| AŞk AŞk NE DiYE SORUP DURANLARA! Züleyha öyle bir hale gelmişti ki, çörek otundan öd ağacına dek, her şeyin adı Yusuf idi ona göre. Yusuf'un adını başka adlarda gizlemişti. Mahremlerine de bu sırrı söylemişti.
'Mum ateşten yumuşadı' dese,
'sevgili bize alıştı, yüz verdi' demiş olurdu.
'Bakın ay doğdu' dese,
'O söğüt ağacı yeşerdi' dese...
'Yapraklar ne güzel oynamada' dese,
'çörek otu ne hoş yanmada' dese...
'Gül, bülbüle sır söyledi' dese,
'padişah, sevgilisine sır söyledi' dese...
'Bahtımız ne de kutlu' dese,
'kilimi, halıya çırpın' dese...
'sucu su getirdi' dese,
'güneş doğdu' dese...
'Dün gece bir tencere yemek pişirdiler, yemek pek de güzel pişti' dese...
'Ekmekler tatsız, tutsuz' dese,
'felek tersine dönüyor' dese...
'Başım ağrıyor' dese,
'başımın ağrısı geçti' dese... hep ayrı anlamları vardı bu sözlerin.
Birini övse onu/Yusuf'u överdi. Birinden şikayet etse, onun ayrılığını söylemiş olurdu.
Yüzbinlerce şeyin adını ansa, maksadı da Yusuf'tu onun, dileği de Yusuf...
Aç olsa, onun adını andı mı, o anda doyardı, o kadehte sarhoş olurdu.
Susuzluğu bile onun adını andı mı geçerdi. Yusuf'un adı gizli bir şerbet olmuştu ona.
Bir derdi olsa, o yüce adı andı mı, derdi hemencecik geçerdi.
Kışın o ad kürk olurdu ona...
Aşkta sevgilinin adı bunu yapar, bunu!...
mesnevi'den Doç. Dr. Dilaver GÜRER tercümesiyle... |