| ruhu merak ediyordum... Bir yakınımın vefatından sonra insan ruhunun ne olacağını merak ediyordum.
Mufassal Medeni Ahlak adlı bir kitapta aradığımı buldum. RUHUN İSBATI VE EBEDÎLİĞİ HAKKINDA NAKLÎ VE AKLÎ DELİLLER
İbnu Kayyim ve diğer birçok ulemânın tasrih ettikleri gibi ruh bedenden alâkasını kestikten sonra kendi ameline münasib bir sûret alır. Kabz melekleri onu semâya yükseltirler. Eğer saîd ise güzel sûreti, değilse fenâ bir sûreti alır ve kıyamete kadar berzah âleminde kalır. Şu halde keşif ve rüyada görülen ölülerin ruhları, bizzat kendileri değil sûretleridir. Şeyh Ahmed Gümüşhânevî Hazretleri buyurduğu gibi, ruhun hakîkatini görmek iddiasında bulunan kimse mürted olur. Çünkü melek hakîkati üzere görülmediği gibi, ruhlar da kendi hakîkatleri üzerinde görülmezler. Çünkü Sâlihlerin ruhları enerji ve hatta melek ışığından daha parlaktırlar. Bunların nurlarının maddi bir gözle görülmeleri muhaldir. Zira maddi göz onları görürse derhal su haline gelir. Demek maddi gözler nurlara bakmaya kabiliyetli değildir. Peygamber ise, Onun maddi gözü de nur idi. Onun için melek ve ruhları görmeye kabiliyetliydi. Şübhesiz Peygamber ruhları ve melekleri asıl sûreti üzere görmüştür. Nitekim:
“Muhakkak ki şehidlerin ruhları yeşil kuşların içerisindedirler” buyrulmuştur. Demek Peygamber, kuşla sûretlenmiş şehidlerin ruhlarını müşahade etmiştir. İmam Münâvi ve Gümüşhânevî bu hadisin şerhinde: “Melekler güzel sûretle cisimlendiği gibi, ruhlar da bedenden ayrılması ile kuşların sûretiyle sûretlenir, yani kendisi bir kuş gibi olur. Doğrusu ruhlar bedenden ayrılmalarıyla kalıblaşırlar.” Demektedirler. Dikkat edilsin ki, “kalıblaşır” demek kalbleşir demek değildir. Binaenaleyh bu hadiste tenasuh mezhebine bir delil yoktur. Aynı zamanda felsefecilerin: “Ruhlar ayrılmasıyla muattal kalır.” Demeleri asla doğru değildir. Akıl sahiblerinin ittifakı ile ruhlardan bir kısmı tasarrufçu da olurlar. Bu ise tenasuh değildir. Çünkü tenasuh mezhebinde olanlar, ruhların tekrar şimdiki aleme dönmelerini iddia ederler. Bu ise bâtıl bir görüştür. Mevzubahsimiz olan ruhların cesedlenmesi ise müşahade ettiğimiz bu madde aleminin başkasıdır, yani melekût alemidir. O ise kendilerine mahsus yine ruhani bir alemdir. O aleme göre onlar lezzetlenirler. Nitekim Tac-ul-Ulema İmam Subkî de diyor ki; “Ruhların melekuti olarak cisimlenmesi, müşahade ettiğimiz maddi alemden men olmakla beraber melekuti bir cisimde kalmalarıdır. Gezerler, tasarruf da ederler, amma bizim gibi madde aleminde görünmeye müsadeleri yoktur.
“Şübhesiz Mü’minlerin ruhları göğün yedinci katındadırlar; cennetteki yerlerine bakarlar.” Mealindeki hadise göre bu teklif diyarında ruhlar bedenle irtibat kurunca his, meyil, gazab, hareket ve hararet gibi duyulardan mürekkeb nefsler, onları dünya lezzetine cezbederler, melekûtiyet aleminin lezzetinden mahrum ederler. Binaenaleyh ruhlar madde aleminde hapsolunurlar. Bedenlerinden alakalarını keserlerken iman ve salih amel vasıtasıyla tekrar ruhlar melekut olan alemlerine yükselirler, a’lâi illiyyînde lezzetlenirler, dolaşırlar; bazen evlerini, kabirlerini ve hatta dostlarını bile ziyaret ederler. Tekrar bu madde alemine gelmek müstesna, bunun dışında mutlak serbestiyettedirler. Şakîlerin ruhları ise siccînde hapsolunurlar. Bunlardan muvakkat azab sahibleri de dünyadaki mahkumlar gibi izin almakla bazı şerefli gecelerde kendi evlerini ziyaret ederler ve dilekte bulunurlar. Hatta bazı hadislerde: “ Mü’minlerin ruhları kendi evlerinin kapılarına gelirler, derler ki: “Allah rızası için bize bir hayr ve hasenat yapın ki azabdan kurtulalım.” Onlar da eğer hayr yaparlarsa, memnun ve dua ile dönerler. Aksi takdirde mahrum ve beddua ile dönerler.” Diye rivayet olunmaktadır. Amma kafirlerin ruhları ise bundan da mahrumdurlar.
“Muhakkak mü’minlerin ruhları yeşil kuşlardır. Cennet ağaçlarından bir ağaca asılırlar.” Mealindeki hadis-i şerifte Salih mü’minlerin ruhları şehidlerin ruhları gibi bedenlerinden ayrılmalarıyla yeşil kuşlar suretine girerler denilmektedir. Fakat hepsi bir surette olurlar demek değildir vesselam. Nitekim Cebrail Dihye adlı sahabinin şeklinde göründüğü gibi siyah saçlı, beyaz elbiseli, tertemiz, güzel ve parlak bir gencin suretinde de görülmüştür. Hatta iman, İslam ve ihsan sorularını soran gencin Cibril olduğu tasrih olunmuştur ve nitekim o hadise Cibril hadisi denmiştir. Şehidlerin ruhları ayrıca yer içerler de. Nitekim “…. Bilakis onlar Rabb’leri nezdinde rızıklanırlar ve diriler.” (Al-i İmran 169) mealindeki ayet-i kerime şehidler hakkında bu hükmü apaçık beyan etmiştir.
“Muhakkak kafirlerin ruhları, siyah kuşların kursağındadırlar. Ateşten yer içerler ve ateş olan yuvaya sığınırlar ve şöyle derler: Ey Rabb’imiz! Kardeşlerimizi bize ilhak etme. Bize va’detmiş olduğun azabı onlara verme.” Mealindeki hadis-i şerif de kafirlerin ise fena rızıklarla rızıklandıklarını beyan buyurmaktadır. Şu halde “Herkesin ruhu nefsiyle birlikte kabrinin harabesindedir.” Diyen hadis uleması, azabda olan ruhları kasdetmişlerdir. Bu hadislerde dahi tenasuh mezhebine delil yoktur. Şu hadis-i şerif onları reddetmektedir:
“Sizden biriniz öldüğü zaman, sabah ve akşam ona yeri arzolunur (gösterilir). Eğer cennetlikse cennet ehlinden, cehennemlikse cehennem ehlinden. Ve ona şöyle denilir: Burası – Allah seni haşre gönderinceye kadar- yerindir” buyrulmuştur. Yani dünya hapsinden sonra ruhların tekrar dünyaya gelip bir cesede girmeyeceği bu hadisle beyan olunmuştur.
“Sizden biriniz dünyada tanıdığı mü’min kardeşinin kabrine uğrayıp selam verir vermez, şübhesiz o da onu tanır ve selamına da icabet eder.” Buyrulur. Bu hadis-i şeriften şöyle anlıyorum: Ölümden sonra mü’min bir insanın nefsi kabrinde, ruhu da iman, ihlas ve amelinin derecesine göre serbest hayatta bulunur. Diri bir mü’min kardeşi kabrine gidip selam verdiği zaman toprağın zerrelerinde olan nefse akseden ruh derhal haberdar olup selamını alır. Selam vermek esnasında ruh selam vereni de tanır. Ancak dünya hayatından ayrıldığı için sesi işitilmez. Bugünkü televizyonlar, yani tek taraflı ses bildiren cihazlar bunun bariz misalidir.
“Hiçbir kimse bana selam verenlerden yoktur ki Allah Teala onu Bana bildirmemiş, ruhumu bedenime döndürmemiş ve Ben de onun selamına icabet etmemiş olayım.” Buyrulmuştur. Yani kabrimdeki cesedime selam verenden haberdar olur ve selamına icabet ederim demektir. Mirac kıssasında da Peygamber aleyhisselam semaya yükselmeden evvel, İbrahim ve Musa aleyhimesselam Peygamberleri kabirlerinde namaz kılarken görmüş, semaya yükseldikten sonra da onları görmüş ve görüşmüş. Şübhesiz kabirde olan onların nefs ve bedenleri, semada olanlar da ruhlarıdır. Arif el-Burcani’den naklen Şeyh Mahmud Alusi de bu meseleyi yazdıktan sonra şöyle der: Burada artık müşkül hallolmuştur. Ölümden sonra ruhlar ayrı serbest hayatla yaşar, nefsler de kabrin toprağının zerreleri içerisinde kıyamete kadar kalırlar. Haşirde tekrar birleşir, şimdiki hayat gibi bir hayata sahib olurlar. “ Demekki bizim onlardan habersiz oluşumuzun sebebi onların nefs ve ruhlarının birbirinden ayrılmalarıdır. Nitekim İbnu Hacer, Alusi’den evvel Şemail-i Şerif şerhinde bu meselede uzun uzadı izahlar vermiştir. Ve hatta bu hususta ashabdan birçok menkıbeler nakleder. Nakledersem müşküller olacaktır. |