1429
08 Eylül 2008, Pazartesi
Ayet
Tövbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, oruç tutanlar, rükû edenler, secdeye kapananlar, iyiliğe özendirip kötülükten sakındıranlar, Allah'ın sınırlarını koruyanlar.Müjdele o müminleri!
(Tevbe-112)
hadis
Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır.Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin!
Deylemi-Buhari

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 35 (15 Kayıtlı ve 20 Misafir) bulunmaktadır.

Online   Almula, arzum13_84, bir lahza, hafsa, kebirulcady06, KoRSaN, lale, menekşe, siyahsancaktar, ta-ha, uşaklı, yahya, ŞüHeDa Dagistan, Hak-dilaram
Tekil Mesaj gösterimi
Ummu Seleme
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 3.215




Teşekkür etti: 6.575
Teşekkür aldı: 2.095 konuda 6.110 kere
kucult  büyük
Cihad Hakk'a Şahitliktir


Cihad, bir yönüyle de Hakk’a şahidlik vazifesidir. Nasıl bir mahkemede hak ve hukukun kime ait olduğunu tesbit için şahidler dinlenir ve hüküm verilirken onların şehadetleri nazara alınır. Öyle de, cihad yapanlar yeryüzünde inkâr cephesiyle muhakeme*leş*me*de, en gür sadalarıyla “Allah vardır” diyerek yer ve gök ehline şe*ha**dette bulunmaktadırlar.


“Allah, melekler ve adalette sebat eden ilim adamları şahidlik etmiştir ki, O’ndan başka ilah yoktur. (Evet) güç ve hikmet sahibi Allah’tan başka ilah yoktur” (Âl-i İmrân, 3/18) ayeti bütün açıklığıyla bize bu hakikati anlatmaktadır.

Evet, aynı çizgide şu üç şehadetin zikredilmesi ne manidardır:

1) Allah (c.c), kendi varlığına şehadet eder. Bu şehadeti vicdanlarında hakikate ermiş olanlar öylesine farklı duyarlar ki, onların vicdanlarında duyduklarını, kitapların beyan etmesi mümkün değildir.

2) Melekler de, Allah’ın varlığının şahidleridir. Melekler, saf ve dupduru nurdan yaratılmışlardır. Fıtratları katışıksız, pırıl pırıldır. Şeytan, onların içine küfür ve dalâlet sokamamış ve aslî yapıları kat’iyen bozulmamıştır. Ayna gibidirler.. ve işte bu pak mahiyet*lerde de Cenab-ı Hakk’ın tecellileri görülür, duyulur ve okunur.

3) İlim sahipleri de, Allah’ın varlığına şehadet ederler. İşte bütün dünya Allah’ı inkâr etse, bu üç şehadet, O’nun varlığını isbata kâfi ve yeterlidir.

Evet, öyledir. Zira bizler, bütün çıplaklık ve azametiyle bu hakikati zaten vicdanlarımızda duymaktayız. Hem de başka delile ihtiyaç hissetmeyecek şekilde duymaktayız. Bu şahidlik, mele-i a’lanın sakinleri için de yeterlidir. Sonra, yerdeki kör ve sağırlar, kâinattaki ilânât ve tarrakaları duymuyor ve İlahî sanat çizgilerinde O’nun âsârını göremiyorlarsa, bunlara karşı da ilim sahiplerinin şahidliği yeter.

Mücahidler Allah’ın şahidleridirler ve Allah’ı inkâr hesabına kurulan mahkemelerde, en gür avazlarıyla haykırıp, “Biz, Allah’ın şahidleriyiz” diyeceklerdir. Zaten nebiler de bu şehadet vazifesini en yüksek keyfiyette ifa etmek için gönderilmişlerdir. Kur’ân bu hakikati şu ayeti ile bildirir:

“Müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberler gönderdik ki, insanların, peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri kalmasın. Allah, izzet ve hikmet sahibidir. Allah, sana indirdiğine şahidlik eder, onu kendi ilmi ile indirdi. Melekler de buna şahidlik ederler ve şahid olarak Allah kâfidir.” (Nisâ, 4/165-166)

Her millet içinde, o milletin ufkunu aydınlatmak için bir nebi zuhur etmiştir. Son zuhur eden nebi ise, bütün insanlığın ufkunu aydınlatmak için gelen İki Cihan Serveri’dir. Kur’ân, bu mevzuu da hatırlatma çizgisinde O’na şöyle seslenmektedir
“Ey Nebi! Şüphesiz biz seni, şahid, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.” (Ahzâb, 33/45)

يَا أيُّهَا النَّبيُّ “Ey Nebi” ifadesinin başında bir يَا أّيُّهَا النَّبيُّ lâm-ı tarif vardır. Bu, bilinen; maruf bir insan demektir. Allah Rasulü, nereden bakılırsa bakılsın peygamberliği bilinen bir insandır. Hatta O’nun nebiliği, cansız varlıkların (cemâdâtın) selamlaması, bitki*le*rin temennâsı ve hayvanların serfürû etmesiyle bile ma’lum ve meşhuddur. O, herkesin bildiği, inkârı mümkün olmayan, belli öyle bir peygamberdir ki, Kur’ân-ı Kerim O’na hitaben,

“Ey bilinen, ma’lum nebi!” demektedir. Zaten, taş gibi gönüllerin bile O’nun karşısında eriyip gitmeleri, O’nun bilinen nebi oluşunu isbat etmiyor mu?

Yukarıdaki ayette “أَرْسَلْنَاكَ” ifadesinde, muhatap sığasıyla “seni” denilmekte ve âdeta rahmetle diz dize gelmiş bu rahmet ve Şefkat Peygamberi’ne bu vasıflarından dolayı telmihte bulunulmaktadır.

“شَاهِداً”, yani insanlığa seni şahid olarak gönderdik; onlara Beni duyuracak ve Benim şahidim olacaksın. Bütün cihan seni yalanlasa ve inkâr etse de sen yine Allah’ın varlığını ilan edeceksin. İşte sen, böyle bir şahidsin.

Bir de arkandan gelen şahidler cemaati var ki, onlar bütün insanlığa, sen de onlara şahid olacaksın, “bunlar benim” diyecek ve onların şehadetine şahidlik edeceksin. Ve aynı zamanda hadisin ifadesiyle O’nun ümmetinin şehadeti, mahşerde bir kısım nebileri de mesuliyetten kurtaracaktır.[1]



--------------------------------------------------------------------------------


[1] Bkz; Buhârî, İ’tisâm 19, Müsned, 3/32; İbn Mâce, Zühd, 34
eski 02.09.2006, 22:09 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
Ummu Seleme isimli üye'ye teşekkür edenler
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:38 .


Page generated in 0,20741 seconds with 13 queries