| "BİR KEŞF-İ KADİM OLARAK BÜYÜK DOĞU ve NECİP FAZIL" İslam Telakkisi
Üstat’ta yalnız İslam vardır. Her şey O’nda mevcut olduğuna göre O’nu anlayabilmek için mağrur aklın müessisi felsefeden istimdatta bulunmak doğru değildir. İslam’ın bünyesinde felsefeye yer olmadığından hikemiyatı “İslam Felsefesi” terkibiyle ifade etmek de hatalıdır. Üstad’a göre felsefe; “doğruyu bulma değil, her defa yanlışı yakalama aletidir; ve bütün felsefe mezhepleri birbirinin yanlışını çıkarırken doğrudur. Doğru tek, yanlış ise sayısız olduğuna göre, o mutlak “tek”e malik olanın sayı saymak ve hakikati böle böle bir şeye varılabileceğini sanmakla ne ilgisi olabilir?”[23]
Üstad, mücadele hayatında “insan ve cemiyetin iç ve dış hayatını, bütün derinliği, sonsuzluğu, güzelliği ve doğruluğuyla tekeffül eden tek nizamın İslam” olduğunu bu yüzden “yalnız İslamiyet”e inanılması gerektiğini, “Şeriat’ın, … kendi öz saffet, asliyet ve tamamiyeti içinde hiçbir tecezzi (bölünme) ve muvazaa kabul etmez bir bütün olduğunu”[24] yüksek tizden haykırdı.
“Küfür yobazı” ve “din tahripçilerinin” egemen olduğu bir devirde her şeyin İslam’da olduğunu, çözüm ve çareyi farklı nizamlarda arayanların “ha bulduk, ha buluyoruz!” tesellisiyle hiçbir şey bulamadıklarını, her gün her şeyi biraz daha bulunmaz hale getirdiklerini anlattı.
“Her şey İslam’dadır: …İnsanlık kadrosunda ve bilhassa muazzam ve muhteşem garplı insan ve cemiyet tecrübesinde kaç saadet ve kaç felaket şekli, kaç çare ve kaç çaresizlik ifadesi belirmiş bulunuyorsa, bunların topyekün hakikati ve müsbet ve menfi haberi kısaca külli nimet ve dava İslam’dadır. Sosyalizma ve komünizmanın var etmek isteyip de yok ettiği ictimai adalet ve tesviye ölçüsünün hakikati İslam’da… Liberaizma ve kapitalizmanın yedire yedire ferdi çatlatmasına veya mukabil fertten her hakkı çaldırmasına mani ölçüler, İslam’da. Demokrasya ve fikir hürriyetinin en nazik sınırları ve özü İslam’da. Aynı demokrasya ve fert hürriyetinin başıboşluğa ve kargaşalığa sarkan aşırılığını köstekleyici fikir ve şahsiyet hakkı İslam’da… Nazizma ve faşizmanın kazip rüyasını gördüğü üstün nizam ve ruhi müeyyidecilikteki esas İslam’da… Batının her sahada arayıp bulamadığı cennet İslam’da; her sahada içine düştüğü cehennemden korunuş yolu İslam’da…”[25]
Üstad, “Olunmayacak her şeyle, olunacak her şeyin kefalet ve keyfiyetinin İslam’da” olduğu hakikatine Müslümanların ilim, sanat ve fikir zaafiyeti içerisinde olmalarını gerekçe göstererek itiraz edenlere halin İslam’ın yaşanmadığından kaynaklandığını nitekim “Rönesans’tan sonraki dünyanın İslami gözle görülemediğini ve güdülemediğini”[26] söylemiştir.
Problem İslam’da olmadığına, bilakis İslam’ın yaşanmamasından kaynaklandığına göre çarede İslam’ın yenilenmesinde aranmamalıdır. Çünkü, “İslam bir güneştir. Güneş yenilenmez. Güneşe bakan gözler yenilenir.”
Batı ile doğu arasında med-cezir yaşayan doğudan vazgeçemeyen batısız da yapamayacağına inanan ve bu yüzden her ikisinin sentezinden yana bir tavır alan Müslüman modernistler Üstad’a göre mevcut halleriyle “fikir ihaneti”[27] içerisindedirler.
Müslümanların “Büyük Doğu” ruhunu kuşanabilmeleri için bir inkılaba muhtaç olduklarını fakat bunun ruhunda derin şüpheler taşıyan modernistlerle olamayacağını, “Allah Resulü’nün (s.a.v.) mukaddes ayak izleriyle açılmış yolu bulmak”[28] anlamına gelen İslam inkılabının ancak “Şeriat, tasavvuf ve bunların hikmetlerine nüfuz ehliyetinde şahsi ruh ve akıl”[29] cephelerine sahip “derin ve gerçek Müslümanların” eliyle gerçekleşebileceğini söylemiştir.
İnkılabı doğru tanımlayamayan ve bu yüzden liyakatsiz ellerden inkılabın zuhurunu bekleyen yığınları irşat edebilmek ve onları gerçek inkılabın bağlıları arasına katabilmek için "Doğru yolun sapık kolları"nı telif etti. Kur'an'ın on dört asırdır doğru anlaşılamadığını iddia eden ve bu iddiasıyla Peygamber'in de Kur'an'ı anlayamadığı hezeyanında bulunan sözde tefsircilerin (!) denize düşenlerin kurtulmak için kendilerine sarıldıkları “yılanlar” olduklarını, boğulmaktan kurtulmayı bekleyen insanları denizden evvel zehirleriyle onların öldürdüklerini anlattı.[30]
Üstat, gerçek İslam inkılabını temsil etme liyakatini göremediği hareketleri, müşahhas bir şeklide teşhir etmekten de geri durmadı. Aklı ön plana çıkaran Afgani, Abduh, Reşid Rıza, Muhammed Şeltut, Meraği, Ferit Vecdi, gibi isimlerle bilinen Mısır Mektebini, gelenekçi olmakla birlikte modern çizgilerin baskın olarak görüldüğü Pakistan Mektebini tahlil ve tenkit etti. Üstad’a göre bütün bu “başıboş ictihat davranışlarının, her türlü reformcuların, her türlü ruh ve mana zedeleyicilerinin, doğrudan doğruya, ya da dolayısıyla “ilk muharriki İbn Teymiyye”dir.[31]
Bu gün gelinen nokta itibariyle 70’li yılların kurtarıcıları olarak gösterilen hareketlerin misyonlarını tamamlayamadan silinip gittikleri görülmektedir. Bu durumda Üstad’ın gerçek İslam İnkılabının onlarla olmayacağını söylemesinin ne kadar isabetli olduğu güneş gibi ortadadır. |