| Super Moderator (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.483
3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310 Teşekkür etti: 3.218
Teşekkür aldı: 1.261 konuda 4.621 kere
| İşte, bak:
O zât öyle bir salât-ı kübrâda duâ ediyor ki,
güyâ şu cezîre, belki arz,
onun azametli namazıyla namaz kılar, niyaz eder.
Bak, hem öyle bir cemaat-i uzmâda niyaz ediyor ki,
güyâ benîâdem'in zaman-ı Âdem'den asrımıza,
Kıyâmete kadar bütün nurânî kâmil insanlar,
ona ittibâ ile iktidâ edip duâsına âmin diyorlar.
Hem bak,
öyle bir hâcet-i âmme için duâ ediyor ki,
değil ehl-i arz,
belki ehl-i semâvât,
belki bütün mevcudât,
niyazına, "Evet, yâ Rabbenâ, ver, biz dahi istiyoruz" deyip iştirak ediyorlar.
Hem öyle fakirâne,
öyle hazinâne,
öyle mahbubâne,
öyle müştâkâne,
öyle tazarrûkârâne niyaz ediyor ki,
bütün kâinatı ağlattırıyor, duâsına iştirak ettiriyor.
Bak,
hem öyle bir maksad,
öyle bir gâye için duâ ediyor ki,
insanı ve âlemi,
belki bütün mahlûkatı
esfel-i sâfilînden, sukuttan, kıymetsizlikten, faydasızlıktan
âlâ-yı illiyyîne, yani kıymete, bekâya, ulvî vazifeye çıkarıyor.
Bak,
hem öyle yüksek bir fîzâr-ı istimdâdkârâne
ve öyle tatlı bir niyaz-ı istirhamkârâne ile istiyor, yalvarıyor ki, güyâ bütün mevcudâta ve semâvâta ve Arşa işittirip,
vecde getirip, duâsına "Âmin, Allahümme âmin" dedirtiyor.
Bak,
hem öyle Semî, Kerîm bir Kadîr'den,
öyle Basîr, Rahîm bir Alîm'den hâcetini istiyor ki,
bilmüşâhede en hafî bir zîhayatın en hafî bir hâcetini,
bir niyazını görür, işitir, kabul eder, merhamet eder.
Çünkü,
istediğini-velev lisân-ı hal ile olsun-verir
ve öyle bir sûret-i Hakîmâne, Basîrâne, Rahîmânede verir ki, şüphe bırakmaz,
bu terbiye ve tedbîr, öyle bir Semî ve Basîr ve öyle bir Kerîm ve Rahîm'e hastır.
Acaba
bütün efâzıl-ı benî Âdem'i arkasına alıp,
arz üstünde durup,
Arş-ı Âzama müteveccihen el kaldırıp
duâ eden şu şeref-i nev-i insan
ve ferîd-i kevn ü zaman
ve bihakkın Fahr-i Kâinat ne istiyor?
Bak, dinle;
saadet-i ebediye istiyor,
bekâ istiyor,
likâ istiyor,
Cennet istiyor.
Hem, merayâ-i mevcudâtta ahkâmını
ve cemâllerini gösteren
bütün esmâ-i kudsiye-i İlâhiye ile beraber istiyor.
Hattâ,
eğer rahmet, inâyet, hikmet, adâlet gibi,
hesabsız o matlûbun esbâb-ı mûcibesi olmasa idi,
şu zâtın tek duâsı,
baharımızın icadı kadar kudretine hafif gelen
şu Cennetin binâsına sebebiyet verecekti.
Evet,
nasıl ki onun risâleti
şu dâr-ı imtihanın açılmasına sebebiyet verdi;
öyle de,
onun ubûdiyeti dahi,
öteki dârın açılmasına sebeptir.
Acaba ehl-i akıl ve tahkike
"İmkân dairesi dahilinde, şu andaki durumdan daha güzel yoktur."
dediren şu meşhud intizam-ı fâik,
şu rahmet içinde kusursuz hüsn-ü san'at
ve misilsiz cemâl-i Rubûbiyet,
hiç böyle bir çirkinliği,
böyle bir merhametsizliği,
böyle bir intizamsızlığı kabul eder mi ki,
en cüz'î, en ehemmiyetsiz arzuları, sesleri ehemmiyetle işitip
ifâ etsin,
en ehemmiyetli, en lüzumlu arzuları ehemmiyetsiz görüp işitmesin, anlamasın, yapmasın?
Hâşâ ve kellâ, yüz bin defa hâşâ;
böyle bir cemâl, böyle bir çirkinliği kabul etmez, çirkin olmaz.
Şimdi, gel,
üstünde döneceğimiz her asra birer birer bakacağız.
Bak, nasıl her asır,
o şems-i hidâyetten aldıkları feyiz ile çiçek açmışlar;
Ebû Hanife, Şâfiî, Bâyezid-i Bistâmî, Şâh-ı Geylânî, Şâh-ı Nakşibend, İmâm-ı Gazâlî, İmâm-ı Rabbânî gibi milyonlar münevver meyveler veriyor.
__________________ bin bıçak var sırtımda.. biniyle de adaşsın.. her biri hayran sana.. |