Bayrak
6 Recep 1429
09 Temmuz 2008, Çarşamba
6 Recep 1429
09 Temmuz 2008, Çarşamba
Ayet
Ey iman edenler! Allah’tan korkun, herkes yarına ne hazırladığına baksın.
Haşir-18
hadis
Allah’ım! Recep ve Şâbânı hakkımızda mübarek kıl, bizi Ramazan’a kavuştur.
Müsned

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 56 (8 Kayıtlı ve 48 Misafir) bulunmaktadır.

Online  adımmaviş, azadeyim, DuaLar, hafsa, hasret-yolcusu, HAvF & ReCa, siyahsancaktar mesutizm


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee
Tekil Mesaj gösterimi
İmran
Üyeliği kapalı
 
Üyelik tarihi: 23.07.2007
Mesajlar: 237


 
 
Teşekkür etti: 282
Teşekkür aldı: 182 konuda 534 kere
Bonaparte’dan Zağlul’a Mısır’da Masonluk

Bir semboller ve sırlar sistemi, azaları arasında uhuvveti istilzâm eden bir cereyân olarak masonluk, öyle anlaşılıyor ki Mısır’a ancak 18. asrın nihâyetinde, Napoleon Bonaparte’ın 1798’deki askerî seferiyle birlikte girmiştir. Bu çalışma, mezkûr târihden “Mısır Maşrıq-ı A’zamı”nın (Grand Orient d’Egypt, GONE) Mısırlı meşhûr üstâd-ı a’zamlarından (Grand Master) İdris Râgıb Paşa’nın 1922’deki ölümüne kadar masonluğun Mısır’daki târihini mevzû-i bahs etmektedir. Bu bir asrı ziyâdesiyle geçen zaman zarfında masonluğun –Nâsır tarafından 1961’de tamâmiyle lağvedilmezden evvel– Mısır’a girişine, tekâmülüne ve nihâyetinde sû-i şöhretine ve tezebzübüne şâhit olunmuştur.

Bu makâlede masonluğun rolü tedkîk edilmekte ve onun Şark ile Garb arasında nasıl bir râbıta vazîfesi gördüğü anlatılmaktadır. Binâenaleyh, burada sâdece Garb ideolojisinin 19. asrın nihâyetinde yükselen kavmiyyetçi Mısır güzîdegânı (élite) üzerindeki tesirleri –nasıl “masonluğun intişârı(nın) gerçekten Garb nüfûzunun bir husûsiyeti olduğu”[1]– ve mahallî siyâsî partilerin daha sonraki teşekkülü tasvir edilmemekte ve fakat bunlarla birlikte “müşterek bir toplantı zemîni” olarak mason localarının Mısırlı hâkim güçler ile aristokrasinin tesânüdü ve kenetlenmesinde nasıl bir vâsıta olduğu da gösterilmektedir.[2]


Bu mevzûda neşrolunmuş tenkidî literatürün birçoğunun kifâyetsiz oluşu ve 1961’de Nâsır’ın Masonluğu şiddetli bir şekilde lağvedişi nedeniyle arşiv evrâkının artık olmayışı, tahlîlimizin iki ana kısma taksîmini müncer olmuştur: (1) Başlangıcından itibâren Mısır masonluğunun muhtasar bir târihi; ve (2) 19. asrın nihâyetiyle 20. asrın bidâyetinde modern Mısır masonluğunun tahlîli –husûsiyle de Garblı masonik ideolojilerin, ileride takdîm edeceğim masonik bir âzâlık profili olan teşekkül hâlindeki Mısırlı güzîdegânın ve aristokrasinin tefekkürü ve zihniyeti üzerindeki te’sîrinin tahlîli.

Pek çok ilim adamını hayli zahmete sokan masonluğun ta’rîfi mes’elesi mevzûmuz hâricindedir. Binâenaleyh ta’rîflerdeki nüanslara girmeksizin Mısır masonluğunu sosyolojik zâviyeden tahlîl edib aşağıdaki topolojiyi bu cereyânın anatomisine tatbîk edeceğim: (1) Masonik cereyânın târihî arka-planı ve bünyevî teşkilâtı, (2) ideolojisi, ve (3) mahallî locaların âzâ profili

Târihî Arkaplan

Masonluğun târihini karakterize etmek için aşağıdaki sun’î taksîmi tatbîk etdim: târihin başlangıcına dayanan ilk veyâ kadîm (“operative” veyâ zanaatkâr) masonluk; ve ilk ışığı 17. asrın nihâyetinde İngiltere’de zuhûr eden ikinci veyâ modern (“speculative” veya bâtınî [esoteric]) masonluk.

Eski Operative (zanaatkâr) Masonluğa Medhâl

Müverrihler masonluktan umûmiyetle “kinâye (allegory) ile mestûr ve remzlerle musavver bir ahlâk sistemi” olarak bahsederler. Fakat masonluk aynı zamanda tesânüd hâlindeki âzâsının uhuvvetini iltizâm etmekte ve “kâinâtın mimâr-ı a’zamı” olarak zikredilen üstün bir varlığa îmân ile pek derin memba’ı vâsıtasıyla mâzîden ders almak –sembolizm– inancı üzerine binâ edilmiştir.[3]

Operative masonluk binâlar, katedraller ve muhtelif âbideler inşâsıyla iştigâl eden inşaâtçıları muhît bir lonca sistemi olarak başladı. Birçok müverrih bu cereyânın ilk def’a kadîm Mısır’da, Pharaoh Osiris döneminde teşekkül etdiğini iddiâ eder. Bir efsâneye göre Mısır kralı Osiris, memleket dâhilinde icrâ etdiği siyâsî, ictimâî ve iktisâdî ıslahâtda muvaffâk olmuştu. Medeniyeti için gösterdiği bu gayretlerin mahsullerini yaymak gâyesiyle kalifiye işçilerini teşkilâtlandırıb ihrâc etdi; hem bu sûretle irfânî ve siyâsî muvaffâkiyetlerini de ihrâc etmiş oldu. Mısır’a dönüşünde hasûd kardeşi Typhon tarafından katledildi. Eşi Isis, kocasının kâtili ortaya çıktıkdan sonra, kâtili tebri’e eden muhtelif âyinlerin icrâsı için bedenini krallığın papazlarına emânet etdi. Kadîm Mısır’da icrâ olunan bu âyinler, târihin kaydetdiği bu iğrenç işi tes’îd eden ilk icraâtlardan ba’zıları olarak değerlendirilmiştir. Osiris’in katli hikâyesi tamâmiyle efsânevîdir; bununla birlikte modern masonik kabûl törenleri hâlâ bu kadîm Mısır âyinlerini tedâî etdiriyor ve yine hâlen yabancıya tamâmiyle kapalı icrâ olunan mahrem âyinlerde bu kadîm âyinler taklîd ediliyor.

Masonluk daha sonra, masonların Süleyman Mâbedi’ni inşâ için (M.Ö. 1012) Tyre Kralı Hiram’ın nezdindeki bir lonca sistemi dâhilinde teşkilâtlandıkları mukaddes topraklara girdi. Dolayısıyla masonluk, menşe’i göz önünde bulundurulduğunda, mehd-i zuhûrunu kadîm Mısır’da; çocukluk, tekâmül ve teşekkül safhalarını ise Süleyman Mâbedi’nin inşâsı esnâsında yaşamış görünüyor.

Hiram’ın ölümünden sonra teşkilâtın sırları da zanaatkârları ve inşaâtçıları ile birlikte garba doğru gitdi. İlk önce Yunanistan’a daha sonra da Collegia Artificum’u kurdukları mukaddes Roma İmparatorluğu’na vardılar.[4] Bu zanaât cem’iyyetleri bilâhire kurûn-ı vustânın loncaları olmuşlardır. O zaman bu masonik loncalar Avrupa’da –İspanya’dan Belçika’ya, Fransa’dan İtalya’ya– ülke ülke gezmişler, gitdikleri yerlerde katedraller ve saraylar inşâ etmişlerdir. Husûsiyle bir ülkeye bağlı kalmamış olmak dolayısıyla da “hür” masonlar olarak adlandırılırlar.[5] Bu kurûn-ı vustâ loncalarında, ondokuzuncu asır mason cem’iyyetlerinin de icrâ etdikleri âyinler ve sır tutma yemîni vardı. Charles Dickens bunların birçoğunu Barnaby Rudge adlı eserinde hicveder:

“Çırak [bu mahrem cem’iyyete iştirâk etmek için] yemîn etmeyi kabul eder. Bu yemîn merâsiminin teferruâtı pek çokdur; meselâ merâsimin gerçekleşeceği mahallin tenvîri, her birinin içinde bir mumun yandığı iki kafatasıyla te’mîn edilir... artık tabanca (blunderbuss) ve süvari kılıcı ile îfâ edilen muhtelif icraâtı ve o sırada görünmeyen çırağın hayli melûl inlemelerini de saymıyorum. Bütün bu karanlık ve berbat törenler uzun bir sürede ikmâl edilir... üç bodrum katının muhâbere kapıları birdenbire ardına kadar serbestçe açılır... [ve kendilerini] zevke teslim ederler.”[6]

Modern Speculative (bâtınî) Masonluk

Onyedinci asrın âhirinde, rağbetin olmaması zanaatkâr (operative) masonların sayısında bir azalmaya yol açmış ve bunun bir netîcesi olarak geride kalan masonlar, inşaatçı olmayanları da kabul ederek localarının âzâlarını çoğaltmaya çalışmışlardır. Hakîki büyük binâ inşaâtı inkıta’a uğradığı için, bu kadar az sayıdaki âzâ tâ ki gerçek inşaatçı-mason olana kadar, farklı mesleklerden adamlar “kardeşliğe muntazaman kabûl ve inisiye edilmiş olacakları şartıyla” localara âzâ olmaya da’vet edildiler.[7] Daha 1640’larda asil, tüccar ve münevver sınıflardan insanlar localara kaydoldular. Misâlen Elias Ashmole 1641’de Warrington’daki (İngiltere) en eski gayr-i zanaatkâr (non-operative) locaya kabûl edilmişdir.[8] Albert Lantoine, modern speculative masonluğun doğuşuna tekâbül eden en önemli hâdisenin St. Paul Locası’nın 1703’deki infisâhı olduğunu yazar; fakat Robert Gould gibi diğer müverrihler ise bu târihi daha da gerilere götürüp 1619 olarak kaydederler.[9] Bununla birlikte modern masonluğun resmî tevellüd târihi olarak 1717 üzerinde umûmiyetle ittifâk edilir. Bu târihte Londra’da dört tane loca birleşmek sûretiyle masonik gücü tek bir ana locada, ya’ni Grand Lodge’da toplamış oldular. Böylece loncaların eski masonik düzeni tamâmıyla değişmiş oldu.

Bu tebdîl beklenmedik netîceler doğurdu. Rebold, mâziyle olan bu kopukluğun masonluğa ve masonluk temâyüllerine nasıl muazzam sürükleyici bir güç verdiğini anlatır: “Eğer masonluk ma’bed inşâsını bırakmışsa, eğer bu işi mimârî binâların yardımıyla bütün gönülleri İlâha, bütün gözleri ve umutları cennete yükseltmek için bırakmışsa, masonluk yine de ahlakî ve rûhî tenvîrine devam ediyordur.”[10]

Böylece masonluk mefhûmu, zâhidlerinin maddî büyük binâlar inşâsıyla meşgûl oldukları bir san’atdan, ruhânî bir ma’bed inşâsıyla meşgûl oldukları bir ilme doğru asırlar boyunca tahavvül etmişdir; bu tahavvülât, remzî tedrîsin (symbolic instruction)[11] yanı sıra “operative masonların iş sırlarının speculative masonların bâtınî sırları hâline gelmesi”yle[12] vukû’ bulmuştur. İmparatorluk devriyle birlikte beklenmedik bir sür’atle yükselişe geçilmiş ve –İngiliz İmparatorluğu’nun üstünlüğü (prépondérance anglaise) ve Fransızların medenîleştirme misyonu (mission civilisatrice) (sâyesinde)– modern masonluk daha ötelere, Amerika’ya, Hindistan alt kıtasına, Avustralya’ya ve Afrika’ya kadar uzanmıştır. Masonluk Mısır’a 1798’de, Napoléon Bonaparte önderliğindeki Fransız kuvvetlerinin İskenderiye’ye varışıyla birlikte girdi. Napoléon, masonluğa hiçbir zaman kabul edilmemiş olsa da, bu teşkilâtın vâsisi ve baş muhâfızı olmuştur.

Bonaparte 1798’de İskenderiye’ye ayak bastığında yerli ahâliye Fransız Cumhûriyeti’nin hürriyet ve müsâvât üzerine müesses olduğunu ilân etmişdi.[13] Fransız Generalinin bu beyânâtında cumhûriyet, hürriyet ve müsâvât gibi Mısırlılar için birçok yeni mefhûm telaffuz ediliyordu. Fakat her ne kadar Mısırlıların bu üç mefhûm hakkında bildikleri şeyler çok az idiyse de, içinde bulundukları şartlar da göz önüne alındığında, tabiî olarak bunların câzibesine kapıldılar. Mısır o sıralar Osmanlı İmparatorluğu’nun bir eyâleti idi ve yabancı Memluklular tarafından idâre ediliyordu.

Mısır’da ilk defa Fransız Generali Kléber tarafından 1799’da kurulan “Isis” Locası’nın parolası Fransız İhtilâli’nden mülhem idi: Hürriyet, Uhuvvet ve Müsâvât. Loca bir çok Mısırlıya pek de câzib gelmiyordu. Başlangıçta Locaya kaydolanlar Bonaparte’ın yakın mâiyyeti, Fransız ordusunun askerleri, Fransa’ya sempati besleyen Mısırlılar veya Fransız ordusunun müsâmaha ve muhâfızlığına karşılık onlara ateşli sadâkatlerini göstermek isteyen şahıslar idi. Isis Locası’nın ömrü uzun olmadı. Loca Fransız ordusunun 1801’de Mısır’ı terk edişinden üç yıl sonra kapandı. Bununla birlikte Fransızlar arkalarında çok mühim bir şey bırakmışlardı: Parolalarındaki güçlü ideoloji. On yıllar süren uyku dönemine rağmen, asrın ortasında, Muhammed Ali [Paşa] bir grup Mısırlıyı muhtelif ilimleri, dilleri ve edebiyatları tahsîl edib Mısır’da kendi vatandaşlarına öğretmeleri için Avrupa’ya gönderdiğinde mezkûr parola yeniden zuhûr etdi. Avrupa’ya gönderilen bu talebeler arasında en meşhur olanları Rifa’a Tahtavî ve Selim Butrus idi. Bu âlimler Avrupa’da kaldıkları süre içerisinde değişik gâyelerle kurulan husûsi cem’iyyetlerin kesretinden müteessir olmuşlardı. Bu muhtelif cem’iyyetler arasında loncalar, müzeler, masonik localar ve görünürde “ferdlerin tek başlarına hiç bir zaman ulaşamayacakları hedeflere varmak için”[14] kurulmuş olan diğer değişik cem’iyyetler bulunmaktaydı. Bu âlimleri en çok etkileyen husûs ise bu cem’iyyetlerin, mevzû-i bahs hedefleri yakalamak amacıyla ferdlerin şahsî teşebbüsleri sonucu kurulmuş olmaları ve hükûmetlerin kontrolünden tamâmen âzâde bulunmalarıydı.[15] Bu cem’iyyetlerin ve mahrem hizipleşmelerin ba’zısı “siyâsî karakterli idi”; bunların çoğu, ondokuzuncu asrın ortalarındaki Mazzini gibi ihtilalci fikirlerle aşılanmış idi.[16] Mısırlı mezkûr âlimler, bu durumdan hareketle, bu cem’iyyetlerin Avrupa irfânının muvaffâkiyet ve inkişâfının ana katalizatörleri arasında yer aldıkları ve “eğer Arab dünyasında aynı model tâkib edilecek olursa Arabların da bu şâyân-ı takdîr netîcelerin benzerlerine ulaşmalarının mümkün olacağı”[17] hükmüne vardılar. Bu zevât Mısır’a döndüklerinde mahallî aristokrasinin ve münevverânın kâhir ekseriyetini te’sîrleri altına aldılar.

Daha 1845’te Kâhire’de “Pyramides” Locası kuruldu ve direkt olarak Fransız Maşrık-ı A’zamlığı himâyesindeydi. Bu Loca, ileride açıklayacağımız birtakım nedenlerden dolayı rağbet görür oldu ve dönemin yüksek sosyetesinin sık sık gitdikleri bir yer hâline geldi. O günden beri, husûsiyle de Hidiv İsmail devrinde (1863-79), Mısır, masonik locaların ve masonların muazzam bir şekilde çoğalmasına şâhid olmuşdur. Bu localar sâdece münevverlerden, aristokrasiden ve siyâsî / iktisâdî güzîdegândan değil, fakat aynı zamanda ruhban sınıfından da (Müslüman ve Hıristiyan) âzâlara sâhip idiler ve bu nedenle de çokça şâyân-ı hürmet addediliyorlardı.

United Grand Lodge of England 1867’de District Grand Lodge of Egypt adıyla Kâhire’de bir şûbe açtı ve başına da bir bölge üstâd-ı a’zamı tâyin edildi. 1882’de, siyâsî karışıklığın, büyük iktisâdî borçların ve ictimâî istikrarsızlığın hükümfermâ olduğu bir zamanda, İngiliz kuvvetleri Mısır’a girdi. Hakîkaten İngiliz İmparatorluğu’nun Afrika, Asya ve Amerika’daki varlığı, İngiliz askerlerinin yerleştiği her yerde yeni locaların açılmasını teşvik edici bir unsur olmuştur.[18] Bundan sonra Mısır’daki masonik cereyân, daha öncesinde hiç olmadığı kadar alenî bir biçimde Fransız ve İngiliz ideolojilerinin mücâdelesine sahne oldu. Mısır masonluğunun ideolojisini bu manichean١ mücâdele meyânında tahlîl edeceğim.
eski 08.08.2007, 22:33 İmran isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:40 .