12 Şevval 1429
12 Ekim 2008, Pazar
12 Şevval 1429
12 Ekim 2008, Pazar
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 8 (1 Kayıtlı ve 7 Misafir) bulunmaktadır.

Online   1garibyolcu83
Tekil Mesaj gösterimi
FIRAT
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
kucult  büyük
Osmanli’yi Kim Batirdi? ( Bir Yorum)

OSMANLI’YI KİM BATIRDI? ( BİR YORUM)
Böyle giderse korkarım ki kabak benim tepemde patlayacak ve suç üzerime kalacak. Onun için iyisi mi yol yakınken savunmamı sunayım:

Türk okur-yazarları arasında yaklaşık yüz yıldır iki eğilime sıkça rastlanır. Ya kendini dev aynasında görmek ya da dürbünün tersinden seyretmek eğilimleri... Bu, Tanzîmât'ın getirdiği bir hastalığın iki tezahürüdür. Yükselen Avrupa karşısında manevi ezikliğe ve aşağılık duygusuna kapılan Osmanlı/Türk kendine âid ne varsa hakir görmeğe, Avrupa'dan gelme herşeyi ise körü körüne yüceltmeğe yöneliyordu. Bir başka bölümü ise, fakat yine aynı aşağılık duygusunun neticesi olarak, kendine âid herşeyi kayıtsız şartsız üstün görme hummasına yakalanmışdı. Bu durum günümüze kadar uzanır.

Ağustos Ayı sadece Türk Tarihi'nde Büyük Zaferler Ayı değil aynı zamanda Muazzez Türk Matbuâtı'nın Lâf Kıtlığında Asma Budama Ayı'dır da!. Bu Ağustos budanan asmalardan biri de şu oldu: Matbaa denen ''gâvur icâdı''nı bu kör olasıca Osmanlılar 283 yıl gecikmeyle alırken bu rötara sebeb yobazlıkları mıydı yoksa elyazması kitab üretimiyle geçinen loncaların ekmek parasıyla oynamama kaygısı mı? Herkes canı ne isterse onu tartışmakda elbet hürdür. Fakat iş tekrar dönüp dolaşıp birtakım Batı yanaşması Neo* Tanzîmatistlerin ''fırsat bu fırsatdır'' diye Osmanlı'ya bir iki hakaretde daha bulunmasına ve böylece tatmin olmalarına vesile teşkil edince benim canım sıkıldı.

Cumhûriyet'i kabûI etmek için Osmanlı'yı inkar et*mek gerekir sanan bu çorak gönüllü ve kavruk beyinlilere benim zâten ne hikmetse hep canım sıkılır... Tek bir yazıyı temel alarak hepsine cevap vermek istiyo*rum:

14 Ağustos 2001 tarihli ''Cumhuriyet''de Orhan Bursalı adlı köşe yazarı ''OSMANLI'YI HATTATLAR ÇÖKERTTİ!?'' başlığı altında şu görüşlere yer veriyor:

-Genç Türkiye; bilim, düşünce, bilgi bakımından Osmanlı'dan sıfıra yakın miras devralmış ve modern bilgi ve bilimi kendi kurmak zorunda kalmıştır.

-Birtakım sağcı yazarlar, Niyâzi Berkes'in çok kısır ve Sığ bir yorumuna sarılarak matbaanın geç gelmesini dini sebeblere değil, nakkaşlarla hattatların geçimine engel olmama endişesine bağlarlar.

-Ancak asıl sebeb, Osmanlı'da kitaba ve okumaya taleb olmamasıdır.

-Avrupa'da prenslikler daha 11. Yüzyıl'dan itibâren

eğitimi yaygınlaştırmaya başlamışlardı.

-Hatta Almanya'da Büyük Frederik 5-14 yaş arası çocuk ve gençlere okul mecbûriyeti getirmişdi.

-Hatta ve hatta 1642'de şehirli ve köylü çocuklara okuma-yazma, din, doğa bilimleri, müzik v.s. okutulmaya başlanmıştır.

-Osmanlı, Avrupa'daki bu gelişimin tamamen dışındaydı.

Eğer Rahmetli Arkadaşım Uğur Mumcu bu satırları okumuş olsaydı herhalde acı acı gülümser ve derdi ki "işte; Yağmur, benim hep söylediğim bilgi sahibi olmaksızın fikir sahibi olma meselesine iyi bir örnek..."

Bu iddialar yine Merhûm Çallı İbrahim'in "Bu kadar cehalet ancak tahsil ile mümkündür!" fehvâsına da uyar.

Sırayla gözden geçirelim:

-Sayın Bay Bursalı "hattat'' (kalligraf) ve "müstensih" (kopist) arasındaki farkı bilmiyor. Ayrıca "nakkaş", duvar ve tavanlara yağlıboya resim, motif ve süslemeler işleyen sanatkarlara verilen addır. Matbaayla ilgisi yokdur.

Osmanlı Mimarisi, Eritre ve Sûdan'dan Polonya ve Çekoslovakya'ya, Fas'dan Doğu Hindistan'a kadar devasa bir bölgeyi yüzlerce yıl etkisi altına "sıfıra yakın" teknik yetenekle mi aldı? Tâc-Mahall'i, yahut dünyanın en büyük kubbesi olan Gül-Künbed'i Osmanlı mimarları inşa etmediler mi? Selimiye'nin minareleri "afsun gücüyle" mi dikildi? Budapeşte'deki hamamları Çinliler mi kurdu? Bugün Mogadişu'da hala kullanılan kanalizasyon şebekesini 17. Asır'da işletmeye açanlar Osmanlı mühendisleri değil miydi? Cançekişme devrimiz olan 1880'lerde Taif'de -yine bugün hala işler halde bulunan* tuzlu su arıtma tesislerini yine bir iki mütevazı, ama yetenekli Osmanlı mühendisi değil de 11. Yüzyıl Avrupa prenslerinin okutduğu üstün zekalı veledler mi geliştirdi?

-Tarih ve coğrafya alanlarında muazzam eserler veren ve Copernicus'dan yüz küsur sene önce " Acaibül*Mahlukaat" adlı eserinde (1415) arzın yuvarlak olduğunu vurgulayan Rükneddin Ahmed, ayrıca Piri Reis, Katib Çelebi, Hacı Halife yahut Evliya Çelebi gibi, eserleri daha mürekkebleri kurumadan Batı dillerine çevrilen ölümsüz bilim adamlarını yok saymak Bay Orhan Bursalı'nın -eğer varsa* vicdanını hiç mi sızlatmıyor?

Büyük Matematikçi, Silah Uzmanı, Kartograf, Ressam ve Tarihçi Matrakçı Nasuh Bey, ki aynı zamanda bir sancak beyi, yani tümgeneraldi, İstanbul resadhanesi Müdürü Takıyyeddin Efendi, Büyük Târihçi Naîmâ ve daha düzinelerce bilgin "Barbar Osmanlı"nın, o kitaba ve okumaya hiç ilgi göstermeyen "talancı kavmin" değil de muhayyel bir ülkenin övünç yıldızlarıydılar,

Öyle mi, Bay Bursalı;

Daha 15. Yüzyıl'da Batı Avrupa dillerine tercüme edilen şayan-ı hayret tıb araştırmaları, mesela Amasyalı Sabuncuoğlu Şerafeddin Efendi'nin 1465'de Fatih'e sunduğu "Cerrahiyye-i ifhaniyye" adlı büyük başvuru kitabından haberiniz var mıydı, Bay Bursalı? 19. Yüzyıl'a kadar akıl ve sinir hastalıkları tedavisinde dünyanın en ileri çizgisini muhafaza edebilen, ruh hastalıklarını (diğer metodların yanısıra) musıkî ile gideren, çiçek aşısını icad edenler de herhalde Eskimolardı, öyle mi? Sayın Bay Bursalı, siz Fatih Medresesi'nde okutulan cebir derslerinin, 15 Yüzyıl sonralarından itibaren sırasıyla Venedik, Padova, Bologna ve Floransa Üni*versiteleri'nde de aynen iktibas yoluyla okutulmaya başladığını biliyor muydunuz?

Bu bahisler uzundur, Bay Bursalı, yorgun olduğu belli zihninizi daha fazla zorlamadan öbür noktalara geçeyim:

-Avrupa'daki prensliklerin daha 11. Yüzyıl'dan itibaren eğitimi yaygınlaştırdıkları iddiası bir palavradır. O çağlarda, henüz asilzadeler arasında bile okuma yazma bilenlerin oranı yüzde onları, on beşleri aşmıyordu. O bir yana manastırlardaki rahiblerden bile on iyimser tahminlerle ancak yarısı harfleri tanıyordu. Siz bırakınız 11. yüzyılı, yâni (sizin gibiler bu asır konusunda biraz şaşırgandır, tasrih edelim) 1001-1100 yılları arasını, o tarihlerden 100/150 yıl sonra o sizin yerlere göklere koyamadığınız Avrupalılar Kudüs'de ve Kutsal Topraklar'ın diğer bölümlerinde gerek Müslümanlara gerekse Mûsevîlere akla hayale gelmedik eziyetlerde bulunuyor, derin bir vahşet içinde onların eserlerini de yokediyorlardı. 1492'den sonra İspanya'da etdiklerini -eğer biliyorsanız* şöyle bir hatırlayınız, Bay Bursalı! Ama size kalsa Mevlana ve Yunus Emre'yi de Sorbonne mezûnu yaparsınız muhtemelen...

-11. Yüzyıl'dan Büyük Frederik'e geçmenizi de anlayamadım. Belki Frederik Barbarossa ile karıştırıyor olabilirsiniz. Fakat Büyük Frederik 11. Yüzyıl'ın değil 18. Yüzyıl'ın bir hükümdarıdır. Bilginize...

-1642 Yılı'nda şehirli ve köylü çocuklar arasında başlatıldığını iddia etdiğiniz muazzam eğitim kampanyası da bir garîbe... 1642, Avrupa'da Otuz Yıl Savaşı'nın (1618-1648) en feci şekilde ve bütün dehşetiyle, bütün sefaletiyle sürdüğü bir zamâna, savaşın en hummalı, en kanlı bölümüne rastlar. Öyle ki halk bazı kasaba ve şehirlerde insan eti yemeğe başlamışdı. O devirde yaygın eğitim seferberliği, öyle mi?

Siz neden bahsetdiğinizin sahi farkında mısınız,

Bay Bursalı? -Evet, Osmanlı bütün bunların dışındaydı. Dolayısıyla Vestfalya Barışı müzakerelerine katılmayan iki Avrupa devletinden biri olmayı tercîh etdi. (Öbür Vatikan) Son olarak şu noktayı vurgulamak isterim: 18. Yüzyıl'ın ikinci Yarısı'na, 1750'lere, kadar Osmanlı memalikinde okuma-yazma oranı çok yüksekdi. 1700'lere kadar okul sayısı da Avrupa ülkelerindekine nazaran adamakıllı daha yüksekdi.
eski 11.09.2006, 13:36  
Alıntı ile Cevapla   #1
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:36 .