Öğrenciler yeni bir şey öğrendiklerinde alır onu yerli-yersiz hemen kullanırlar. Yeter ki kavramı konuşmuş olsunlar. Yeri, uygunluğu hiç önemli değildir. Lisede Mantık Dersi için yapardık bunu. Pek keyif alırdık önerme kurarken;
<Gerçekler acıdır/Soğan da acıdır/O halde gerçek soğandır!..>
Değerli Dostum,
”Tasavvuf; arınmak, benlikten, Allah’tan Gayrı her şeyden soyunmaktır” diye çok hoş anlatıyorsun da Allah Ehlinin hallerini, temel terimleri yerli yersiz alıp kullanmakta da mahir olduğunu bilmem fark edebildin mi?..
Geçen gün öfkeden deliye döndün, adına Celal Tecellisi dedin. Hz.Ömer de pek asabi imiş hani. Allah o gün sende Celal dilemiş de onun için öyle davranmışsın!.. Hem yıldızların konumu da pek bir sertmiş!..
Bir başka defa resmen arkadaşına haksızlık edilirken sustun. Savunmak bir yana iki kelime dahi etmedin. Hz.Osman da edep sahibi imiş, açıktan tavır koymazmış pek .O gün sende Hak, Cemal dilemiş!..
Ekonomin düzeldiğinden beri epey lüks yaşar oldun. “Allah nimetini kulunun üstünde görmek diler” hadisini okuyorsun eleştiri alınca!…
Randevuna geç kaldın, bu geç kalmanın da ezelde bir kitapta yazılı olduğunu söyledin bekleyenlere!..
İyisin maşallah!..
Öfkenin kılıfı Celal,
Pısırıklığın örtüsü Edep,
Dünyevileşmenin kamuflajı Nimetin Hakkını Vermek,
Egoistliğin sığınağı Kader ise biz ne diyebiliriz ki?!..
***
Tasavvuf; perdelerden arınmakmış.
Hani şu malum eski perdeler canım.
Sen sakın üstüne alınma, senin perdeler kadifeden ve pek fiyakalı!...
Yakışmış da hani!
Sen bakma bize, belki biz perdeliyiz de seni de öyle gördük.
Anlayamadık herhalde..
İşine geldiği gibi çek perdelerini, devam et yaldızlı kavram fırçaları ile Vahdet Tuvalini boyamaya!..
Mehmet Doğramacı