| yarın olabilecek mi acaba? Sabahleyin yatağımdan kalkarken belli belirsiz bir düşünce, aklımı kullanarak vicdanımı sorguluyor, uyku mahmurluğu ağır bastığı için düşüncenin ne olduğunu biraz zaman geçince anladım.
Yarın sabah da uyanabilecekmisin?
İçim ürperdi, ya uyanamazsam diye düşünürken bir soru daha;
Akşam yatağına yatabilecekmisin?
Zamanın su gibi akıp gittiği, hiç aklımıza gelmiyor, gelse bile üzerinde düşünmek, hata da olmamızın verdiği sıkıntıyı kaldıramama korkusu, insanı insan yapan düşünce olgusundan uzak tutuyor. Felsefede insanın tarifini
bilirsiniz “insan düşünen hayvandır” biraz ağır bir benzetme ama düşünmeyi aradan kaldırmak daha da kötü.
Allah (c.c.) insan denilen varlığı; düşünsün, doğruyu bulsun, bulduğu doğru amel ile bana ulaşsın diye murad etmiştir. Bu yüzden de rahmet ve mağfiret kapılarını daima açık tutmaktadır. Doğruyu bulmak hemen olmuyor, yaşanması gereken olaylar, kulun ham iken pişmesine sonrada yanma süresini oluşturuyor. Hatalar yanlışlar biz kullar için, ama hatada ve yanlışda ısrar en büyük gafletimiz.
Onlara denildi ki : Şu şehirde (Kudüs'te) yerleşin, ondan (nimetlerinden) dilediginiz gibi yeyin, "bağışlanmak istiyoruz" deyin ve kapıdan eğilerek girin ki hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara ileride ihsanımızı daha da artıracağız. (A’râf 161)
Geçen her zaman biz kulların aleyhine işleyen bir değirmen, o çarkların arasında kaybettiğimizde ahiretimiz, hiç farkında değiliz. Zamanı bolca hoyratça harcıyor ve israf ediyoruz.
“Sonra onlara (verdigimiz) sözü yerine getirdik; böylece, hem onlari hem de diledigimiz (baska) kimseleri kurtulusa erdirdik; müsrifleri de helâk ettik.” (Enbiya 9)
Aslında geçen zamanı lehimize döndürmek biz kulların elinde;
Ben kimim?
Yaratılmamın gayesi nedir?
Ben ne yapıyorum?
Yaptığım doğrumu?
Bu soruların cevaplarını kendimize sorup, ihlâslı cevaplarımızın sonucu, vicdan muhasebesi bizi rahatsız etmiyor ise sorun yok, eğer sorun var ise, boşa harcanacak zaman yok demektir. Hemen yolumuzu ve yaşantımızı değiştirmemiz gerekiyor.
İnsandan başka bütün yaratılmışlar Allah (c.c.)’a hamdetmektedirler, sadece insan; Allah’ın verdiği akıl ve hür irade ile kendini yaratanı bulup, şükür ve hamd etme durumundadır.
İnsanın şükür etmesi; Allah (c.c.)’ın kullarına verdiği her türlü imkân ve kabiliyet, her türlü nîmet için onların hissettiği minnet ve şükrân duygularının gönülde doğup, düşüncede yerleşmesi ve dil ile ifâde edilmesidir.
İnsanın hamd etmesi; Allah(c.c.)’ın yoktan var eden, yaratan, kendininde yaratılan olmasından dolayı aczinin idraki içinde her an gönlündeki zikridir.
Şükür asli görevimizdir. Allah (c.c.) alemleri yaratandır. Hamd sadece O’na mahsustur. O’na hamd edebilecek seviyeye gelmek müminin hedefi olmalıdır.
Bu sebeple ertelenecek hiçbir amelimiz ve kazaya bırakılacak ibadetimiz yok. Gün… bugün an… buan, hemen Allah’a yönelme vaktidir, kapı açık bizim kapıya yönelmemiz, eğilerek girmemiz bekleniyor.
Gönülde ki nâr-ı nûr-a dönüştürmek, aczimizin idraki içinde olmak, her mümin için dileğimizdir.
ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN!
__________________
Derdimin şifası sendedir Yarab
Lâl olan dilimin sözü,sendedir Yarab
üryan geldim kapına,günah defterim sendedir Yarab
düçar olmuş dertlerimin eczası sendedir Yarab
|