|
محمد ديار بكري
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1.741
Yarışma Puanı: 210
Teşekkür etti: 3.916
Teşekkür aldı: 1.578 konuda 5.953 kere
|
İbnu Âbidîn ‘’ mutlaka hükmü infaz edilmez’’ sözünün ta’lîkında diyor ki: << Feth-ul-Kadîr’de olduğu üzere ‘’İctihadlı meselelerde hâkim,mezhebini unuttuğu halde mezhebine muhalif olarak hükmederse, bir tek rivayet olarak Ebû Hanîfe’nin nezdinde hükmü makbuldür.Şayet kasdî olarak mezhebine muhalif hükmederse,bunda iki rivayet vardır. İmâmeynin nezdinde,kasdî olsun , unutara olsun, her iki vecihte de hükmü infaz olmaz.Fetvâ, İmâmeynin kavli üzerindedir.’’ Lakin el-Fetava-s-Suğrâ adlı eserde, ‘’ Fetva, İmamın kavli üzeredir’’ sözünün ta’lîkında şöyle denilmiştir:’’BU zamanda İmameynin sözüyle fetva verilir demek gerekir.Çünkü kasdî olarak mezhebini terk eden, güzel bir maksad için değil, bâtıl bir hevese tâbi’ olarak mezhebini değiştirmiş olur.Unutan ise böyle değil. Çünkü mezhebe taklid eden, kendi mezhebiyle hükmedilsin diye hakime müracaat etmiş olur.Bu ihtilafın hepsi, müctehid olan hâkimın hakkındadır.Müctehid olmayana gelince; müracaat eden, Hanefî mezhebiyle hükmetsin diye hâkime müracaat etmiştir.Binaenaleyh hâkim,müracaat edenin mezhebine muhalif olarak hükmettiği takdirde,bu hükme nisbeten azlolunur.’’Şurumbulâlî, Burhan’dan balken diyor ki: ‘’ Her cihetle tutulaca hak ve açık söz de budur.’’
Bahr’da: ‘’ Taklid eden hâkim,mezhebinden başkasıyla hükmettiği;yahud zayıf bir rivayetle hükmettiği;yahud zayıf bir sözle hükmettiği takdirde, hükmü makbuldur.’’diye iddia edilmiştir.Bahr’ın en kuvvetli tutunduğu fetva,Bezzâziye’nin şu sözüdür: ‘’Hâkim, müctehid olmadığı zaman, mezhebinin hilafına bir fetvayla hükmederse o makbuldur.Başkasının da onun hükmünü yıkma hakkı yoktur.Kendisi hükmünü iptal ederse, o müstesna.İmam Muhammed’den de bu rivayet edilmiştir.İmam Ebû Yûsuf: Kendisi de yıkmaz,demiştir.’’
Nehr’in müellifi diyor ki: Mezhebde Feth-ul-Kadîrin sözü, makbul olandır.Bezzâziye’deki söz ise, İmameyn’den nakolunan rivayete hamledilir.Yukarıda geçtiği üzere,mezhebi unutan hakkında böyledir.Kasdî olarak ise; müctehidin hükmü infaz olunmazsa, taklid edenin hükmü daha da kabul olunmaz demek olur.>> Kâdıhan’da da böyle izahlıdır..
İbnu Âbidîn Resm-uş-Muftî risâlesinde,bunu daha izahlı bir şekilde tahlil etmiştir.
Dürer ve Ğurer adlı eserin kuddât bahsinde şöyle denilmektedir:<<Kâdı, ictihadlı meselelerde kendi mezhebinin hilafına hükmederse,hükmü infaz edilmez.Hanefi mezhebinin aslı da budur.Meseşa Hanefî’nin Şâfiî mezhebi üzere; yahud da Şâfiî’nin Hanefî üzere hükmetmesi gibi.>>
Bütün bunlarla beraber Şah Velîyullah Dehlevî diyor ki: << Bir mezhebe tâbi’ olarak şartlanmak, yani o mezhebden hiçbir surette ayrılmamak diye bir şart yoktur.Ancak taklîdin şartıyla kişi, dört imamdan herhangi birisinin sözüyle amel edebilir.Ancak dört mezhebden çıkmaması gerekir.>>Yani amel hususunda kayfî olarak ruhsata tâbi’ olmaksızın ve taklîdin şartlarına riayet ederek bir Müslüman,istediği muteber müctehide taklid edebilir.
Nitekim İbn-ul-Himam rahimehullah,Et-Tahrir adlı eserin sonlarına doğru diyor ki: <<Kişi taklid edip onunla amel etmiş olduğu meselede,ittifakla dönüş yapamaz.Onunla amel etmediği meselelerde, kendi imamına veyahud başka mezheb imamına taklid etmesinin caiz oluğ olmadığı hakkında ihtilaf vardır.Muhtar kavle göre, evet, taklid edebilir.Çünkü selef bir kere şundan, bir kere bundan fetvâyı taleb ederlerdi.
Muayyen bir muftîye ayrılmaz bir surette taklidi şart koşmamışlardır.İmam Ebû Hanîfe ve İmam Şafiî’nin mezhebi gibi muayyen bir mezhebi iltizamın gerekip gerekmediği hususunda ihtilaf edilmişse de, şer’î delil olmadığına göre zannı galible, gerekmemesi tercih edilmektedir.>>
Et-Tahrîr’in şârihi İbnu Emîr-il-Hâc: << Bilakis şer’i delil, kişinin muhtac olduğu meselede her müctehidin sözüyle amel ve taklid etmesini gerektirmektedir.Şer’î delil de ‘’ …Ehli ilimden sorun…’’ ayetidir.Soru sormak, ancak muayyen hâdisenin hükmünün talebi anında tahakkuk eder.Mü’min nezdinde bir müctehidin kavlî sabit olduysa onunla amel etmesi vacib olur.Mezhebden ayrılmaz bir surette iltizam, işitilen muteber delille sabit olmamıştır.>> demektedir.
İbnu Âbidîn; avamın mezhebi olmadığını,ancak mezhebinin, müftîsinin mezhebi olduğunu; mezhebe bağlılığın, bir mezhebin kitabını okuyana mahsus olduğunu Redd-i muhtar’ın bir çok yerlerinden tasrih etmiştir.
Şunu da demek gerekir ki, müctehidin sözünü nakleden kimsenin, en essahı, en kuvvetliyi nakletmesi gerekir.
İsmail Çetin-Ehli Sünnetin Nazarı İtikadın Ölçüsüdür
|