7 Şevval 1429
07 Ekim 2008, Salı
7 Şevval 1429
07 Ekim 2008, Salı
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 47 (12 Kayıtlı ve 35 Misafir) bulunmaktadır.

Online   Almula, barayev, DeRCan, HAKKAKUL, KoRSaN, MafraK, sevva, ta-ha, tÜrkÜ, VuSLaT, yahya kebirulcady06
Tekil Mesaj gösterimi
Hak-dilaram
Hademe
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.599




Teşekkür etti: 11.027
Teşekkür aldı: 4.914 konuda 24.929 kere
kucult  büyük
KASiDE-i NUNiYE itikad manzumesi-

HIZIR BEY VE KASİDE-İ NUNİYESİ

(Sivrihisar) 810- (İstanbul) 863 yılları arasında yaşamış olan Hızır Bey Çelebi, İstanbul'un ilk kadısı, âlim ve şâirdir. Sivrihisar kadısı Emîr Celâleddîn Arif'in oğludur. Köklü bir sipahi ailesine mensubdur.

Hızır Bey Çelebi'yi önce babası okuttu. Sonra Bursa'da Molla Yegan'a gönderdi. Çok kabiliyetli ve çalışkan olan Hızır Bey Çelebi çabuk ilerledi.

Genç yaşta Molla Yegan'ın damadı oldu. Yine genç yaşında Sivrihisar Medresesi'ne müderris tayin edildi. İkinci Murad'ın yaptırdığı Ergene Köprüsü'ne üç mısrası Türkçe, son mısrası Farsça olan bir tarih düşürdü. Bu sırada yirmi yaşlarındaydı. 839'da Sivrihisar kadısı olan Hızır Bey Çelebi'nin bu vazifeye hangi tarihte tayin edildiği belli değildir. Zamanındaki âlimlerin içerisinde şöhret kazanmıştır.

851'de Bursa'da bir medreseye müderris oldu. Fatih çağının ünlü âlimleri olan Molla Kastalânî , Muslihiddîn, Hayalî, Hocazâde de hep onun Bursa'da yetiştirdiği talebelerdir.

Fatih, Hızır Bey Çelebi'ye çok değer vermiştir. İstanbul fetholunduğu zaman onu İstanbul'un ilk kadısı yapmış, oğulları Beyazıd ile Mustafa'nın Edirne'de yapılan sünnet düğününe onu da çağırmış ve Hızır Bey Çelebi ziyafette tarihçi Şükrullah ile beraber Padişah'ın karşısında oturmuştur. Hızır Bey Çelebi, bu sırada meşhur Behçet-ut-Tevârih'in bir kısmını bitirmiş olan Şükrullah'a bir takrîz yazmıştır.

Fatih'in Hızır Bey Çelebi'ye değer vermesinin sebebi hakkında iki rivayetten bahsedilir:

Birincisi, Fatih'in tahta geçtiği sıralarda Osmanlı ülkesine acem beldesinden gelen bir alimin ilmî tartışmalarda Türk alimleri aciz bırakması üzerine Fatih'in çok üzülmesi ve kendisine tavsiye olunan Hızır Bey Çelebi'yi çağırtarak acemle karşılaştırması hakkındadır. Meclise sipahi kılığı ile girip acem alimin istihzazına uğrayan Hızır Bey Çelebi, onu ilmî konuşmada yenerek Fatih'in büyük teveccühünü kazanmıştır.

İkincisi, Fatih'in hocası Molla Gürânî ile Arabca üzerine yaptığı bir tartışma hakkındadır. Hızır Bey Çelebi İcâlet-ul-Leyleteyn adını verdiği Arabca bir manzumeyi Padişah'a takdim etmiş, Padişah'da bunu Molla Güranî'ye göstermiştir. Molla Gürânî, bu manzumede,

" Uzaklıktaki aşk benden arayı çoğalttı. Aranın uzaklığı şark ve garbın uzaklığı kadardır. Ey Sultan, benim bu manzumem bir veya iki gecenin acelesidir. Halbuki ders günlerimde meşguliyetimle beraber idi. Aynı zamanda iki saat da olsa dersimden ayrılmadım. " şeklinde tercüme ettiğimiz kısımda ve Kaside-i Nûniye içinde, " Yezid o iblisten daha fazla fitne fesadlık çıkarmadı. " sözünde geçen ' zâde ' fiilinin müteaddî olarak kullanıldığını, halbuki fiilin müteaddî değil lâzımî olduğunu söylemiş ve bu fikrini Padişah'ın emriyle manzumenin kenarına yazmıştır. Alimlerin arasındaki ilmî mücadeleden çok hoşlanan Fatih, Molla Gürânî'nin itaraz kaydını Hızır Bey Çelebi'ye göndermiş; o da Kur'an'ın ' Fî Kulûbihim meradun fezâdehu m ullâhu meradun ' " Onların kalbinde maraz var. Allah Teâlâ da onların marazlarını çoğalttı... " mealindeki ayetini şahid göstererek fiilin müteaddî olduğunu isbat etmiştir.

Hızır Bey Çelebi, Molla Fenârî ile birlikte o zamana kadar gelen alimlerin en üstünü olarak kabul edilmiştir. Türk edebiyatında ebced hesabıyla tarih söylemeyi geliştirmiş, hatta Türkçede ebcedle tarih düşürmeyi icad eden kişi diye telakkî olunmuştur. Türkçe, Arabca, Farsça şiirler yazmışsa da , Türkçe ve Farsça yazdıklarından ancak birkaç mısra kalmıştır. Arabca meşhur Müstezâdı bu dile hakimiyetini gösterir. Ayrıca bu manzumede aruz veznini, o devirde asla görülmeyen bir ustalıkla kullanmıştır.

En ünlü eseri, akâid ilminden bahseden Cevâhir-ul-Akâid kasîdesidir. Bu Arabca kaside yüzbeş beyitli olup medreselerde ders kitabı olarak okutulmuştur. Birkaç kere basılmış, şerhedilmiş, manzum olarak Türkçeye çevrilmiştir.

Kasîde-i Nûniye'nin şerhlerinden elimizde 1169 yılında vefat eden Şeyh Dâvud bin Muhammed el-Karsî'nin şerhi, Mevlâna Şemseddîn Ahmed yani Hızır Bey'in talebesi Hayâlî'nin şerhi ve haşiyesi, Osman Aryânî'nin yazmış olduğu Hayr-ul-Kalâid şerhi ve Seyyid el-Hac Muhammed Şükrü bin Ahmed Atâ yani Gelenbevî'nin damadının Osmanlıca yazmış olduğu Tuhfet-ul-Fevâid alâ Cevâhir-il-Akâid şerhleri mevcuddur.

Hızır Bey, 682'de ölen Kadı Sirâceddîn Mahmud'un yazmış olduğu mantığa dair Metâliu-l-Envâr'ı Fatih'in emriyle Farsçaya çevirmiştir. İlminin genişliğine kıyasen çok az eser vermişse de, pek kıymetli talebeler yetiştirmesi, idâri işlerdeki doğrululğu ve başarısı sesebiyle de anılmaya layık bir insan vasfımı kazanmıştır.

Hızır Bey Çelebi'nin üçü erkek, ikisi kız olan beş çocuğu içinde, Hoca Paşa diye anılan Tazarruat adlı eserin sahibi Sinan Paşa, Ya'kub Paşa ve Ahmed Paşa da tanınmış âlim ve edebiyetçı şahsiyetlerdir. Kızları da Sultan Hatun ile Fahrunnisâ Hatun'dur. Sultan Hatun, Hacı kadın diye de anılmıştır.

Kaynaklar: Kâmus-ul-A'lam c.3 s: 3047, El-Fevâid-ul-Behiyye fî Terâcum-il-Hanefiyye s.70 , Keşf-uz-Zunûn c.2 s: 1348 ve Türk ansiklopedisi c.19 s: 217

Hızır Bey Çelebi ile ilgili bu bilgileri toplu olarak Dilârâ Yayınları'ndan -Hızır Bey'in Kasîde-i Nûniye'sinin şerhi- Şüpheden Hakikate eserinden alınmıştır.


KASİDE-İ NÛNİYE

Senâ-u hamd-u minnet Hakk'a her ân
O'dur Sultan Ali-l-Vasfı veş'Şân

Yetişmez künhüne efhâm-ı mahlûk
Erişmez hükmüne âsâr-ı butlân

Hamd= güzel övgüler, bâtıl olmanın eserinden hüküm ve hikmeti münezzeh, şânı ve sıfatları âlî Allah'a mahsustur.

Salât olsun Nebîmiz Mustafa'ya
Odur mübdi'-i nûr-i şer'i Yezân

Allah'tan rahmet ve bereketler, şeriatini izhar eden Adnan neslinden Mustafa=seçilen= seçkin Nebîmiz'in üzerinde olsun

Dahî ashâb-u âl-u tâbiîne
Bulutlar nitekim bezi ede bârân

Böylece rahmetler, bulutlar mer'alarda sahralarda cömerdlik yaptığı müddetçe, âlinin, ashabının ve sonra kendilerine tâbi' olanların üzerinde olsun.

Budur abd-i fakîrin i'tikâdı
Kabul eder her ehli iman

Zihnimde tutmuş olduğum hükümler Allah'a karşı günah işleyen kulunun akidesidir. Onu, imanla vasıflanan her müslümana tavsiye etmektedir.

Zahîre eyleyub rûz-i cezâya
Umar Hakk'dan anınla ecr u ihsân

O zihnî akîdelerimi, ihsan ve adalet sahibinin yanına emanet bırakmış olduğum halde hakkında şüphe olmayan güne zahîre= azık saymaktayım..

Vucûd-i Sâni'-u Banî Kadîme
Delillerdir havâdis cümle erkan

İlâhımız = azabından korktuğumuz nimetini sevdiğimiz olan Ma'bûd'umuz, Vacib = aklın yokluğunu kabul etmediği Hak Bir Varlık'tır. Eğer O olmasaydı, imkan vasfıyla kuşatılmış silsile ferdleri kesilmezdi

Böylece hâdiseler= olaylar, aslî unsurlar, ferden ve topluca, kadîm, San'atçı, Yaratıcı'nın Vücûdu üzerine şehadet etmektedirler.

Çu yok halk-ı halâyık ihtilâfı
Bilindi bir durur bu hükme sultan

Mahlukun muhalefetten hâlî olarak yaratılması- çünkü tevâtür yoktur- ikinci bir hâlıkın= yaratıcının varlığına hüküm etmeyi engeller.

A'nın Zatı'na benzer nesne yok hiç
Vucûb ile değil bu hükm-i imkan

O Mutlak Vücûd'un Zât'ı yani Kendisi, imkanla vasıflanan şeyin benzeri değildir. Binaenaleyh Vücub ile imkan hükmü bir değildir.

Subûtî Sıfatlar

Velî Semi'-u Basar İlm-u İrâdet
Hayat, Kudret, Kelâm-ı gayri elhân

Sıfatlardır bular Zât ile kâim
Kadîmlerdir gerekdir böyle îmân

Çu etmez Hakk'dan ânlar infikâkı
Hata görmez bu sözde ayn-ı yekzân

O Mutlak vücud, Hayy= Diri'dir, İşiti'dir, Görücüdür, Bilici'dir, İradeli'dir, Kudret Sahibi'dir; telaffuz olmaksızın Kelam Sahibi'dir.

İfâde eyledi nefy-i teselsül
Ki vardır kudret zî sun'-u itkân

Birbiri ardınca yahud topluca teselsülün nefyi, sanatı hatadan korunan sanat Sahibi'nin Kudreti'ni ifade etmektedir.

Zâtî sıfatların delili

Delîl eylediler ilmine ânın
Kemâl-i sun'unu erbâb-ı îkân

Nitekim yakîn erbabı, müessirin ilminin üzerine işinin hatadan âri olmasını delil kılar

Erişmezse zamâniyyâta ilmi
Değil lâzım gelir kevkît-i ezmân

Ve Onun tüm zamanları bilmesi, ilminin zamana bağlanmasını gerektirmez.

İrâdetle gelir her şey vücûda
Değil lâkin rızası üzre küfrân

O'nun iradesinden hiçbir şey haric değildir. Ancak Kendisi aslâ küfre razı olmaz.

Dahî emr-u taleb olmaz irâdet
Sıfatdır ol eder isbât-ı rüchân

Allah Teâlâ'nın iradesinin manası, emretmek, taleb etmek değildir, bilakis makdûru= güç yetirilen şeyi, tercihe tahsis eden bir vasıftır.

Şu eşyâda kim olmaya terâcuh
Revâdır anda tercih etmek insan

İki kâse beraber su verilse
Birin almak gibi ol demde atşân


Seçilmesi menfî olan şeyin tercih edilmesi mümkündür. Mesela susuz bir kimsenin iki su kabından birisini seçmesi gibi.


Dahi tekvîninin yokdur zamânı
Velî mahlûka vardır vaktile ân


Zâtî sıfatların delili- 2

Kelâm aslında bir nefsî sıfattır
Anın çün söylemez hırsla hayvân


Konuşmamız, nefsî bir sıfattır. Binaenaleyh kendimize mahsus olan konuşmak = telaffuz vasfıyla, dilsizden ve konuşamayan hayvandan ayrılmaktayız.

Değildir muktezâ Nefsiyle halkın
Lügâtin halkı İncîl-u Furkan

İncil ve Tevrat gibi lügatleri yaratması, Zatı'na mahsus kelâmının mahluk olmasını ve o kelâmın çokluğunu gerektirmez.

Kelâmın gayrıdır ilm-u İrâdet
Anı tefrîk eder yerinde vicdân

Binaenaleyh vicdanla beraber olduğu zamanda, iradesinin farklı olmasından dolayı, kelam, bir şeyi bilmek yahud onu irade etmek demek değildir.


Değildir şer'i hak fer'i kelâmın
Yeter isbatına i'câz-ı Kur'ân

Kur'an'ın muciz olması kâfi geldiği için şeriatin sübûtu kelâm sıfatının dalı değildir.

Ahirette Allah'ın Görünmesi Haktır

Görür gözlerle Müminler Hudâ'yı
Anı görmez olanlar bunda umyân

(küfür sebebiyle dünyada) Kör olanlara değil lâkin ahirette Allah'ın gözle görülmesi Mü'minler için vâki'dir

Dahî bilkim hüviyetdir görünen
Velî cevherliğinden sanma ey cân

Dahî sanma araz olmak yönünden
Ola ya sebk yönünden ana fukdân

Madde olduğundan, araz olduğundan yahud üzerine yokluk geçmesinden dolayı değil, ancak Zât-ı Şerîfi Kendisi görülecektir.

Bilinmez bunda Hakk'ın kühn-i Zâtı
Tereddüd ahiretde etti ihvân

Hakk Teâlâ'nın Zâtı'nın Hakîkati, âlemimize nazaran idrak edilmemektedir. Lâkin ahirette idrak edilip edilmemesi hususu tereddüdlüdür.

Cüz'i ihtiyâriye= irade vardır

Hudâ'dır halkeden fi'l-i ibâdı
Değildir halk eden bir nesne insan

Allah Azze ve Celle, kullarının fiillerinin ve zâhirde insandan meydana gelmesi zannedilen şeylerin Yaratıcı'sıdır. İnsanı da, insanın kendi eliyle yapageldiği şeyleri de Allah teâlâ yaratır.

Fiildir her ne eylerse sudûrî
Olubdur hâlık'ı ânın da Yezdan

Madde olduğundan, araz olduğundan yahud üzerine yokluk geçmesinden dolayı değil, ancak Zât-ı Şerîfi Kendisi görülecektir.

Hakikatde O'dur Hâdî Mudil Ol
Mecaz oldu rusul etti ya şeytân

Hakîkatte Allah Teâlâ, doğruya iletici = maksada ulaştırıcı veyahud doğrudan saptırıcıdır; her ne kadar mecaz yolu üzere hidayet peygamberlere ve dalâlet şeytanlara nisbet edilse bile.

Kamu hüsn-u kubh şer'îdir ammâ
Olunur ba'zısı aklile iz'ân

Şeyin güzel veya çirkinliği şer'idir, amma biz deriz ki akıl vasıtasıyla da bilinebilir.

Kulun kisbidir elde ihtiyârî
Anınla etti derler tav'u isyân

Kulun cüz'î ihtiyârı = iradesi vardır ve o kazançlarıdır. Binaenaleyh o kazanç sebebiyle " itaat etti " diye vasıflanır.

Bilinmez akılla hükmî Hudâ'nın
Var amma illet ba'zında kavlân

Aslında Ma'bud'un hükmünde aklın müdahalesi yoktur. Bazılarda sebebinin bilinmesinin imkanlığı hususunda iki görüş vardır.

Hem olmaz olmayan vüs'atde teklîf
Velî âcizdir anda akl-ı insân

Kul gücünün fevkindekine mükellef değildir. Lâkin mükellef olmaması hükmü, âciz akılla değil, şeriatle bilinmektedir.

Olaydı halkı islah Hakk'a vacib
Olur muydu bu küfr-u fakr-u ahzân

Eğer kulu için en yararlıyı yaratması gerekli olsaydı, hiçbir kimseyi küfürle, fakirlikle, çeşitli belalarla, üzüntülerle mübtela etmezdi.

Rızk birdir

Harâm olsun mübah olsun muhassal
Ne yerse rızkını yer cümle hayvan

Rızk, hayvanın yemesi için sevk edilen şeydir; haram olsun mübah olsun. Binaenaleyh rızk iki kısımdır.
Ecel birdir, herkes eceliyle ölür

Mukaddem bir diri ölmez ecelden
Ederse pâre pâre ânı şîrân

Hiçbir hayvan ecelinden önce ölmez. Aslanların sivri dişleriyle parça parça olunsa dahi.


Kainat yokluktar var olmuştur ve yok olacaktır

Felekler cümlesi küllî anâsır
Olubdur belki hâdis hem dahî fân

Dahî eczâlarıdır cevher-i ferd
Ederler ehli Hakk isbât-ı burhân


Unsurlar, felekler = küreler hepsi hâdistir = yoktan var olmuştur. Açık delille cüzleri cevher-i ferd = maddedir.

Olubdur süfle ulvun irtibatı
Değil ta'lil ile belkim müdâfân

Görürsün gâh olur dâir medârı
Yine resm-i kadîmi üzre devrân


Aşağıdaki cisimlerin yukarıdaki cisimlerle irtibatı vardır, amma bu irtibat, ta'lil = birbirini var etmesi yoluyla değil. Çünkü cisimler yahud olaylar, Allah Teâlâ tarafından sebebiyle var olur. Bilakis irtibat sadece izâfîdir.

Peygamberlere iman

Hudâ gönderdi insana rasuller
Değil cinn-u melek ol yine insan

Hüdâ ile muhakkak muddaîler
Musaddık anları âyât-ı tıbyân

Ayet ve mucize ile davalarını tasdik ettiği halde Allah Teâlâ doğruluğa iletmek için biz insanlardan peygamberleri gönderdi

Gerekdir halka lâbud bir mütemmim
Çu lâzımdır bilinmek Ulu Subhân

Tamam ola anınla hükm-i aklî
Kemâle erişe hem ilm-i edyân

Dinler ilminde, Yaratıcı'yı bilmekte akılların hükmünde mahluk tamamlayıcıya muhtac olduğu için peygamberler gönderildi.


Peygamberlere iman

Nizam olmaz idi ger olmayaydı
Çu vardır arada îsâr-u udvân

Peygamberlerin gönderilmesi olmasaydı, ahiret işleri, îsâr ve udvandan dolayı dünya işleri nizam bulmazdı

Peygamberimiz'in bazı mucizeleri

Muhammed'dir O Şâh-ı enbiyâ kim
Edibdirler cemâdâtile zi'ban

Anın tasdîkini edib tekellüm
İşitdiler melâik cinn-u insan

Anın evvelde ve âhirde şânı
Değildir i'tibâr ehline pünhan

Tamam ola anınla hükm-i aklî
Kemâle erişe hem ilm-i edyân

Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, bütün rasullerin efdalidir. İnsanlar tasdîkini, cemâdattan ve kurtlardan dahi işittiler

İbret almak halinde iki gözü olan kimseye, Nübüvvetten önce ve sonra olmak üzere her iki halde de işi açıktır.


Dahi gâibden ol verdi haberler
Birisi şol musibet ki gördü Osmân

Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in, Osman bin Affân radıyallahu anh'ın başına gelecek bela gibi, hikaye yoluyla gaybdan haber vermesi,

Biri ashâb-ı kisrâ macerası
Hazâin gelmesi tahrîb-i buldân


Yine, ashabla Kisrâ'nın arasındaki maceradan, Kisrâ'nın hazinelerinin Allah yolunda harcanacağından, beldelerin harab olmasından,

İki kere denizden hem gazâlar
Hem ola evvelinde Binti Milhan

Ashabının denizde iki kere savaşından ve ilk kafilesinde Ümmü Haram binti Milhan'ın bulunacağından haber vermesi, Risâleti'nin birer delilleridir.


Birisi subh-i mi'râcında ânın
Nice dediyse keşf-i hâl-i rukbân

Kamer şakkı Bedir'de remy-i hasyâ
Uhud'da redd-i ayn-ı ibni Numân

Yine, mi'râcının vuku bulduğu gecenin sabahında kavmi mucize istedikleri zaman, ay küresini yarması ve gelen kervanın ahvâlinden haber vermesi, fiilî mucizelerinden biridir.

Ve Bedir'de keseklerle müşriklerin gözlerine atması, Uhud'da İbnu Nu'mân'ın kayboyluş gözünü sıhhate döndünmesi, yine Onun mucizelerindendir.

Rivâyetler senedlerle musahhah
Anın misli ki nakleyler Sahîhân

Ve sahih senedlerle Sahîhân = Müslim ve Buhârî'nin tahric ettikleri gibi nice sahih senedlerle yukarıdaki mucizeleri naklettiler.

Kamusunun budur sıdkına şâhid
Tevâtür buldular çün şi'r-i Hassân

Mucizeyi nakleden hadislerin manada hepsinin müşterek olması, Hassân'ın şiirleri gibi tevâtür haline gelmektedir.

Veli en A'zamı Kur'an olubdur
Anın bir sûresinde âcizdir ezhân

Ve mucizelerin en büyüğü Kur'an-ı Hakîm'dir. Nitekim bütün gayretlerini, zekalarını harcadıkları halde Arab fasihleri, bir sûrenin mukabilini getirmekten âciz kaldılar.

Ve mi'râc-ı Nebî hakdır Anın şahsıyla muhtasdır
Çıkıb fevk-al-ulâya Hakk'ı görmüşdür Habîbullah

Dahî mi'râcıdır vâki' rasûlün
Olubdur hem bedenle dâhî yekzân

Kitab ile ehâdis ile sâbit
Ki vâriddir meşâhir ile vuhdân

Uyanıklıkta bedenen mi'râcı, yani Mekke'den Kudüs'e ve Kudüs'ten Arş-ı A'lâ'ya ve Sidret-ul-Müntehâ'ya kadar yükselişi vâki'dir. Ayet, meşhur hadis ve haber-i âhedle tesbit edilmektedir.


Dediler hem mükerredir vukûu
Muârız düşdü gördüler hadîsan

Zâhirde teâruz sûretiyle vârid olan mi'râcın hakkında iki hadis, mi'râcın önce rûhanî sonra cismânî olarak vuku bulmasıyla defedilmiştir.

Anın dîni olubdur gayrı nâsih
Dahî neshı değil cehlen lî-Deyyân

Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in dîni = şeriati, sair dinleri neshedicidir. Dinlerin neshedilmesi, Deyyân olan Allah Teâlâ'ya hâşâ cehil değildir.

Vürûd etmişdi nass-ı nesh-ı Tevrât
Haber vermişti Mûsa-bni-İmrân

Velâkin gizleyib ânı hasedden
Rivâyet etmediler bil Yahûdân

Olur ki Mûsa-bni İmrân sallallahu aleyhi ve sellem, Tevrat'ın sonraki gelen kitabla neshedilmesinden haber vermişti. Yahudiler hasedden dolayı onu rivayet etmediler, gizlediler.


Peygamberler küfür ve günahtan uzaktırlar

Kamûsu enbiyânın ittifâken
Berîdir küfr-u fısk etmekden i'lân

Nebîler cümlesi, ümmetin ittifakıyla, küfürden, yalan etmekten, hükmü apaçık fısktan uzaktırlar.


Dahî amden kebâir eylemekden
buna zâhibdir ekser ehli ilmân

Dahî hisset-u denâet etmediler
Gerek amden gerek ya sehv-u nisyân

Sirka eyleyib şey-i hakîrî
Dahî etmek gibi tatfîf-i evzân

Ehli sünnetin ittifakıyla nebîler, bile bile büyük günah işlemekten, çoğu Ehli sünnete göre tartıları eksiltmek gibi küçük gühahtan dahi berîdirler.

Müevveldir zünûb ile haberler
Sağâir olmağıyla dahî nisyân

Denir yahud mukaddemdir vahiyden
Çu nâtıktır vukûu üzre Kur'ân

Nebilerin günah işlemelerini hikaye eden kıssalar, vahiyden önce yahud unutkanlık halinde vuku bulmuş demekle tevil edilir.


Delâlet eyledi tâ'zîm-u tekrîm
Melek üzre nebîde ola rüchân

Melekler üzerine Nebîlerin tercih edilmelerine, kendilerine ilmin talimi ve Allah'ın onları şerefli kılması ile delil getirildi.


Evliya Kerameti Haktır


Muhakkakdır kerâmet evliyâda
Gelibdir kıssa-i Asaf'la selmân

Asaf'tan, Ebî Derdâ'dan, Selman'dan nakledildiği gibi velînin kerametleri haktır = vâki'dir.


Görüb yâ Sâriye kim dedi fâruk
Mesâfe arada olmuşdu şehrân

Ve özellikle Ömer Fâruk radıyallahu anh'ın seslenip, Sâriye adlı kumandanı dağdan çevirmesi... Halbuki Nihavend ile Medîne arasında tam bir ay yol mesafesi vardı.

Hem efdaldir nebîler evliyâdan
Edibdir ittifâkı bunda ihvân

Değildir bir nübüvvetle velâyet
Nebîlerin dahî olursa lem'ân

Nebîlerin üstünlüğü açıktır. Bazı Ehli Sünnet kardeşin nezdinde, nebînin zâtındaki nübüvvet makamı, kendisinin velâyet makamından üstündür.

Evliya Kerameti Haktır

Dahi bilkim kücücük enbiyâyı
Ebû Bekr oldu hayr-ı cümle insân

İşitdiler çu mi'râcın Rasûlün
O tasdîk etti evvel sonra akrân

Nebîlerden sonra insanların en faziletlisi, Ebû Bekr Sıddîk'tır. Çünkü muasır ashab içerisinde en önce o, Peygamber'i tasdik etti.


Ömer'dir bil hem andan sonra efdal
Olubdur dîne ol hayr-ul-muînân


Ebû Bekr'den sonra Ömer-ul-Fâruk üstündür. Çünkü Rasûl-u Muhterem'in dînini izhar etmekte en hayrlı yardımcı idi.


Ömer'den sonra dediler meşâyıh
Tereddüdsüz durur tafdîl-i Osmân


Hazreti Ömer'den sonra meşâyıhımız, Hazreti Osman'ın daha üstün olmasında tereddüd etmemekle fetva verdiler.


Dahi sonra Ali'dir efdal-i nâs
Rasûl'ün ibni ammî kân-i irfân

Hazreti Osman'dan sonra ashabın en üstünü Hazreti Ali'dir. Ve kendisi Peygamber'e onlardan daha yakın ve damatlar arasında en mutludur.

Haşir Bahsi


Seçilmez birbirinden haşr-i ebdân
Ki mâhiyetde birdir işbu emrân

Birinde medhali yokdur zamanın
Müsâvîler durur bulmakda imkân

İmkan ve birbirinden ayrılış olarak haşir yani ikinci kez bedenlerin dirilmesi, bedi' yani bedenlerin ilk yaratılışı, zamanın müdahalesi olmamakle beraber eşittir.

Kamu eczâ-i aslîdir ki vardır
Ekilde eyler ise ânı hayvân

Hudâ sun'i ile hıfzeyler ânı
Ol olmaz gayrıya eczâ-i ebdân

Bilakis bedenin haşrolunması hususunda, "Yokluğa uğramış mahluk iade edilir." sözünün tashîhine ihtiyac yoktur.

Çu verdi muhbir-i sâdık haberler
Muhakkakdır vukûu göre insân

Sırât-u vezn-u ahvâl-i kıyamet
Hisâbıyla kitab-u havz-u kîzân

Hayat-ı kabr-u lezzât-ı naîmâ
İkâb-ı kâfire âlâm-ı dîdân

Ve en doğru söyleyen, mümkinattan her neyi apaçık söylediyse, mesela sırat köprüsü, amel terazisi gibi,

Hesab gibi, kıyametin şiddetleri gibi, Efendimiz'in havz-ı Kevseri ve Havz-ı Kevser'de bulunan taslar gibi,

Ve kendisiyle lezzetlenilen veyahud elemlenilen kabir hayatı, cümlesi hakdır ve vâki'dir



Tevbesiz Gidenlerin Afuvu Mümkündür


Giderse tevbesiz ehli Kebâir
Ana vardır recâ-i afv-ı Rahmân

Ayıblı ve hased edicinin sözlerine rağmen, tevbesiz ölen kebâir işleyenlere afuv umulur.

Ki zira müstehak olmaz ikâba
Günaha tevbe eden ehli isyân

Değildir hem mukayyed tevbe ile
Nedenlü var ise âyât-ı Ğufrân

Çünkü Allah Azze ve Celle'nin nezdinde, tevbeyle birlikte işlenen günaha azab yoktur. Ve aynı zamanda mağfiret bildiren ayetlerde, tevbe etmek şart koşulmadı.


Kebâir İşleyenlere Şefaat Umulur ve Dua Tesirlidir

Şefaatle haber tahsis olunmaz
Görür ânı mutî'-u ehli isyân

Anın nefsi umum etmez ifâde
Murad olmaz kamu evkâf-u a'yân


Umumu ifade etmeyen ve şefaati nefyeden ayetler, şefaat hadislerini bazı vakitler ve şahıslara tahsis etmemektedir.

Ola ahyâra cümle enbiyâya
Şefaat etmek içün izn-i Rahman

Rahmân olan Allah'ın nezdinde bazı âsiler için şefaat hakkı, Rasullere ve hatta mü'minlere vardır.


Dahî ahyâye ve emvate duanın
Olur nef'i görülür ba'zı ahyân


Ölüler ve diriler için yapılan duanın menfaatleri vardır. Ve nitekim bazı vakitlerde müşahade edilmiştir.


Amel İmandan Cüz Değildir

Değildir hem amel imanda dahil
Mücerred ol olur tasdîk-u iz'ân


Amel imanın aslına dahil değildir. Bilakis iman, kalbî tasdik ve iz'andan başkası değildir.


Delîl-i cahd kılındı şedd-i zünnâr
Şeri'de nitekim ta'zîm-i evsân


Şer'i şerîf, adamın zünnar bağlamasını, puta saygı göstermesini, inkar ve küfrün delili kılmıştır.


Hem olmazlar şeriatde muğâyir
Hükümde bir durur islâm-u îmân

İman, İslamdan ayrı bir şey sayılmamaktadır. Ve şer'i şerifte, imana ayrı, İslama ayrı hüküm yoktur.


Sahihdir gerçi îmân-ı mukallid
Velî âsımdir eden terk-i im'ân

Her ne kadar delili terk etmekle âsi olunsa da, taklîdî imanla sevab kazanılır.


Kulun olmaz Hudâ'yı cehle özri
Zaman olduysa fikre dedi Numân

Ergenlik çağına erişirse, İmam Ebû Hanîfe nezdinde, Hâlık'ını bilmeyen kimseye mazeret yoktur. Çünkü Yaratıcı'yı akılla bilmek ve inanmak imkanları verilmiştir.


İbadetde kul ermez bir makâma
Kim ânda ref'ide teklîf-i Deyyân

Deli ve çocuktan teklifin düşürülmesi gibi, kul için teklifi düşüren hiçbir mertebe yoktur.

Müctehid Hata Etse de Sevab Kazanır


Hata etmek olur hem müctehidler
Bozubdur hükm-i Dâvûdi Süleymân

Müctehid fetvâsında bazan hata eder; Süleyman aleyhisselam'ın fetvâsıyla birlikte Dâvud aleyhisselâm'ın hükümden dönüşü gibi.


İnşâallah demek gerekmez
Niyet etse de rûz-i hicrân


Kıyamet gününde kurtuluşu kasdetse dahi bir kişinin imanında şek etmesi lâyık olmaz = gerekmez.


Şeytana, Yezid'e Lanet Etmekte Sevab Yoktur


Değildir müstehak çünkim itâba
Edenler terk-i sebb-u la'ni şeytân

İblis, kafir ve cani olduğu halde, ona lanet etmeyi terk etmekte hiçbir kimseye azab yoktur.

Fesâdı çok mudur andan Yezîd'in
Sükût et demesinler sana la'ân

Bundan böyle Muaviye radıyallahu anhu'nun ağlu Yezid, şeytandan daha ziyade müfsid değildir; hakkında tel'inden sükût et, tel'inci ismiyle kınanmaya razı olma.


İmamı = Halifeyi Tayin Etmek Vacibdir


Olubdur nasbı vâcib bir imâmın
İrade olmağıçün def'i tuğyân

Dahî sem'iledir ânın vucûbi
Dedi aklendir ehli'tizâlen


Tuğyanı = can güvensizliğini = zulmü, ızrârı = mal güvensizliğini bertaraf etmek için, doğrusu zalimi susturup mazlumun hakkını korumak için imamı = halifeyi tayin etmek, şer'an biz müslümanların üzerine vacibdir.


İmam olan mukaddem iş bu dîne
Ebû Bekr idi sâhib-i sıdk-u îkân

Rasulden âna olmuşdu işâret
Hem icmâ' etdi cümle ehli îmân

Kâdi Ebû Bekr Bâkillâni ve Celâleddin Devvânî'nin ittifak ettikleri üzere, Ebû Bekr radıyallahu anhu'nun hilâfeti, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in işaretiyledir.


Ebû Bekr etdi Fâruk'u halîfe
Sonunda meşveret ettiler erkân


Bundan sonra Ebû Bekr, Ömer Fâruk'un hilâfetini tasrih etti. Ebû Bekr'den sonra Hazreti Ömer tarafından hilâfet, Erkân'a = ashâb-ı şûrâ'ya havale edildi.


Bu erkânın beşi çün oldu teslim
kamu Osmân'a bîat etti a'yân

Ali'de etti ashab ictihâdı
Hatâ etti Muâviye ile Mervân

Ashâb-ı Şûrâ'dan beşi = Ali, Abdurrahman bin Avf, Talhâ, Zübeyr, Sa'd bin Ebî Vakkâs radıyallahu anhum, altıncısının = Hazreti Osman radıyallahu anhu'nun hilâfeti üzerine, büyük ashabın huzurunda bil'icmâ ittifak ettiler.

Hakkında ittifak edilen Osman'dır. Hazreti Osman'dan sonra kavmin büyükleri, Bîat-u Rıdvan gibi Hazreti Ali'ye bîat ettiler.

Hazreti Ali'nin hilâfeti hakkında açık bir hüküm yoktu, bilakis sahâb-ı kirâmın en büyükleri ittifak ettiler. Bununla beraber Hazreti Muaviye, Mervân gibi ıctihadında hata etti.


Bütün Sahabeyi Hayrla Yad Etmek Gerekir


Anıb harla ashâbın kamûsun
Birine anların sen olma ta'ân

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabının hepsini hayrla, iyilikle yâd et, ta'n edicilerin ta'nını terk et.

Bu dîne eylediler bezl-i makdûr
Olub şer-i şerîfe hayr-ı a'vân

Ve hepsi din ve şeriat için ruhlarını harcadılar. Ve en hayrlı olarak dîne yardımcı oldular.

İlâhî şol Habîbin hürmeti çün
Kim ettin Sen Cemâlin ana ihsân

Bizi cennetde ol cem'in ayırma
Bula âmîn diyen son demde îmân

Ey Rabb'im! Ebedî olarak sevgilerini kalbimden silme. Duama âmîn diyen kimse, imânın selbinden emin olsun.


Dahî olsun meserretlerde daim
Beni bir hayr ile yâd eden ihvân

Cihanda nitekim rûy-i zemîni
Siyâb-ı hıdır ile zîn ede nisan

Nisan yağmuru yer yüzünü yeşillendirdiği müddetçe, beni hayrla yâd edenin yardımı devam etsin.

Allah teâla bu büyük zevatın sözlerini iyi anlamamızı ve yollarında gitmekliğimizi bize ihsan eylesin... Ne güzeldir bilmeyenin öğrenmek istemesi ve ne güzeldir güzellerin güzeli İslam güneşi.....


Şübheden Hakikate

Zamanımızda bir çok yanlış mesaj, telkin ve talimlerden dolayı evlatlarımızın kalb ve dimağlarına Ehli Sünnet velCemaatin usulüne uymayan inançlar yerleşmiştir. Gençlerimizin kimisi felsefî, kimisi cahil sûfî, kimisi münkir, kimisi de şiî meşreblerine girmektedir. Bundan dolayı her biri bir çıkmaz sokağa yahud nifak kuyusuna düşmektedir. Particilik zehiriyle dimağları, ayet ve hadîsi, doğrusu dîni anlamaktan uzaklaşıyor. Vakitsiz öten horozların telkinlerinden dolayı zavallı gençler araştırmaktan dahi âciz kalıyorlar. Okudukları pek çok kitablar, ruhlarına bir çok huzursuzluk verip, bıkkınlık, usanç, cehalet ve sâir hastalıklara yakalanmalarına sebep olmaktadır.


Eser, bütün bu meselelere neşterini şifa için kullanan cerrah ustalığı ve titizliğiyle yaklaşmış; saf, tertemiz Ehli Sünnet velCemaat itikadını, Fatih Sultan Muhammed Han'ın ilim hocalarından Istanbul`un ilk kadısı Hızır Bey Çelebi`nin telif ettiği Kaside-i Nuniye`yi esas alarak berrak bir şekilde izah etmiştir.

Rasûlü Muhterem aleyhisselamdan şimdiye kadar kim dünyevî ve uhrevî hangi güzelliğe ve saadete ulaşmışsa, bilmeliyiz ki Ehli Sünnet itikadının gösterdiği yolda yürümekten dolayı bu kazançları elde etmiştir. Bu yolun dışında kalanlar serabı şarap zannettiler, kimisi ehl-i bid`at, kimisi de fasık oldu. Allah Subhanehu ve Teâlâya kullukta insanı başarılı kılan en önemli husus, insanın öncelikle Rabb`ini tanıması ve O`nun buyruklarını anlamasıdır. Öyle ya, insan tanımadığına nasıl sevgi besler ve ona uyar?

Kendisinden istenen vazifeleri bilmezse nasıl olur da, sorumluluklarını hakkıyla yapabilir?

İşte bu eser temel olarak Ehli Sünnet velCemaat itikadının aktarıldığı, zihinlerdeki soruları tatminkâr şekilde cevaplayan, samimiyetle okuyanı irşad eden ve özellikle gençlerin akıllarını bozmaya çalışan şer güçlerin tuzak sorularını bertaraf eden üstün bir eserdir.

Şüphe putlarını kırıp, hakîkat tahtına ulaşmak için muhakkak okunması gereken, her satırı ilim ve irfanla donanmış bu esere vakıf oldukça, Ehli Sünnet itikadına hayran olacak; ve kesin bilgi ile itikadımızı hayata geçirdikçe de saadete erenlerden olacağız inşâallâhu Teâlâ.

Altınla yazılmaya değer bir kitaptır

__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 20.11.2007, 01:55 Hak-dilaram isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:10 .