| Hademe (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.435
Teşekkür etti: 10.812
Teşekkür aldı: 4.690 konuda 23.186 kere
|
KERAMET VE GAYB MESELESİ İmam Nesefi Akaidi'nde diyor ki: " Evliyanın kerameti haktır. Veliye keramet, adetlerin(yani tabii kanunların) yollarının nakzı üzere zahir olur. Az bir müddette çok mesafeyi katedebilirler; ihtiyaç zamanında yiyecek, içecek ve libası bukurlar; su üzerinde yürürler; havada uçarlar; cemad, dilsiz hayvanlar onlarla konuşur; onlara teveccüh eden kimselerden bela kalkar." Gazali'nin bu sözü İmam Nesefi'nin tasrih ettiği " Müteveccihten belanın def'i gibi " cümlesinin bir nev'i izahıdır. Ebu Abdullah ez-Zu'ferani; " Deniliyor ki, İbrahim Edhem hem Basra'da hem de Mekke'de aynı günde bulunmuştur. Buna ne buyurursunuz? Sorusuna şu cevabı vermiştir: " İbnu Mukatil bir kimsenin iki yerde bulunmasına inanmasının küfür olduğunu, çünkü bunun kerametlerden değil mu'cizelerden olduğunu söyler imiş. Amma ben onun bu meseleyi bilmediğini söylerim. Böyle bir inanca da küfür diyemem." Allame Teftezani diyor ki:" İnsaf, İmam Nesefi'nin sözüdür. İmam Nesefi, " Keramet olarak Kabe'nin İbrahim Edhem'i ziyaret ettiği naklolunmaktadır. Buna ne buyurursunuz? Böyle hüküm etmek doğru olur mu?" sorusuna şu cevabı vermiştir: Evet, velilere keramet yolu üzere tabii kanunların iptali mümkündür. Ehli Sünnet vel Cemaatin itikadı da budur." Allame İbnu Abidin nikah bahsinde nesebin tesbiti hususunda bu konuda birçok nakiller yazmıştır. Hanefi ulemasından birisi evliyanın bu gibi kerametlerini inkar etmemişlerdir. Binaenaleyh velilerin kerameti haktır. "(O, bütün) Gaybı(n hakikatini) bilendir. Binaenalyh gaybına kimseyi muttali' etmez O(Allah). Meğer ki, beğenip seçtiği bir peygamber ola. Çünkü O bunun önünden ardından gözetleyici melekler dizer. Ta ki (o peygamberler) Rabb'lerinin gönderdiklerini (o gözetleyicilerin) hakkıyla (kendilerine) tebliğ ettiklerini bilsin(ler). (Allah peygamberlerin) Nezdinde olup bitenleri (onların her halini ilmiyle) kuşatmıştır. Her şeyi sayı(sı)yla saymıştır."(1) Mu'tezile bu ayete dayanarak evliyanın kerametini inkar ettiler. Bazı serseri insanlar Keşşaf'ın bu ayete dair izahını okuyarak, birçok müslümanların, özellikle ehli tasavvufun keşif ve kerametini inkar etmeye cesaret etmektedirler. Bunların "Kîl ve Kâl" leri batılı yaymaktan başka hiçbir şey değildir. Allame Teftezani'nin de tasrih ettiği gibi: " Binaenaleyh gaybına kimseyi muttali' etmez O(Allah)." Cümlesi, kazıye-i salibe-i cüz'iye hükmündedir; ve umumu ifade eden nefti, selbin hıyezinde vuku bulmuştur. Bundan dolayı mantıki olarak nefiy, selb-ul-umum içindir. Mu'tezilenin anladığı gibi umum-u selb için değildir ki, evliyanın kerametlerinin inkarı hakkında bir delil teşkil etsin. Bunun nakizi: " Bazı kullarını bazı gaybe muttali' eder" demek olur. Nitekim Ehli Sünnet vel Cemaatten birçok müfessirler de bu ayeti bu şekilde mana ettiler. Bu ayetle dahi evliyanın keşif ve kerametleri tesbit olunmaktadır. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellam dahi, evliyanın kerametlerini Ashab-ı Kiram'a nakletmiştir. Nitekim Müslim ve Buhari'nin de ittifakla tahric ettikleri bir hadis-i şerifte Ebi Hureyre Radıyallahu Anh diyor ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bir vakit bir adam bir ineği yürütüyordu. Yoruldu da ona bindi, İnek ona: "Bizler bunun (yük yüklemek ve binmek) için yaratılmadık. Ancak biz yerde çift sürmek için yaratılmışız" dedi."buyurdu. Bunun üzerine insanlar: " Sübhanallah inek konuşmuş" dediler. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellam; " Gerçekte Ben buna inanıyorum; Ebu Bekr de, Ömer de." Buyurdu. Hazreti Ebu Bekr Sıddık ve Hazreti Ömer mecliste değillerdi. Yine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:" Bir vakit bir adam bir koyunu güderdi. Ansız bir kurt, sürüsünden bir koyuna koşarak yakaladı. Çoban ona ulaştı, koyunu kurtardı. Bunun üzerine kurt ona: " İnsanlar kalmadığı günde yani benden başka hiçbir çoban kalmadığı günde kim koruyacak?" dedi." Buyurdu. Yine İnsanlar: " Sübhanallah kurt konuşuyor." Dediler. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem: " Amma Ben buna inanıyorum; Ebu Bekr de, Ömer de." Buyurdu. İkisi de orada değillerdi. Bu hadis-i şeriften anlaşılıyor ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellam, inek ve kurt gibi hayvanların Allah Teala'nın dostlarıyla konuşmalarını beyan etmiştir. Ebu Bekr ve Ömer Radıyallahu Anhuma'nın da hayvanlarla konuştuklarının iması vardır. Daha evvelden İbnu Mes'ud'un : " andolsun ki biz yenilen yemeklerin tesbihini işitiyorduk" hadisini de nakletmiştik. Binaenaleyh bu gibi kerametler Ashabtan dahi görülmüştür. Öyleyse keramet ve özellikle kerametten cüz'i gaybı bilmek, sadece peygamberlere mahsus değildir. Kamilen peygamberlere tam ittiba' edenlere de cüz'i gayb bildirilir. Yukarıdaki ayet-i kerimede Mu'tezileye delil olmadığı gibi, Müslim, Buhari ve İmam Ahmed'in de tahric ettikleri, Ebu Hureyre Radıyallahu Anh'ın rivayet ettiği: " Beş şey gaybdandır;Allah'tan başkası onları bilmez (buyurdu ve (Gerçekte kıyametin ne zaman kopacağını bilmek şübhesiz Allah'a mahsustur. Yağmuru O indirir. Rahimlerde olanları O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse de nerede öleceğini bilmez. Gerçekte Allah en iyi bilendir ve her şeyden haberdardır.) (mealindeki Lokman suresinin 34'üncü ayetini )okudu" mealindeki ayet ve hadiste de Mu'tezileye delil yoktur. Çünkü gayb iki kısımdır: Gayb-ı mutlak ve gayb-ı mukayyed... 1- Gayb-ı mutlak, eşyayı, hakikati üzere bilmektir. Mesela kıyametin hakikatini bilmek gibi bilgiler, Allah Teala'ya mahsustur.Allah Teala bu gayba, mahlukunu muttali etmez. Binaenaleyh eşyanın hakikati üzere bilmeyi iddia eden kafir olur. Bunda ümmet ihtilaf etmemiştir. 2- Gayb-ı mukayyedir. Ehli sünnet vel Cemaatin ittifakıyla, cüz'i de olsa Allah Teala bazı kullarını bazı gaya muttali kılar. Nitekim Tarh-ut-Tesrib'in müellifi Zeyneddin-il-İrraki diyor ki:" Yukarıdaki hadisi şerif ve ayeti kerimede, keşif ve kerameti inkar edenlere delil yoktur. Allah Teala Zülcelal Hazretleri bazı kullarını bazı gaybi şeylere muttali kılar. Bu ıttıla' peygamberlere mahsus değildir. Allah'ın bildirmesiyle enbiya birçok gaybı bilmişlerdir. Allah Teala bazı evliyanın hatırlarının(zihin ve kalblerine) bilgiyi ilka eder de, onlar da bu sayede gayb-ı mukayyed kısmından olan ve herkesçe bilinmeyen birçok şeylere muttali olurlar. Nitekim Müslim, Tirmizi, Nesei ve İmam Ahmed'in de tahric ettikleri Ebi Hureyre 'den , Ayşe Radıyallahu Anha'dan ve daha başka ashabdan gelen rivayette Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in buyurduğu: " Hakikaten sizden önceki ümmetlerde ilham alan bazı insanlar olmuştur. Eğer Benim ümmetimden onlardan biri varsa, hiç şübhesiz o Ömer bin Hattab'dır." Mealindeki hadis de meseleyi açıkca izah etmektedir. Bu gibi ilhamla şereflenenlere, ebeden, gaybı bildi denilmez; ilham aldı denilir. Nitekim Sıddık-ı Ekber Radıyallahu anh, zevcesinin hamileliğinin kız olduğunu bilip bildirmiştir. Bu gibi Peygamber'e nisbet edildiği vakit "gaybı bildi" denilir; evliyaya nisbet edildiği zaman da " ilham aldı " denilir. Hatta herkesin bilmediği bilgilerin bilgisi, evliya olmayanlarda da bulunabilir. Mesela tecrube suretiyle, bazı sebeblere dayanılarak bir kadının hamileliğinin erkek veya dişi olduğunu bilmek bu kabildendir. Evliyadan başkasına bu bilgi nisbet edildiği zaman " tahmin " denilir. Çünkü bunda yanılmak tarafı galibtir. Bazıları demişlerdir ki: Ayeti kerimedeki nefiy, kahinlerin ve müneccimlerin sözlerinin iptali içindir. Ayetin zahirinde bir kimsenin öleceği yeri bilmesi nefyedilmiştir. Yani kişi nerede öleceğini bilemez; amma ne zaman öleceğini bilebilir. Bu dahi evliyaya mahsus değildir." (1)El-Cinn/26-28 Hasılı kelam, gayb-ı mukayyed beş kısımdır: a-Meleklere, enbiyaya bildirilen bilgidir. b-Enbiyaya kamilen ittba'da bulunan evliyanın bilgisidir. Nitekim Sıddık-ı Ekber, vefat edeceği sırada hazreti Aişe'ye: Malı nasıl taksim edersin? Diye sormuş; muşarun ileyha: Şöyle şöyle taksim ederim, deyince, Sıddık-ı Ekber zevcesine işareten; sen bunun doğuracağı kıza ne dersin? Buyurmuştur.Ebu Bekr Sıddık'ın vefatının dokuzuncu ayı tamamlanmadan kızı doğmuştur. Burada Ebu Bekr Sıddık'ın iki kerameti vardır: birincisi nutfe halindeki hamli; ikincisi de hamlin kız olmasını bilmesidir. Bu kabil bilgiler, feraset ve basiretle bilinir. c-Müsbet ilimlerin tecrübelerine dayalı, herkesçe bilinmeyen bilgidir. Mesela doktorun iki aydan sonra, hamlin erkek veya dişi olduğunu filmlerle tesbit etmesi gibi. Bu kabil bilgiye ilim denilir. d-Kahinlerin, müneccimlerin bilgisidir. Bunda iman şartı yoktur. Buna istidrac ve ihane denilir. e-Tecrübelere dayanarak takvimcilerin filanca günde yağmurun yağmasını bildirmesi gibidir. Buna dahi tahmin denilir. Kahinlik bahsinde biraz daha izah gelecektir. Neticei meram, imandan sonra bir insan paygambere kamilen tam ittiba' ederek ma'rifeti kasbederse ve Allah Teala'nın sıfatlarını güzel bilirse, tabi' olduğu peygamberin mu'cizelerinden bir mu'cize kendisinde zuhuru çıkar. Amma meleğin bildirmesiyle olur; amma feraset ve basiretle olur. Münavi diyor ki: "Avam mü'minlerde dahi bu gibi hususlar müşahade edilmiştir. Bu hususta delil çoğaltmaya lüzum yoktur. Kerametin varlığına, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şehadeti kafidir." Hafız İbnu Hacer diyor ki:" Birinci asırdan sonra, salih ilhama sahib birçok evliya zuhur etmiştir. Bu da ümmetin şerefine delildir. Bu ümmetten nebi gelmeyeceği için, Allah Teala önceki nebilere gönderdiği vahiyden bedel bu ümmetten evliyaya ilham göndermiştir; ta ki ümmet bunları görerek mu'cizeyi ve enbiyayı tasdik etsinler." Gazali diyor ki:" Ebdallerden birisine rastladım. Nefsin müşahedesi hakkında soru sordum. O da sağına baktı: Sen ne diyorsun? Soluna baktı: Sen ne diyorsun?: sonra kafasını gögsüne koydu: Sen ne diyorsun? Dedi. Sonra bana cevap verdi. Ben kendisine kiminle konuştuğunu sordum. O da bana: "Sağ ve solumdaki meleklere sordum; bilmiyoruz dediler. Kalbimden sordum; o da bana cevap verdi. Demek dedim kalbim onlardan daha iyi biliyor." dedi" İnsanın kalbi ayna gibidir. Mü'minin azalarını, onlarla yapılacak haram ve mekruhlardan sakındırınca, kalbi parlar. Parladıkça nurlar müşahede edilir ve ona akis yapar. Bu akisler, olayların suretini temsil eder. Kimisine yazı görünür; kimisine karikatür görünür; kimisine ses gelir. Böylece bir bilgi tahsil edilir, ki: "...onunla işiteceği kulağı, onunla göreceği gözü, onunla tutacağı eli, onunla yürüyeceği ayağı(na yardımcı) olurum. Eğer Ben'den bir şey isterse, ona veririm. Ban'a sığınırsa, onu korurum." Mealindeki hadiste işaret edilmiştir. Nitekim Beğavi, İmam Ahmed, Daremi ve Ebu Ya'la'nın tahric ettikleri bir hadiste, Vabise bin Ma'bed radıyallahu Anh şöyle anlatmıştır: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: " Ey Vabise, sen gelip Benden hayr ve günahtan soruyorsun değil mi?" buyurdu. Ben de: Evet, dedim. Bunun üzerine parmaklarını toparladı ve gögsüma vurarak şöyle buyurdu: " Nefsinden fetvayı taleb et. Kalbinden fetvayı taleb et. (üç kere buyurdu). Müftiler (kalbine muhalif) fetva verseler dahi. Kamil hayr, nefsinin ona sukunet bulduğu şeydir. Günah nefsinde gıcırtı yapan ve gögsünde dolaşandır." Bu hadisi şerif, günahlardan temizlenmiş ve melekten ilham almış kalbin, dini ilimleri dahi başka bir kalbden ilham alacağını ve nefsin de salah bulacağı beyan etmektedir. Evet, nurlar azalarına hakim olan zatın kalbi kitabdır. Arif Tüsteri diyor ki: " Alimler, zahidler ve kullardan birçoğu, kalbleri kapalı olduğu halde ölürler. Sıddıkların, şehidlarin kalbleri müstesnadır. Eğer nurlarla kalbi parlamış evliyanın batını ilimleri, kalbi açılmamış ulemanın zahiri ilimlerine daha galib olmasaydı, Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem " Kalbinden fetvayı taleb et. Kalbinden fetvayı taleb et. Kalbinden fetvayı taleb et." diye üç kere buyurmazdı. Kur'an'ın nice sırları, zikirler, fikirler, güzel tefsirler, Allah'ın dostlarının kalbinden zuhura çıkar ki, fukahadan ehli tahkik dahi ona yol bulamazlar. " Allah'ım, kalbimde nur yarat. Gözümde kulağımda nur yarat. Sağımdan solumdan nur yarat. Üstüme nur, altıma nur, önüme nur, arkama nur ver. Ve bana nur yarat." Ve keramet iki kısımdır: Birincisi yukarda anlatılmıştır. İkincisi ise, istikametle ifade edilir. Sonra istikamet de, İslam dinine ait bilgileri elde etmek, diğer ifadeyle sünneti güzel bilmek şartıyla onunla amel etmektir. Çünkü bilip de amel etmeyen " Mağdubun aleyhim ", bilgisiz amel edenler de " Dallin " dir. Sırat-ı Müstakim, ikisinin ortasıdır. Sünnetle yaşamak, diğer ifadeyle Peygamber'e ittiba' ne kadar ziyade olursa, o kadar kalb temizlenmiş, ayna gibi parlamıştır. Ve ne kadar zikredilirse, nurlar o kadar o aynaya akis yapar, içine suretlenir. Bu iki hususun birleşmesinden keşif ve keramet orataya çıkar. İstikametsiz keramet, istidracdır yahud ihanedir yahud sihirdir. Binaenaleyh kerameti kasbetmeden evvel, istikamet yolunda sebat etmek gerekir. Bu hususta " Mü'minin İstikameti Velinin Kerametidir" ve "Özleşme Yolu " adlı eserlerimizde izahlar vardır; oraya havale... İktibas: Ehli Sünnetin Nazarı İtikadın Ölçüsüdür Dilara yayınları |