| İslamın Kölesi
Üyelik tarihi: 23.12.2007
Mesajlar: 136
Teşekkür etti: 327
Teşekkür aldı: 126 konuda 533 kere
| Unutma altında binlerce kefensiz yatanı! Cenabı Hak En'am Suresinin 2. Ayetinde şöyle buyuruyor:
"Sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden ancak O'dur."
Ve yine Hazreti Allah Abase Suresinin 24-25-26-27-28-29-30-31 ve 32. Ayet-i Celilelerinde şöyle buyuruyor:İnsan yediğine bir baksın! Şöyle ki; Yağmurlar yağdırdık, sonra toprağı göz göz yedirdik oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. Bütün bunlar sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak, faydalandırmak içindir.
İnsanın ilk maddesi ve mayası toprak; avdet ve intikal edeceği yer yine topraktır. Topraksız insan anasız evlat gibidir. Başka bir ifade ile topraksız insanlar ve milletler sahili olmayan bir denizde yüzen ve bir yere tutunamayan sahipsiz bir sandal gibidir. Onun için vatan ve millet kavramları çok önemlidir.
Vatansız millet, milletsiz vatan düşünülemez. Bundan dolayıdır ki "Hubbul Vatanı Minel İman" buyurulmuştur. Yani vatanını sevmek imandandır. Bazı kimseler bu ibarenin Hadis olmadığını iddia etmektedir. Hadis olmasa bile alınması gereken gerçek payları vardır. Bir millet veya insan; doğup büyüdüğü toprağından, suyundan yiyip içtiği faydalandığı, ev bark apartman, camii ve mescit yapıp ibadet ettiği ve barındığı tarla, bağ bahçe edindiği yurdunu sevmesi, müdafaa ve muhafaza etmesi gayet normal ve tabidir.
Vatanı olmayan nerede barınacağı ve nerede ikamet edeceği belli olmayan bir kimse ve bir toplum; gereği gibi dinini de icra edemez. İbadetlerini yapamaz veya yapmakta güçlük çeker... Hiçbir zaman huzur içinde değildir. Tarih boyunca savaşlar, göçler, kavga ve münakaşalar hep vatan, din, mukaddesat, namus, can ve mal uğruna yapılmıştır.
İslam'dan önceki devreleri ve o dönemdeki ümmet ve milletlerin ve hatta Peygamberlerin yaşadıkları hadiseleri gerçek, İslam tarihinde büyük bir bölüm ve sahne teşkil eden MekkeMedine devri ve Hicret hadiseleri hep mal, mülk, makam, vatan ve din uğruna oluşmuştur. Mekke devrinde Müslümanlarca, toplu olarak kılınması gereken Cuma ve Bayram namazları hükmen emrolunduğu halde, huzur ve emniyet olmadığından fiilen ifa edilmemekteydi. Ancak Medine-i Münevvere'ye Hicret ettikten sonra bu namazlar kılınabildi. Mekke devrinde kafir ve müşrikler Müslümanlara huzur vermiyorlardı. Hicretten sonra Mekke'nin fethine kadar Peygamberimiz de dahil olmak üzere Müslümanlar Mekke'ye gelip Hac vazifelerini huzur ve emniyetle ifa edemiyorlardı. Yani; vatan, can, mal ve namus emniyeti olmadan huzur ve sükun olmaz. Huzur ve sükun olmayınca da bütün dini faaliyetler huzur içinde tam olarak ifa ve icra edilemez. Onun için vatan ve toprak bizim en güzel ve en iyi dostumuzdur. Ölümüze de dirimize de sahip çıkan, sarılıp kucaklayan, bağrına basan bir ana gibidir toprak...
Aşık Veysel'in şu sözleri de vatanın ve toprağın dostluğunu çok güzel vurgulamaktadır. "Dost dost diye nicesine sarıldım benim sadık yarim kara topraktır".. Peygamberimiz (SAV) Mekke'den ayrılacağı zaman, Kabe'ye sarılıp ağlayarak; Ey Kabe, seni ve doğup büyüdüğüm bu vatanımı çok seviyorum, lakin ne var ki senin yaramaz evlatların (yaramaz insanların) beni rahat bırakmıyorlar, diyerek firak ve hasret duygularını ifade etmiştir. Toprak ve insan kavramının bize hatırlattığı bir çok cihetleri vardır. Zira şehirler, kasabalar, beldeler, köyler, binalar, mabetler, meskenler, hep toprak üzerinde kurulmaktadır. Ambarlarımızı ve karınlarımızı dolduran ve doyuran topraktır. Bizlere; Allah (Celle Celalühu)'ın emri ve iradesiyle ekmek veren, su veren topraktır. Eğer toprak olmasa yağan yağmur ve kar suları olmaz, kuyular pınarlar kururdu...
Eğer toprak suları tutmazsa, ağaçlar, ormanlar, yaşamaz. İnsanların ve hayvanların yiyeceği tohumlar ve bitkiler yetişmez. Yağmur ve yeraltı sularını saklayan toprak olduğu gibi, Kur'an'ı Kerimde Müteaddit Ayet-i Kerimelerde beyan buyurduğu vechile toprak, yani Arz, altımıza serilmiş bir döşek, gök de üzerimizde bir kubbe veya tavan gibidir.
Toprak bize her türlü güzellikleri ikram eden; güller, sümbüller, laleler ve sayılamayacak kadar rengarenk çiçekler, çeşit çeşit meyveler sunan ve her türlü eza ve cefamıza mülevvesatımıza katılan çok cömert, olduğu kadar da merhametli olan toprak, yine sonunda dostluğunu göstererek şefkatli ve merhametli bir ana gibi ruhsuz cesedimizi kucaklar. Irkı, cinsi, Dini ve Milliyeti ne olursa olsun hoş geldin dercesine kollarını açıp bağrına basar ve kimseden nefret etmez. Bu yerin adı mezar ya da kabirdir. Mezar ya da kabir dünya hayatında, topraktan maldan paradan gözü doymayan ve her tarafı kucaklamak isteyen ve hak hukuk tanımayan insanlara; İşte benden alacağın yer, pay, bu kadardır, kendi boyun kadardır. Der. Ve kendi boyu kadar bir çukura uzatılır.
Toprağın insanlara verdiği hizmet bu kadarla kalmaz. Evlerimiz duvar ve sıvaları, çatılarımızı örten kiremitler, mabet ve meskenlerimizi ördüğümüz tuğlalar, camii ve mescitlerimizi süsleyen çiniler, evlerimizi ve mutfaklarımızı tezyin eden rengarenk seramik çanaklar tabaklar, çömlekler, vazolar ve saksılar toprağın insanlara sunduğu hizmet ve nimetlerdir.
Özetle; Toprak, Hz.Adem (Aleyhisselam)'den bu yana yüzbinlerce Embiya ve Evliyayı, yine yüzbinlerce Şühedayı ve milyonlarca insanları bağrında saklayan ve kıyamete kadar saklayacak olan, bol merhametli bir anadır. İşte toprak ve insan alakası... Şunu ifade beyan edeyim ki, insanın bedeni topraktan, ruhu Allah (Celle Celalühu)'tan dır. Onun için beden dünyaya, ruh da uhraya bakar. Her nesne ilk var olduğu asıl madde ve meya tarafına meyyalıdır. Ey yolcu bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı!
Unutma altında binlerce kefensiz yatanı...!"
Bu nimetlerin kıymetini bilenlere ne mutlu...! |