11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
Ayet
Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
hadis
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

hangi mevsimi seviyorsunuz????
ilkbahar: 47,75%
yaz: 16,22%
sonbahar: 25,23%
kış: 10,81%
Katılımcı sayısı: 111. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 50 (8 Kayıtlı ve 42 Misafir) bulunmaktadır.

Online  ay-ışığı, bir lahza, hafsa, kabiliyet, kardem, Sakallı, tayyibe MafraK


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

İncİler Maİl Grubu


Tekil Mesaj gösterimi
Hak-dilaram
Hakkperest
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873


 
Teşekkür etti: 10.549
Teşekkür aldı: 4.038 konuda 18.103 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
Ehli inad gibi tevessülü bırakmak yahud cahil sofiler gibi tevekkülü bırakmak doğru değildir; ikisinin beraberliği şarttır. Zira her iki fikri de Rasûlu Muhterem sallallahu teala aleyhi ve sellem reddedip iki kelimede beyan buyurmuştur. Şöyle ki müstakbel fiiliyle " : " Allah'ım! Gerçekte ben ( bütün masivâdan ümid keserek sadece) Rahmet Nebisi olan Muhammed'in yani Sen'in Nebin'in vesilesiyle kalben ve ihlas üzere San'a yönelmiş olduğum halde ( ihtiyaçlarımın giderilmesini) Sen'den isterim... " cümlesinde, kulun, yardım etmekte müstakil olmayacağı bildirilmiştir. " Men zellezî yeşfeu indehû illâ biiznihî.." ".. Allah'ın izni olmadıkça Nezdi'nde şefaat edecek kimmiş?.. " el-Bakara 255 buyrulmaktadır.

"... Allah'ım! Onu hakkımda şefaatçi kıl." cümlesi ile kul şunu demek ister. " Ya Rabb, Hazreti Rasûlu’ne izin ver ki bana yardımcı olsun." Bu sefer kul kendi başına Allah Teala'ya karşı kendini mahcub görürse ne şekilde meramını ifade edeceğini bilemediğinden ve kendini o huzura layık görmediğinden şöyle diyecek : " Ey Allah'ın Rasulu, ben Senin şefaatinle, hem de meded ve yardımınla Rabb'ime yöneldim. " Sonra mazi fiille teveccehtu bike demekle şunu ifade eder: Hakiki tesir edici Cenâb-ı Allah'tır, lakin Hazreti Fahr-i âlemi, rahmet yağmuruna bulut kılmıştır. Nasıl bulutsuz yağmur yağmaz ise, vesilesiz ve şefaatsiz de Allah Teâlâ'nın rahmeti inmez. Herkesçe malumdur ki, yağmuru yağdıran elbette Allah Teâlâ'dır. Feyz-ul-Kâdir c.2 s.234 Ğavs-ul-İbâd bi Beyân-ir-Reşad s.209

Allah'ım, bizler Nebîmiz sallallahu aleyhi ve sellem'e tevessül ederdik; bize yağmur yağdırman için. Gerçekte biz Nebîmizin amcasıyla san'a tevessül ederiz. Bize yağmur yağdır. Kenz-ul-Ummal c.9 s.5; Hakim'in Müstedrek'i c.2 s.32 Buhari'nin -bizim tesbitimize göre 960.hadis; İstiska babında.. Şerhi Fet-ul-Bari c.2 s.413 Şerhi Umdet-ul-Kari c.3 s.437, Şerhi Kermani c.5 s.103; Tefsir-i kurtubi c.6 s.159 Buhari şerhi İrşad-us-Sari c.2 s.228

Ashabı kiramdan hiçbiri hazreti Ömer'e, Peygamber ravzasında diridir; neden Ona tevessül etmiyorsun da, Hazreti Abbas'la tevessül ediyorsun demediler. Hepsi de Hazreti Ömer'le birlikte bu tevessülü kabul ettiler

Tevessül hususunda dilerseniz En-Nisa' 64 ve El-Maide 35. ayetleriyle alakalı İbnu kesir c.2 s.306; Alusi cüz 6 s.35; Keşşaf c.1 s.538; Tefsir-i Hatib c.1 s.307 ve sair tefsirlere bakınız; vesileden maksadın salih amel ve salih insan olduğunu görürsünüz.Bu hususta hiçbir tefsir diğerine muhalefet etmemiştir. Ehli Sünnet dışındakiler müstesna..

Hâfız İbnu Hacer ve İmam Aynî diyorlar ki: " Hazreti Ömer'in Hazreti abbas'la tevessülü hakkındaki hadis merfû'dur; ibnu Habban da Sahîh'inde tahric etmiştir. Bu kıssadan, hayırlı ve salahiyetli zevat ve Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in ehli beytiyle istişfa'nın müstehab oluşu istifade olunmaktadır. "

İbnu Teymiye, yukarıdaki hadisten dolayı, diri olan zevatla huzurlarında tevessülün caiz olduğunu, gıyablarında caiz olmadığını söylemektedir. Buhari'nin şarihlerinden Muhammed Enver Keşmîrî diyor ki: " Hafız ibnu Teymiye bunu men etmiştir. Ben de bu hususta müterettidim. Zira Tecrîd-ul-Kudûrî'den İmam A'zam'ın Allah'ın isimlerinden başkasıyla iksâmın caiz olmadığı sözünü nakletmiştir. Allah Teala'nın isminden başkasıyla iksâmın caiz olmamasını, tevessülün nefyine hamletmiştir. Eğer tevessül, iksam değil ise mesele İbnu Teymiye'nin dediği gibidir. Eğer tevessül iksam değilse, tevessül caizdir. "

Keşmirî'nin bu sözüne dikkat edilsin... Kendisi mütereddid olduğunu itiraf etmektedir. Allah'ın isminden başkasıyla iksam, Ehli sünnet arasında ihtilaflıdır. Amma tevessül, teveccuh, istişfa' ittifakla meşru'dur.

Hafız Zebîdî İthaf adlı eserinde : " Ebû Hanîfe ve arkadaşları, adamın: Filanın hakkı için, enbiyanın hakkı için, beyt-i haram hakkı için, meş'ir-ul-haram hakkı için şunu sen'den dilerim" demesini kerih görmüşlerdir. " Eğer Ebû Hanife tevessülü kerih görseydi, ulema ondan nakledecekti. -
Zevatlarla tevessül caiz olunca, ölüye tevessül ile diriye tevessül arasında fark yoktur. Allâme Şehâb-ur-Remeliyy-uş-Şafiî rahimehullah, " Avamın, belaya giriftar olduklarında ' ya şeyh filan' demelerine ne buyurursunuz? ' sorusuna : " Enbiya ve rusulle aleyhimussalatu vesselam, evliya, ulema ve Salihlerle istiğase caizdir. " cevabını vermiştir. Şeyh Abdulğânî En-Nablûsî Cem'u-l-Esrar fî Men'i Eşrâr an-it-Ta'ni fisSofîyet-il-Ahyar adlı eserinde, Şehab-ur-Remlî'nin sözünü naklettikten sonra şöyle devam eder : " Şehab-ur-Remlî, Ey İman edenler Allah'tan korkun ve vesileyi taleb edin.. " mealindeki ayete mebni, tevessül ve istiğasenin caiz olduğunu kastetmektedir. Nitekim Şehab remlî demiştir ki: Enbiya ve evliyaya, ölümlerinden sonda da sığınmak caizdir. Çünkü enbiyanın mu'cizeleri, evliyanın kerametleri, ölümleriyle kesilmez.

Şevâhid-ul Hak adlı eserde, Şeyh Yûsuf Nebehânî bu hususta dört mezheb ulemasının sözlerini nakletmektedir.

Hanefîlerden Hayreddîn-u Remlî el-Fetevâ-l-Hayriyye adlı eserinde " Bir takım insanların zikir esnasında ' Ya Şeyh Abdulkadir, şey Lillah' ' Ya şeyh Ahmet Rufâi, şey lillah' ve benzeriyle meded istemeleri hakkında ne buyurursunuz? ' sorusuna cevaben şöyle demektedir: " Onların Ya şeyh Abdulkadir demeleri nidâdır. Şey Lillah = Allah için bir şey demeleri, Allah Teala'nın ikramıyla bir şeyi taleb etmektir. Bunun haramlığına hiç bir gerek yoktur. Kayd-uş-Şerâid ve Nazm-ul-Ferâid adlı eserin müellifinin ' Şey lillah ' diyen ba'z kafir olur demesine mağrur olmaya gerek yoktur. Çünkü sözünün delili yoktur "

Binaenaleyh her iki Remlî'nin de fetvalarına göre, şeyhinden meded bekleyen e ona sığınan kimsenin talebi, masiyet ve küfür değildir. Binaenaleyh Saik Havva'nın Terbiye tun-er-Ruhiyle adlı eserinde böyle sözlerin şiadan Sünnilere geçmesini iddia etmesi, ' Meded ya seyyîd-i filan ' caiz değildir ve tevhide hücumdur demesi, böylece Hasan en-Nedev'in Müzakerat adlı risalesinde, bu gibi sözleri reddetmesi, delilsizdir. Bunlar, ustadlarıyla birlikte, bu noktada Ehli sünnet velCemaat ten ayrılıp Vahabilerle birleşmişlerdir. Zatlarla tevessülün şartı zatları kul olarak inanmaktır. Hakiki fail olarak inanmak şirktir.

Rasulullah'ın hayatından sonra da, Ona tevessül etmenin cevazına delâlet eden bir hususta şudur: Tehiyyattaki " Esselâmu aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berakâtuhu" Selam ve selametler, rahmetim ve bereketlerim senin üzerimdedir ey Nebim.. " sözüyle her mü'min Onu selamlar. Bu tevessülün ifadesidir.

Şimdiki fikir cereyanı, kabir azabını, şefaati, sırâtı, mi'râcı inkar eden nice melek kılığında şeytanlar vardır ki Vahabiyye fikrini neşrederler. Pek çok Müslümanlar da onlara aldanıyorlar. Hatta Merdâvî, İbnu Teymiye, İbnu Müflih ve İbnu Dûyan diyorlar ki: " Her kim kendisiyle Allah Teala arasında vasıtayı kabul ederse o kimse kafirdir = müşriktir. " El-insaf ( Merdâvî) c.1 s.327, İhtiyarat ' Teymiye) s.404, Furû7 ( İbnu Müflih) c.2 s.159 Menar-us-Sebîl c.2 s.404, Mukdis-ul-İkna' c.4 s.297 Yani demek istiyorlar ki, herhangi bir kuldan meded beklenilmez, ona rabıta kurulmaz, vasıta, şefaat, rabıta yoktur; bunlara inanan kimse mürteddir....

Halbuki milyarlarca, körü körüne değil naklî ve aklî delillerle din alimleri, nice Gazâlî ve Rabbânî gibi zatların arkasından giden zatlar, vasıtayı kabul etmişler ve inanmışlardır. Bu zatları tekfir etmek demek, ümmetin en büyüklerini tekfir etmek demektir. Binaenaleyh şimdiki profesörlerin ekserisi hatta neşriyatçıların çoğu bu hataya düşmektedirler. Halbuki İslamiyet’i sahih olan Müslümanlara kafir demek yahud onları kafir görmek küfrün ta kendisidir.

Müşahede ediyoruz ki, şimdiki müellifler, yukarda ismi geçen alimlerden naklediyorlar. Kendilerini Ehli sünnetten zannedip Ehli sünnet velCemaat'in inancı dışında pek çok fikirleri ileri sürmektedirler. Allah Teala bütün Müslümanları sapık fikirlerden muhafaza etsin ( Âmîn). Eski âlimlerin tabirinde kullanılan küfür kelimesi, küfrân-ı nimet (nimete karşı nankörlük) manasındadır, yoksa küfr-i hakîkî değildir. Buna dikkat edelim. Korkarım ve dilerim ki Mısır'a gelen darbe diğer İslam ülkelerine sirayet etmesin... Allah Teala bizleri muhafaza eylesin (Âmîn)

Vahhabiler ecdadları hariciler gibi, halen Salihlerin türbelerine, mürşid ve ehli beyte ve dört mezhebin tabi lerine, tarikatlerine kin bağlarlar. Her birisi de ictihad davası peşindedir. " Görüşüm " diye, sapık fikirlerini koskocaman müctehidlerin fikirlerine mukayese ederler. İşte mühim mevzulardan birisi de budur. Onun için tashih-i itikad her şeyden önce farz olduğundan, Ehli sünnet velCemaat’in fikirlerini ölçü tutarak eserleri okumak lazımdır. Şunu da bilelim ki eser okumakla insan kamil olmaz. Ancak eserleri kamil bir insandan öğrenip kemal-i edeble onunla amel etmek gerekir.

Bu mevzuda vahabilerin isimlerini teşhir etmekten utanıyorum. Fakat eski zamanda ve şimdiki zamanda İslam müctehidleri onları ismen belletmiştir. Kin tutmak ve intikam almaktan korkmamış olsaydım, her zümre içindeki vahabiyyul meşreb olan alimleri ve cahil sofuları ismen yazacaktım. Tuzaklarına düşmemek için istikameti düzgün, ilmiyle amil alimleri arayalım.
Enbiya ve evliyaya verilen izin sebebiyle mucize ve keramet olarak zuhura çıkan bütün olayların fâili Allah Azze ve celle'dir; bulut yağmurun yağmasına vesile olduğu gibi bunlar da mucize ve kerametin zuhuruna sebebdirler. binaenaleyh enbiya ve Salihlerin ruhânîlerinin, Mü'minlerin imdadlarına koşmaları, belaların kaldırılması için yalvarışları vakidir, müşahede edilmektedir. Şüphesiz bunlar hepsi şefaat kelimesine dahildir.
eski 27.08.2006, 14:53 Hak-dilaram isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #3
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 9 üye:
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:22 .