| Tecrübeli Üye
Üyelik tarihi: 13.01.2007
Mesajlar: 185
Teşekkür etti: 63
Teşekkür aldı: 158 konuda 572 kere
| İslâm'da emre itaat örneği ve bir mûcize BİSMİHİ TEALA
Ashâb-ı kirâmdan Avf bin Amr (r.a.) anlatıyor: “Ben, Selmân-ı Fârisî, Huzeyfe bin Yeman, Nûman bin Mukarrin ve Ensar’dan altı kişi, bize ayrılmış olan kırk arşınlık yeri kazıyorduk. Zübab dibinden kazarak nemli tabakaya kadar inmiştik ki; ALLAH (Celle celaluhu), hendeğin karnından karşımıza ak ve parlak bir kaya çıkardı. Onunla uğraşırken balyoz, kazma-kürek ve külünk gibi demir âlet ve edevâtımız kırıldı. Âciz kaldık. Bunun üzerine Selman’a, — Ey Selman, Resûlüllah'a (Sallallahu aleyhi ve sellem) git de, şu kayadan dolayı çektiğimizi haber ver, dedik. Resûlüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, o sırada kıldan dokunmuş bir Türk çadırının içinde dinleniyordu. Selmân (r.a.), — Yâ Resûlellah (Sallallahu aleyhi ve sellem), analarımız-babalarımız sana fedâ olsun! Hendeğin karnından karşımıza ak bir kaya çıktı. Onunla uğraşırken, bütün demir âlet ve edevâtımız kırıldı, âciz kaldık. Çizmiş olduğunuz çizgiden sapılacak yer yakın olduğuna göre, o kayanın yanından biraz sapıverelim mi, yoksa, bu hususta bize vereceğiniz bir emir var mı? Biz, sizin çizdiğiniz çizgiyi aşmak istemiyoruz, dedi.
Resûlüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, — Ver bana balyozunu, ey Selmân! buyurdu.” (Tabakâtu İbn-i sa‘d, 4/83)
Selmân-ı Fârisî (r.a.) der ki: “Resûlüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, kayaya bir darbe indirince, balyozun altından bir şimşek parladı. Sonra ona bir darbe daha indirdi. Yine balyozun altından bir şimşek daha parladı. Daha sonra kayaya üçüncü darbeyi indirdi ve gene balyozun altından bir şimşek daha parladı. Bunun üzerine, — Anam-babam sana fedâ olsun yâ Resûlellah (Sallallahu aleyhi ve sellem)! Kayaya balyozla vurduğunuz zaman, balyozun altından çıkan şu görmüş olduğum parıltılar nedir? diye sordum. — Ey Selman! Sen, onları gördün mü? buyurdu. — Evet, gördüm, dedim. — Birinci parlamada, ALLAH (Celle celaluhu) bana Yemen’i feth etti, açtı. İkinci parlamada, ALLAH (Celle celaluhu) bana Şam ve Mağrib’i feth edip açtı. Üçüncü parlamada, ALLAH (Celle celaluhu) bana Meşrık’ı feth edip açtı, buyurdu. (İbn-i İshak, İbn-i Hişam, Sîre, 3/230) Resûlüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz tarafından haber verilen bütün bu fetihler, Hz. Ömer, Hz. Osman (r.anhümâ)’ın hilâfeti zamanında ve ondan sonraki devirlerde birer birer tahakkuk etmiştir. İbret almasını bilenlere, istikbâle ait ne büyük bir mûcize!
Burada çok mühim bir diğer hâdise de; bu mûcizenin ortaya çıkışına vesîle olan ashâb-ı güzînin, emre itaat noktasında göstermiş oldukları güzel örnektir. Eğer onlar, taşın vaziyetini Resûlüllah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) arz etmeyip, kayayı olduğu gibi bıraksalar ve ‘bu kadarcık bir sapmadan bir şey olmaz’ diyerek kendi düşüncelerine göre hareket etselerdi; belki de hendeğin o kısmında bir zaaf meydana gelecek ve bu zaaf sebebiyle Müslümanlar, büyük sıkıntılara mâruz kalacaktı. Ayrıca, zikri geçen mûcize zuhûr etmeyeceği için, ileride vukûa gelecek fetihlerden de haberdâr olamayacaklardı.
İşte bu hâdise bizlere, dinimizde (dünyevî-uhrevî) emre itaatin ehemmiyet ve lüzûmunu ortaya koymaktadır. O bakımdan, ‘aman dikkat!’ diyoruz; herkes kendine düşen dersi almalı, almasını bilmeli... Bahusus tasavvuf erbabı olan kardeşlerimiz emre itaatin, teslimiyetin ne demek olduğu üzerinde dikkatle düşünmeliler… Yapmaları gereken zahirî ve batınî vazifelerinde fazlalık ve eksikliklerden mutlaka kaçınmalı; denileni, denildiği miktar yapmaya gayret göstermelidir. |