Te'lif: Sünnete bağlanma ve bidatlerden uzak durma mevzûundaki bu emirler ve yasaklar karşısında ilk devirlerden beri farklı anlayışlar olmuştur.
Sünnete uyma, hayatı sünnete göre tanzim etme konusunda bütün müslümanlar birleşmekle beraber, Resûl-i Ekrem'in (sav) ümmetine örnek teşkil eden sünneti ile tabiî ve beşerî olan davranışlarını birbirinden ayırma mevzûunda farklı anlayışlar ve davranışlar ortaya çıkmıştır. Allah Resûlü (sav) de bir insandır; bu iki vasfıyla davranışları, sünnet olma yönünden aynı değildir. Meselâ O, bazı helâl yiyeceklerden hoşlanmaz ve yemezdi. Helâl olan birşeyden hoşlanmamak beşerî vasfına bağlı bir hal ve davranıştır; sünnet değildir, ümmetini bağlamaz. Keza fenne, tekniğe, müsbet ilme ait bir mevzûuda bir insan olarak fikrini, kanâatini söylerse bu da bağlayıcı olmaz. Nitekim hurmayı tohumlama mevzûunda fikrini açıklamış; bunu duyanlar dinî (peygamberlik vasfına bağlı) bir tâlimat zannıyla aynen uygulamışlardı. Netice müsbet olmayınca durum kendilerine arzedilmiş ve şu cevap sâdır olmuştu: "Ben ancak bir beşerim. Size dininizden olan bir şeyi emredersem onu yapın, rey ve kanâatimden birşeyi emredersem ben ancak bir beşerim." Bir başka rivâyete göre de şöyle buyurmuştur: "Siz dünya işinizi daha iyi bilirsiniz."75
Şu halde "sünnetime uyunuz, benim yaptığımı yapınız" emri mutlak değildir; istisnâları, kayıt ve şartları vardır. Bunun içindir ki bazı müslümanlar Nebiyy-i Mükerrem'in (sav) her davranışını, uyulması gereken bir sünnet telâkki ederken, işin ruhuna vâkıf diğerleri sünneti, tabiî ve beşerî davranışlardan ayırmışlardır.
Bidat da böyledir. Yukarıda geçen hadîslerde Resûl-i Müctebâ Efendimiz (sav) "her sonradan ortaya konan şey bidattır, her bidat sapıklıktır..." buyurunca bazı kimseler bunu mutlak mânâda anlamış ve her îcada, her keşfe, her yeni âlet ve âdete cephe almış, bunları kötü bidat olarak mahkûm etmişlerir.76 Bu anlayışın, doğru olmadığına en büyük delil Resûlullah'tan (sav) hemen sonra, O'nu (sav) ve İslâm'ı en iyi anlayan halifeleri ve sahâbesi tarafından yapılan yeniliklerdir. Hem bu yenilikler sadece savaş tekniği ve âletlere münhasır kalmamış, bazı dinî meselelere de uzanmıştır. Bu cümleden olarak Kur'ân-ı Kerîm "Mushaf"ta toplanmış, dîvan kurulmuş, zekâtı vermeyenler ile savaşılmış, hadîsler toplanıp tedvîn edilmiş, terâvih cemaatle kılınır olmuş, cuma için bir ezan daha ihdâs edilmiş, harâc sistemi kurulmuştur... Şu hâlde her yeniliğin Peygamberimiz Efendimiz (sav) tarafından mahkûm edilen bidat mefhumuna dahil bulunmadığı kesinlikle anlaşılmaktadır. Ve yine anlaşılmaktadır ki korunması, üzerine titrenmesi gereken şey iman, ibâdet ve hayat nizâmıyla İslâm'dır. Bunu bozan, çehresini değiştiren şey kötü bidattır. Beşerî hayatın îcabı olarak îcad ve keşfedilen âletler, geliştirilen teknik kötü bidat olmadığı gibi menedilmiş de değildir. İslâm'ın yasaklamadığı, insanın refah ve saâdetini hedef alan her yenilik İslâm'ın teşvikine mazhar olmuştur:
"De ki: Allah'ın kulları için yarattığı zînet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir? Bunlar dünya hayatında inananlarındır. Kıyamet gününde yalnız onlarındır..."77
"Ey inananlar! Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar -Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah'ın bilip sizin bilmediklerinizi yıldırmak üzere- kuvvet ve savaş atları hazırlayın"78 gibi âyetler bunun en açık delilleridir. İyi ve güzel olan şeyleri Allah mü'min kulları için yaratmıştır. İnanmayanların dünyada o nimetlerden istifâdesi tufeylilik yoluyla olmaktadır; ziyafet iman edenler içindir. Şükrünü edâ etmek, Yaratıp Bağışlayanı unutmamak şartıyla her iyi ve güzel şeyden azamî istifâde müslümanların hakkı ve vazifesidir.
Öte yandan inanmayanların iman ehline tahakkümlerini, baskı ve zulümlerini önlemek için her asrın ilim ve tekniğine göre hazırlıklı olmak, en büyük ve en kuvvetli olmak da müminlerin vazifesidir. Yalnız bu iki âyet bile yenilikler karşısında İslâm'ın tavrını anlatmaya kâfidir.
Gerçek bu olmakla beraber -dine aykırı olmayan, dinin emir ve yasakları hudûduna girmeyen- yenilikler karşısında menfî tavır takınmak, bunları iman meselesi haline getirmek bidat mefhumunu yanlış anlamış olmaktan yâni cehâletten ileri gelmektedir. |