| "BİR KEŞF-İ KADİM OLARAK BÜYÜK DOĞU ve NECİP FAZIL" Müdafaaları
Necip Fazıl’ın kalemi gibi hitabeti de fevkalade idi. Fransızlar O’nun için, “Bir sözü ihtilale yeter adam” diyordu. Edebiyat çevrelerine göre ise “Bir mısra’ı bir millete şeref veren şair”di. İngilizler için Shakespare, Almanlar için Goethe neyse bizim için de Necip Fazıl o dur. Fakat müstağribler mürteci(!), modernistler ise pazarlıksız mü’min oluşundan dolayı O’nu yok saymak istediler.
Müslüman olmanın gereğini yapmanın bedelini 8 defa hapse girerek ödedi. Buna rağmen mahkeme koridorlarında, zindanlarda hep hakkı söyledi. Baskılar dik duruşuna engel olamadı.
Üstad’ın mahkeme salonlarında yaptığı savunmaları konferans havasında olur, kalabalık bir izleyici kitlesinin huzurunda akdederdi.
Üstat yazı ve hitabetiyle olduğu gibi müdafaalarıyla da nev’i şahsına münhasırdı. Ne Eflatun'un Akademya'sı Büyük Doğu mektebine, ne de Sokrat'ın müdafaası Üstad'ın savunmalarına kıyas edilebilirdi. O’nun sevdiği kelimelerden biriyle ifade edersek; “harikaydı” müdafaaları. Suça azmettirici olarak yargılandığı Malatya davasında iddia makamında sırf kendisine karşı çıkarılan 4 savcıyı göstererek “Amme avukatı olarak tek fikir etrafında tek kişinin temsil etmesi gereken iddia makamında bu 4 kişi de nedir? Ben hiçbir operada 4 tenor görmedim!” dedikten sonra şu meyanda bir müdafaada bulunur: “Benim, müteşebbis sanıkları doğrudan doğruya azmettirdiğime dair elde hiç bir delil bulunmadığına, her şey yazılarımdan alınan ilhamla yapılmış farz edildiğinde ve bütün mesele böyle bir faraziyenin ceza hukuku bakımından suç teşkil edip etmeyeceği üzerinde olduğuna göre, bu davayı kökünden hall ve fasl edici bir misali takdim etmeliyim: Dünya edebiyatında kıskançlığın şaheseri Othello’dur. Shaeskpeare'ın meşhur Othello’su. İmdi; hastalık derecesinde kıskanç bir koca, sırf bu hissi yüzünden karısını öldürse de cebinden Othello çıksa, şu kürsünün üzerine eğilmiş beni hayretle dinleyen kaytan bıyıklı savcı, Shaeskpeare'ın iskeletine pranga vurulması için Londra Savcılığı'na müzekkere mi yazacaktır? Daha evvel de söylediğim gibi, her insanda, mücerrede ve umumî telkinlere karşı bir fren ve hareketini sırf nefsine bağlayıcı şahsî bir istiklal ve mesuliyet duygusu olmak lazım gelmez mi?"[21]
1968 tarihli bir müdafaasında hakimler heyetinin huzurunda şöyle konuşmuştur: “Biz sadece, mücerret ve müstakil olarak İslam’ın savunucularıyız ve devlet nizamlarını hedef tutmaksızın böyle bir savunuculuk hamlesinde hiçbir kanuni suç olmadığını bilenlerdeniz. Eğer mücerret ve müstakil olarak İslam’ın müdafaası suçsa, buna ait kanun maddesi getirilsin; biz de gerekirse başlarımızı üç ayaklı sehpanın yağlı ipine teslim edelim…”[22] |