Bayrak
4 Recep 1429
07 Temmuz 2008, Pazartesi
4 Recep 1429
07 Temmuz 2008, Pazartesi
Ayet
Ey iman edenler! Allah’tan korkun, herkes yarına ne hazırladığına baksın.
Haşir-18
hadis
Allah’ım! Recep ve Şâbânı hakkımızda mübarek kıl, bizi Ramazan’a kavuştur.
Müsned

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 36 (1 Kayıtlı ve 35 Misafir) bulunmaktadır.

Online  


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee
Tekil Mesaj gösterimi
Ummu Seleme
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.983


2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330
Teşekkür etti: 6.145
Teşekkür aldı: 1.875 konuda 5.302 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
KALBİN MÂHİYETİ

..:: 1 ::..

Dînin temel gâyesi, Hakk'a kul olduğunun idrâk ve şuurunda olan zarif ve derin insanlar yetiştirmektir. Bu maksadın hâsıl olması, ancak ve ancak, Hakk'a kulluğun lâyıkıyla idrâk ve îfâ edilmesine bağlıdır. İnsanın olgunlaşarak mânen yüksek bir seviyeye ulaşması, kalb âlemindeki ulvî heyecan, lâhûtî ürperiş ve kudsî kıpırdanışlar nisbetinde gerçekleşir.
Kalb, bedenî ve rûhânî âlemimizin merkezidir. Onun bedenî hayâtın devâmında merkezî bir rolü vardır. Gerçekten insan vücûdundaki milyarlarca hücreden herhangi birine tâze kan ulaştırılması, âzamî dört saniyeden daha uzun bir müddetle kesintiye uğrarsa, o hücre hayâtiyetini kaybeder. Bedenî hayât için böyle ehemmiyetli olan kalb, aynı zamanda insandaki tahassüs kudret ve kâbiliyetinin merkezini teşkîl eden mânevî bir cevherdir. Buna göre kalb, hem uzviyyet ve hem de mâneviyât cihetiyle insan varlığının sultânı mesâbesindedir. O derecededir ki, bir tefekkür merkezi olan beyin bile, ondan sâdır olan hissiyâtın tesiri altında fikir üretir. Bu demektir ki kalb, sahib olduğu tahassüs kâbiliyetiyle, dimâğ da dâhil olmak üzere bütün uzviyyete hâkim olan aslî bir rol oynar. Heyecanlanan birinin eli titrer, kalb çarpıntıları artar. Herhangi bir hâricî tesirin tahrîk ettiği merhamet, öfke, muhabbet gibi hislerin tefekküre, irâdeye ve netîcede hareketlere yön verişi, beşerî bütün davranışlarda müşâhede edilebilen bir gerçektir.
Kalb, mânevî yönü itibâriyle bir hak ve hakîkat pusulasıdır. Bu vazîfe ona, Cenâb-ı Hakk'ın tâyini ile yüklenmiştir. Lâkin o, yaratılış maksadının aksine bir şartlandırılma ile bu fıtrî yörüngeden uzaklaştırıldığı zaman, menfîliklere sürüklenmekten kurtulamaz. Bu takdîrde sahibini dünyâ ve âhirette âbâd etmek yerine berbâd etmenin âmili olur. Bu sebepledir ki onu, yaratılış gâyesine göre yönlendirecek tesirlere tâbî kılmak ve ilâhî gâyeye mâtuf temâyüllerini takviye edip geliştirmek, beşerî terbiyede pek ehemmiyetli bir meseledir.
Âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak, kalbin dünyevî lezzetlere aldanarak, sâhibinin ebedî âlemde mahrûmiyet içinde kalmaması için, biz kullarını îkaz sadedinde:
"Ey insanlar! Allâh'ın vaadi elbette ki haktır. Sakın dünyâ hayâtı sizi aldatmasın! Hîleci şeytan, Allâh'a karşı sizi kandırmasın!" (Fâtır, 5) buyurmuştur.
Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh- da, insanın aslî gâyesinden sapmaması için nefsânî arzularını dizginlemesi gerektiğini şöyle ifâde eder:
"Teni aşırı besleyip geliştirmeye bakma! Çünkü o, sonunda toprağa verilecek bir kurbandır. Sen, asıl gönlünü beslemeye bak! Yücelere gidecek ve şereflenecek olan odur."
"Bedenine yağlı ballı şeyleri az ver. Çünkü onu gereğinden fazla besleyen, nefsânî arzulara düşüyor ve sonunda rezîl olup gidiyor."
"Rûha mânevî gıdâlar ver. Olgun düşünüş, ince anlayış ve rûhî gıdâlar sun da, gideceği yere güçlü, kuvvetli gitsin."
Lokman Hekim de oğluna gafletten îkâz sadedinde şu nasîhatte bulunur:
"Yavrum! Dünya, dipsiz bir deryâdır. Ârif olmayan âlimler ve pek çokları bunda helâk oldular. Bu deryâda senin gemin, Allâh'a mutmain bir kalb ile îmân etmek olsun. Geminin donanımı ise takvâ ve ibâdet olsun. Denizlerde seyr ü sefer ettiren bu geminin yelkeni de tevekkül olsun. Umulur ki ancak bu sûretle kurtuluşa erebilirsin." (Beyhakî, Kitâbü'z-Zühd, 73)
Bir yönüyle bedenin, diğer yönüyle ise mâneviyâtın merkezi olan kalb, beden için ne derecede lüzûmlu ve ehemmiyetli ise, rûhânî hayat için de o ölçüde büyük bir ehemmiyet taşır. Lâkin insanı insan yapan, sûretten ziyâde rûhî yapısı olduğundan, kalbin mânevî rolü, uzvî rolünden her yönüyle üstündür. Bu mânevî vasfı itibâriyle ve kendisindeki pek ince sır ve hikmetler sâyesinde insanın "insanlık" mânâ ve fazîletine kavuşmasını sağlayan yegâne müessir kalbdir. Bu hikmete mebnîdir ki îmân "dil ile ikrâr"dan önce, "kalben tasdîk" ile vücûd bulur. Câlib-i dikkattir ki burada zihnen veya fikren kabullenişten ziyâde, kalbe âit bir "tasdîk" kâfî görülmüştür.
Nasıl ki, kâinâtın özü kabul edilen insanda hayır ve şer, ulviyyât ve süfliyyâta dâir istîdâd ve temâyüller, fıtraten bir arada mevcûd ise, aynen bunun gibi insanın özü olan kalbde de bu zıt istîdâd ve temâyüller bir aradadır. Gerçekten o, melekî tasarruflar kadar şeytânî müdâhalelere de açıktır. Denilebilir ki kalb, hayır ve şerrin, takvâ ve fücûrun yâni melekî ve şeytânî güçlerin bir mücâdele sahasıdır. Kalbler, bir ömür boyu bu melekî ve şeytanî tecellî ve temâyüllerle çalkalanır durur.
eski 03.09.2006, 18:25 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #3
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:14 .