11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
Ayet
Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
hadis
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

hangi mevsimi seviyorsunuz????
ilkbahar: 47,71%
yaz: 16,51%
sonbahar: 25,69%
kış: 10,09%
Katılımcı sayısı: 109. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 11 (1 Kayıtlı ve 10 Misafir) bulunmaktadır.

Online  aliçalış


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

İncİler Maİl Grubu


Tekil Mesaj gösterimi
diyarbekrî
محمد ديار بكري
 
diyarbekrî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1.741


Yarışma Puanı: 210
Teşekkür etti: 3.916
Teşekkür aldı: 1.578 konuda 5.952 kere
diyarbekrî - MSN üzeri Mesaj gönder
Huşu Duyanların Namazları ile ilgili Hikayeler

Korkunun, imanın semeresi ve Allah´ın celâlinden hâsıl olan yakînin
neticesi olduğunu bilmek gerekir. Kime iman ile yakîn ihsân
edilmişse, o gerek namazda, gerekse de namazın dışında daima; hatta
tek başına hicran zâviyesinde ve def-i hacet için tuvalette iken dahi
korkar.

Çünkü Allah´ın kuluna daima muttali olduğunu bilmek, O´nun celâlini
anlamak ve kendi nefsinin kusurlarını idrâk etmek korkuyu
gerektirmektedir. İşte bütün bu bilgilerden korku doğar. Bu bilgiler,
sadece namaza mahsus değildir. Bu sırra binaen rivayet edildiğine
göre selef-i sâlihînden bir zat Allah´tan utanıp korktuğu için kırk
sene başını kaldırıp göklere bakmamıştır.

Rebî b. Hayseme başını ziyadesiyle önüne eğdiği ve gözlerini
kapattığı için, bazı kimseler onun kör olduğunu zannederlerdi. Rebî
yirmi yıl boyunca İbn Mes´ud´un evine gidip gelmiştir. İbn Mes´ud´un
cariyesi, Rebî´yi gördüğü zaman efendisine koşar ve ´Kör dostun
geldi´ derdi. İbn Mes´ud da câriyesinin bu sözüne gülerdi. Cariye
kapıyı çalan Rebî´yi daima başı eğik ve gözü kapalı olarak görürdü.
İbn Mes´ud, Rebî´ye her baktığında ´Ey Rasûlüm! İtaatkâr ve mütevazi
olanları cennetle müjdele!´ (Hac/34) ayetini okuyarak ´Allah´a "yemin
ederim ki eğer Allah Rasûlü seni görseydi, sevinirdi´ derdi. Başka
bir rivayette ´Seni severdi´, diğer bir rivayette ´Gülerdi´ şeklinde
gelmiştir.

Rebî, birgün İbn Mes´ud´la birlikte demirciler çarşısından geçiyordu,
Demirci körüklerinin üfürdüğü, kıvılcımlar saçan ateşi görünce içten
gelen bir nâra atarak düşüp bayıldı. İbn Mes´ud (radıyallahu anh) namaz zamanına
kadar onun başucunda oturdu. Fakat Rebî bir türlü ayılmadı. İbn
Mes´ud daha sonra onu sırtlayarak evine götürdü, fakat o ertesi gün
aynı saata kadar ayılmadı ve bu arada beş vakit namazı da kaçırdı.
Onun başı ucunda oturan İbn Mes´ud (radıyallahu anh) ´Allah´a yemin ederim ki
işte korku diye buna denir´ buyurmuştur.

Rebî şöyle demiştir: ´Hangi namaza durmuşsam, mutlaka kendi
diyeceklerimi ve bana denilecek olanları düşünmüş ve bu sahada
tefekküre dalmışımdır´.

Bu tür kimselerden biri de Amr b. Abdullah´tır.98 Bu zat namaza
durduğu zaman, kızı arasıra def çalar; kadınlar da ev dahilinde
istedikleri gibi, yüksek sesle konuşurlardı. Fakat o bunları ne duyar
ve ne de konuştuklarını anlardı. Günün birinde kendisine ´Namaz
dahilinde nefsin sana birşey söylüyor mu?´ diye soruldu. ´Evet; bana,
Allah´ın huzurunda bulunduğumu ve yarın iki evden (cennet ve
cehennemden) birine gideceğimi söylüyor´ cevabını verdi.

Yine birgün kendisine şöyle sorulmuştu: ´Bizim namaz içinde
hissettiğimiz dünya hadiselerini duyuyor musunuz?´ Buna şöyle cevap
verdi: ´Bedenime mızrakların saplanması, bana sizin namaz içinde
hissettiğiniz dünya hâdiselerini duymaktan daha sevimli gelir´.

Amr hazretleri şöyle der: ´Eğer Allah ile kul arasındaki perde
gözlerimin önünden kalksaydı, yakînimden zerre kadar artma
olmayacaktı´.

Müslim b. Yesar da bu kimselerdendi. Basra câmiînde namaz kılarken,
câmi duvarının yıkılmasından haberi olmadığını daha önce söylemiştik.

Böyle kimselerden birinde, önlenmesi ancak hastalığa yakalanan
parçanın kesilmesiyle mümkün olabilecek bir hastalık belirdi. Ancak o
sözkonusu parçanın kesilmesine razı olmadı. Kendisini tanıyanlardan
biri tedbir olarak şöyle dedi: ´Namaza durduğu zaman başına
gelenlerden haberi olmaz. Bu nedenle, onu namazda iken ameliyat
edin´. Bunun üzerine, kesilmesi gereken beden parçası kendisi namazda
iken yerinden alındı ve böylece tedâvisi yapıldı.

Seleften biri şöyle demiştir: ´Namaz, âhiret hâdiselerindendir. Bu
bakımdan namaza girdiğin zaman, dünyadan çıkmış olursun´.

Seleften birine ´Namazda iken, dünya hâdiselerinden birşey düşünür
müsün?´ diye sorulduğunda şöyle cevap: vermiştir: ´Ne namazda, ne de
dışında böyle birşey düşünmem´.

Yine bir zâta ´Namazda birşey hatırlar mısın?´ diye sorulduğunda,
´Bence namazdan daha sevimli birşey yoktur ki onu hatırlayayım´
buyurmuştur.

Ebu Derdâ (radıyallahu anh) şöyle buyurur: Kılmaya başlamadan önce her türlü
ihtiyacını görüp, namaza sade bir kalple başlamayı başarmak, kişinin
fakih olmasına delâlet eder´.
Seleften bazıları, vesvese korkusundan, namazlarını acele kılarlardı.

Rivayet ediliyor ki, Ammar b. Yâsir (radıyallahu anh) bir keresinde namazını
acele olarak kıldı. Orada bulunanlardan biri ´Ey Ebu Yekzan! Namazını
çok acele kılmadın mı?´ diye sordu. O da cevaben şöyle buyurdu:
´Namazın hududlarından herhangi birine riayet etmediğimi ve herhangi
bir unsurunu eksik yaptığımı gördün mü?´. Adam görmediğini söyleyince
de şöyle dedi: ´Şeytanın unutkanlığını acele olarak geçeyim diye
namazı bu şekilde kıldım´.

Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştu:
Kul, namaz kılar; fakat kendisi için, bu namazın yarısı, üçte biri,
dörtte biri, beşte biri, altıda biri ve hatta onda birisi dahi
yazılmaz.

Ammar b. Yâsir sözlerine şöyle devam etti: "Kişi namazından neyi, ne
kadarını anlarsa, kendisi için o kadarı yazılır, buyurulmuştur".

Ashabdan Hz. Talha, Hz. Zübeyr ve bir grup, namazlarını herkesten
daha acele ve hafif olarak edâ ederlerdi. Böylece şeytanın
vesvesesinden bir an evvel kurtulmayı temin ettiklerini söylerlerdi.

Hz. Ömer birgün minberde şöyle buyurmuştur: ´Kişi, sakalı
İslâmiyet´te bembeyaz kesildiği halde, Allah Teâlâ için kâmil ve tam
bir namaz kılmamış olabilir´. Sahabîlerden biri ´Bu nasıl olur?´ diye
sorunca da şöyle buyurmuştur: ´Bununla namazda gereken huşû, tevâzu
ve Allah Teâlâ´nın huzuruna yönelmeyi tamamlamadığını söylemek
istiyorum´.

Ebu Âliye´ye" ´Onlar ki, namazlarından gafildirler´ (Mâûn/5) ayetinin
kimin hakkında nâzil olduğu sorulunca, ´Namazında kaç rek´at
kıldığını bilmeyen kimseler hakkında nâzil olmuştur´ cevabını
vermiştir.

Hasan Basrî (radıyallahu anh) bu ayetin, namaz vaktini unutmak suretiyle,
vakitten çıkaran kimse hakkında nâzil olduğunu söylemiştir.
Seleften biri şöyle demiştir: ´Bu ayet-i celîle, namazını vaktinde
kıldığı zaman sevinmeyen, vaktinde kılmadığı zaman da üzülmeyen;
ta´cilinde hayır görmediği gibi, tehirinde de günâh telâkki etmeyen
kimse hakkında nâzil olmuştur´.

Bilmelisin ki, kişinin kıldığı namazın bir kısmı aleyhinde ve bir
kısmı da lehinde yazılmaktadır. Nitekim hadîsler de bu keyfiyete
delâlet etmektedirler; her ne kadar fakihler ´Bir namaz ya doğru olur
veya olmaz; bir kısmı doğru, bir kısmı da eğri olmak suretiyle
parçalanmayı kabul etmez´ deseler de... Fakat fakihlerin de biraz
önce söylediğimiz gibi hükmü doğrudur. (Çünkü zâhire göre verilen bir
hükümdür). Birçok hadîs, bizim söylediğimiz bu mânâya da delâlet
etmektedir.´Farzların eksikliği nâfilelerle giderilir´100 diye bir
hadîs-i şerif vârid olmuştur.

Bir hadîs-i şerifte Hz. İsâ Allah Teâlâ´dan farz ibadetlerle kulum
azabımdan kurtuldu. Nâfile ibadetlerle de kulum bana yaklaştı´
sözlerini naklettiği haber verilmektedir.
Hz. Peygamber de Allah Teâlâ´nın ´Kulum, benim azabımdan, ancak
kendisine farz kıldığım ibâdetleri edâ etmek suretiyle kurtulur´101
buyurduğunu nakleder.

Hz. Peygamber, bir namazda okuduğu sûrenin bir ayetini atlar. Namazı
bitirdikten sonra arkasındaki cemaata: ´Ben ne okudum?´ diye sorar
Cemaat susar... Bunun üzerine aynı suali Übey b. Ka´b´a sorar. Übey
´Filân sureyi okuyup, falân ayetini terkettin. Bu ayetin neshedilip
edilmediğini bilmiyoruz´ deyince Hz. Peygamber ´Sen bu işin ehlisin
ey Übey?´ buyurduktan sonra diğerlerine dönerek şöyle der: "Namaza
gelip de saflarını tamamlayarak duran ve peygamberleri aralarında
bulunan sizlere ne oluyor ki, Allah´ın Kitabı´ndaki size hangi
sûrenin okunduğunu bilmiyorsunuz? İyi bilin ki, İsrâiloğulları da
sizin yaptığınız gibi yapmıştı. Allah Teâlâ peygamberlerine ´Kavmine
söyle! Bedenleriyle huzuruma geliyor ve dillerini bana veriyorlar;
fakat kalpleriyle benden uzaklaşıyorlar. Yaptıklarının bâtıl olduğunu
bilsinler, diye vahyetmiştir".102

Bu hadîs-i şerîf. Fâtiha´dan sonra imamın okuduğu zammı sûrenin
dinlenip anlaşılmasının, cemaat için bu zammı sûrenin bedeli olduğuna
delâlet eder.

Seleften biri şöyle der: Kişi kendisini Allah´a yaklaştırdığı
inancıyla secdeye varır. Oysa secdede yaptığı günâhlar, bulunduğu
şehrin sâkinlerine taksim edilmiş olsaydı hepsi helâk olurdu´. Bu
sözü dinleyenlerden biri ´Bu iş nasıl oluyor?´ diye sorunca, o zât
şöyle karşılığını verir:
Kendisi Allah huzurunda secdeye varmaktadır. Kalbi ise, nefsin
hevasına kulak veriyor ve kendisini kaplamış olan bâtılı görüyor´.

İşte namazlarında huşû duyanların özellikleri bunlardır!
Bu anlattıklarımız, daha önce vermiş olduğumuz hükümlerle
birleştikleri zaman, namazda huşû ve kalp huzurunun esas olduğu
açıkça ortaya çıkmaktadır. Yine gafletle kılınan namazın mücerred
hareketlerinin âhirette pek az fayda verici olduğu da sarahaten
anlaşılmaktadır. En doğrusunu Allah bilir. Allah´tan bizi muvaffak
kılmasını niyaz ederiz!

98) Zübeyr b. Avvam´ın torunu vc Abdullah b. Zübeyr´in oğludur.
99) Adı Refi b. Mehram´dır. Riyâhî kabilesine mensup olup Basralıdır.
Resûlullah´ın vefatından iki sene sonra müslüman olmuş ve H. 90
senesinde vefat etmiştir.
100) Sünen shipleri ve Hâkim, (Ebu Hüreyre´den); Hâkim senedinin
sahih olduğunu söylemiştir.
101) İmam Irâkî, böyle bir hadîse rastlamadığını kaydeder. Ebu Tâlib
el Mekkî ise Kut´ul-Kulûb adlı eserinde bu hadîsi değişik bir ibare
ile rivayet etmektedir.
102) Muhammed b. Nasr, Kitab ´us-Salât, (mürsel olarak); Deylemî,
(Übey b. Ka´b´dan); Nesâî, (Abdurrahman b. Ebzî´deıı sahih olarak)

iktibas; Ihya Ulumuddin
__________________
Gam değildir, gide dünya kala Din.Gam odur ki; kala dünya gide Din.


..:: Üstaz İsmail Çetin'in Eserleri ::..

..:: Dilara Kitabevi ::..

Konu diyarbekrî tarafından (16.11.2007 Saat 06:20 ) değiştirilmiştir..
eski 16.11.2007, 06:18 diyarbekrî isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #51
diyarbekrî isimli üye'ye teşekkür eden 10 üye:
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:01 .