Bayrak
22 Recep 1429
25 Temmuz 2008, Cuma
22 Recep 1429
25 Temmuz 2008, Cuma
Ayet
Ey Rabbimiz! Unutur veya bilmeden hata yaparsak bizi sorgulama!Ey Rabbimiz!Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yükler yükleme!Ey Rabbimiz!Güç yetiremeyeceğ imiz yükleri bize taşıtma!Ve günahlarımızı affet,bizi bağışla ve rahmetini yağdır üstümüze!
Bakara-286
hadis
Birbirinize buğz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.
Buhari

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 61 (8 Kayıtlı ve 53 Misafir) bulunmaktadır.

Online  bir lahza, DeRCan, mdmd, Sakallı, sevva, Tugba, zekai mesutizm


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee
Tekil Mesaj gösterimi
root
ıııooıoııoııııııoıııııııo
 
Üyelik tarihi: 26.08.2006
Mesajlar: 2.199


2 Albümü var
Yarışma Puanı: 330
Teşekkür etti: 1.958
Teşekkür aldı: 1.139 konuda 3.222 kere
İsmail Çetin Hocaefendi ile tartışılan konular üzerine

Allahu Teâla kullarından birden bire ilmi çekip almaz. Fakat âlimlerin ruhunu almakla ilmi kaldırır. Öyle ki, hiçbir âlim bırakmayınca insanlar câhil liderler edinirler. Onlara soru sorulduğunda bilgisizce fetva verirler. Hem kendileri haktan sapar, hem de insanları saptırırlar.”(Suyuti-Camius Sagir)

Bu hadisi şerif günümüzün bir portresini çiziyor gibime geliyor. Ulemamız yemekteki tuz gibi kalınca, ortalık nevzuhur reformculara, prof. unvanlı neo mutezile bayraktarı kimselere kaldı. Durum böyle olunca hem âlim, hem âmil, hem muhlis, hem müşfik, hem halim, hem celadetli alimlerin kıymeti o kadar büyüyor ki..

İşte onlardan biri ile yaptığımız bir mülakatı nazarınıza arz ediyoruz. İsmail Çetin Hocaefendi ilminin şiddet-i zuhurundan tevazu perdesi ile gizlenmiş büyük bir âlimimiz. Kendisini Dilara Yayınlarından çıkan 40’ın üzerindeki eseriyle gıyaben tanıyorduk. Mevla’nın ihsanıyla, Aralık ayında şifai olarak da tanışmak ve görüşmek müyesser oldu.

Kendilerinin sıcaklığını, şefkatini, hele de evlerinde kabul buyurup, baş başa, üç saatlik tashih ve sohbet dakikalarımızı unutamayacağım. Cenab-ı Hak kendilerinden ilelebet razı ve hoşnud olsun. Başta zât-ı âlileri olmak üzere, kıymetli mahdumlarına, Dilara Yayınevi Yetkililerine ve sair ihvana en derin sevgi, saygı ve teşekkürlerimi arz ederim efendim. Salih Okur

Soru: Muhterem hocam, bir namazda hem kazaya, hem sünnete niyet edilebilir mi?

-Buna olur diyemeyiz. Bu konuda Diyanet ile bazı zümreler arasında yıllar süren ihtilaf olmuştur. Fakat şöyle deriz, zayıf bir söze göre olur. Yani, bir kimse “niyet ettim sabah namazını kaza etmeye, şimdiki vaktin sünneti ile birlikte” derse, niyeti kaza için geçerlidir. Nafile sevabını alır mı? İnşallah alır. Vaktin ihyasının sevabını almış olur.

Hanefilerden Şeyh Aliyyül Kâri, Şafiilerden İbn-u Hacer el Heytemi ve daha bir çok ulema ittifakla şöyle demektedirler; “Farza borcu olan bir kimsenin faziletli vakitlerde nafile(müstehab) namazların yerinde kaza namazlarını kılması vaktin faziletini yani sevabını kazandırır. Çünkü maksat, bu vakti namaz ile ihya etmek idi. Kazanın kılınması ile de vakit ihya edilmiş olur.”

En iyisi, kazaları bir an evvel bitirmeye çalışmaktır.

Şöyle bir soru akla gelebilir; “Sünnetimi terk eden şefaatime nail olmaz” hadisi varken sünnet namazlarını terk eden şefaatten mahrum olmaz mı?

Deriz ki, bu hadisteki “terk eden” ifadesi “tereke” değil “ragabe” dir. Yani yüz çeviren manasına gelir. Peygamber ashabınca sünnet kelimesi dinin tümü manasına kullanılmaktadır. Yani buradaki ifade “dinimi terk eden” manasına olur.

Aksi takdirde, “şefaatim büyük günah işleyenleredir” hadisine ters düşer. Mesela bu takdirde, “farz namazını terk eden şefaate nail olur da, sünneti terk eden şefaate nail olmaz” demek gerekir ki, bu da akıl işi değildir.

Soru: Kasten terk edilen namazın daha kazası da olmaz diyenler var. Bu konuda ne dersiniz?

-Bu söze katılmıyoruz. İnsan, namazı ya farziyetini inkâr ederek terk eder ki, bu zaten dinden çıkmış olur. Veya gafletinden veya unutarak terk eder. Bu ikinci kısmın her zaman kazası mümkündür.

Kaldı ki, İmam Nevevi, “namazı terk eden Müslüman-açık bir inkarı olmadığı müddetçe- sefih(budala, aklı zayıf) sayılır” demektedir ki, böyle biri tövbe edip, namazlarını kaza edebilir..

Soru: Namazda secdede parmakların kıbleye dönük olmasının hükmü nedir? Haleb-i Sagir’in müellifi parmakların en az üçünün kıbleye yönelik olması gerektiğini söylüyor ve “insanların çoğu bundan gafildir” diyor.

-Secdede parmakların dik durması farzdır. Kıbleyi göstermesi gerektiği konusunda Hanefi mezhebinde “vaciptir” diyen var, “sünnettir” diyen var. Nimet-i İslam müellifi merhum Hacı Zihni Efendi bunu “namazın edepleri” kısmında saymış ve “hiç değilse birkaç parmak kıbleye yönelik olmalıdır” demiştir.

Soru: İmamın hutbede “kâlâllahu teala..” kelimesinden sonra “Euzu billahi mine’ş şeytan’ır racim” demesinin hükmü nedir?

- Terk edilmesi gereken bir yanlıştır. İbn-i Abidin döneminde Hutbe-i Nebatiye adlı bir eserde yanlışlıkla yazılmış. Sonra da, sadece Türkiye’ye mahsus kalmak üzere bu yanlışlık yaygınlaşmıştır.

Bunun sünnet veya müstehab olması şöyle dursun çirkin bir adettir. Çünkü bunu diyen bir hatip şöyle demiş oluyor; “Allahu Teala buyurdu ki; Şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.”

Korkunç bir hatadır. Bu hatadan dönülmesi gerekir.

Soru: Seferilik meselesinde, Elmalılı Hamdi Efendi’nin görüşüne uyarak vasıtayı esas alanlar var. Bu konuda ne dersiniz?

-Seferde mesafe söz konusudur. Vasıtayla kısa zamanda gitmek, uzun zamanda gitmek söz konusu değildir. Biz kitaplarımızdan bunu anlıyoruz.

Soru: Banka kredisi kullanmak, bununla ev almak caiz mi?

-Caiz değildir. Çok mecbur olursa bankadan ihtiyacı kadar kredi almak caiz olur. Çok mecbur olmasının da şartı, çalışamayacak ve dilenemeyecek durumda olmaktır. Bu durumda da ancak ihtiyacı kadar alabilir. Ama ev almak için bankadan kredi almak caiz değildir.

Soru: Ömer Nasuhi Efendi, Türkiye’deki arazinin miri arazisi olup, bu arazinin ürününden öşür veya diğer bir nam altında zekât verilmesi gerekmediğini söylüyor.

-Ömer Nasuhi Efendi büyük bir âlimimizdir. Ancak bu konudaki görüşüne katılmıyoruz. Öşür, zekâtla eş anlamlıdır. Onda bir nispetinde verilen zekât demektir. Türkiye’de öşür vardır. Kitaplarımızdan bunu anlıyoruz. Sadece Ceyhan, Seyhan, Dicle ve Fırat etrafındaki bazı araziler ihtilaflıdır. Diğer yerlerde arazisi olanlar buradaki ürünün zekâtını vermek mecburiyetindedir.

Soru: Olta ile balık avlamak caiz midir? Bazı kimseler balığın canını acıttığından caiz değil diyorlar.

-Hayır, mahzuru yoktur. Olta ile balık avlanabilir. Av olunca hayvanın canının acıması muhakkaktır.

Soru: Tesettür kıyafeti illa çarşaf mı olmalıdır?

-Çarşaf olması şart değildir. Fakat kalın, geniş, uzun olması ve kabarık yerlerini belli etmemesi şartı vardır.

El Ahzab suresindeki(ayet:59) “cilbab” kelimesi “çarşaf, aba, topuklara kadar kapayacak bir tek geniş ve uzun üstlük-bu şartları haiz manto da olabilir- tefsir edilmiştir.

Nur Suresindeki(Ayet:31) “humr” ise yaka paçayı kapayacak başörtüsü olarak tefsir edilmiştir.

Bu takdirde, En Nur suresinde ki örtünme emri evin içinde, El Ahzab ayetindeki örtünme emri ise evin dışındaki örtünme emridir.

Soru: Organ nakli caiz midir?

-Kan ve organ nakli caizdir diyen ulema var. Ben de bunlardanım. Haramdır diyenler de var. Bunların ilmi delilleri yoktur demekle yetineyim.

Yalnız, satmak kesinlikle haramdır.

Evet, güvenilir hazık, muttaki bir Müslüman doktorun ameliyatında, Müslüman bir toplum arasında olursa, masiyet olmazsa, yani fasıka veya kâfire yardım olmazsa, caiz diyenlerdenim. Aksi takdirde, şartlar olmaması sebebiyle caiz değildir diyenlerdenim.

Soru: Ayakkabıyla cenaze namazı kılınamaz deniyor

-Cenaze namazında ayakkabıyı çıkarmaksızın cenaze namazı kılmak bidattır. Zira kullanılan ayakkabı temiz kalmaz. Temiz kalmazsa, cenaze namazında ayakkabıyı giyen hâmildir.(taşıyıcı) Ayakkabıyı çıkarıp üzerine basarsa mahmüldür(taşınılan)

Birinci surette, yani ayakkabıyı giydiği takdirse ayakkabısındaki necaset fazla olması hâlinde namazı bozar. İkincisinde yani ayakkabını üzerine bastığında ise namaz sahihtir.

Zahid-ül Kevseri bu konuda bir eser yazmıştır. Nimet-ül İslam’da da bu mevzuda şöyle yazar: “Kuhistani diyor ki, “Ayakkabılarını necaset üzerine koyarak ve ayaklar da onun içinden çıkmış vaziyette namaz kılınmış olmasında namaz caizdir. Eğer ayakları onun içinde iken kılınmış olursa o takdirde namaz caiz olmaz. Zira necaseti hâmil sayılır.”

Soru: Peygamberimizin ismi geçtiğinde kısaltma olarak (ASM) veya (SAV) doğru olmadığı yazılıyor. Bu konuda görüşünüzü alabilir miyiz?

-Hafız İbn-u Salah “bazı gafil insanlar yazı yazmak esnasında Peygamberin ismini yazarken cimrilik veya tembelliğe kapılarak, avam talebeleri gibi “Sallallahu aleyhi ve selem” yerine “salalem”(Türkçede de SAV veya ASM) yazmaktadırlar. Bu doğru değildir” demektedir.

Türkçemizde de telifçi yazarlar bu gaflet tolusuna yakalanarak kitaplarında (SAV) yazmaktadırlar. Ne tuhaf.

İmam Şarani de diyor ki; “Böyle yazanlar ya cimriliğe kapılmış, mürekkep ve kâğıdını Peygamberinden daha fazla sevmiştir. Ya da tembelliğe yakalanmış, parmaklarının yorulmasından vazgeçmiş, dolayısıyla o Habib-i Azamı sevmemiştir. Ben (Şarani) her gün bin kere “Cezallahu anna Muhammeden ma hüve ehluhu” salâvatını okurum” demektedir.

Soru: Sitemiz ziyaretçilerine tavsiyelerinizi lütfeder misiniz?

-Cahil sofi ile kalp hayatı olmayan âlim arasında fark yoktur. İmam Şafii hazretleri şu şiiri sık sık tekrar ederdi:

“Hem Sufi ol hem fakih, olma sakın biri.

Allah’ın hakkına öz nasihatim sana bu.

Şunun kalbi sert, bulmadı takva tatları

Şu da çokça cahil, nasıl yarar sana bu”

Türkiye’de şeyhi, hocayı tanımak meseledir. Sırat-ı Müstakim’de olanları araştırmak, onları bulmak gerekir. Sırat-ı Müstakim’i sadece “dosdoğru yol” olarak açıklamak eksiktir. Fatiha suresi 6. ayet-i kerime’de istediğimiz Sırat-ı Mustakim’i aynı surenin 7. ayeti açıklamaktadır; “kendisine nimet verilenlerin yoluna.”

Bunlar kimlerdir diye bir soru varid olunca da, Nisa(68 ve 69) ayetleri açıklamaktadır: Ve onları mutlaka dosdoğru yola yöneltip-iletirdik. Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar.”

Ayet-i kerime’de bu yolda olanlara “refik” olmak gerektiği hatırlatılıyor. Refik, yani refakatçi olmak. Yani bu gibi kimselerin hizmetinde olmak.

Hülasa, Sırat-i müstakim; ihlâs üzere dini ilimleri erbabından öğrenmek, onlarla beraber olmak, o üstadların hizmetinde bulunmak ve yine öğrendikleri ile ihlâs üzere amel etmektir.

-Hocam, izninizle son olarak tavsiye edebileceğiniz eserlerin ismini almak istiyorum..

-Kelam ve Sıfat ilminde Bediüzzaman çok ileridir. Ehl-i sünnet akaidini öğrenmekte onu ve Ömer Nasuhi Efendi’nin Muvazzah İlm-i Kelam’ını tavsiye ederim.

İlmihalde; Nimet-ül İslam(Sağlam Yayınevi baskısı)

Tefsirde; Vehbi Efendi’nin Hülasat-ül Beyan tefsiri.

Hadiste; Ahmed Davudoğlu’nun Müslim şerhi güzeldir. Haydar Hatipoğlu’nun İbn-ı Mace şerhini de severim.

Tarihte; Ahmed Rasim’in Tarih-i Umumi’si ve Cevdet Paşa’nın tarihi olabilir.

Siyer: Mevlana Şibli ve talebelerinin hazırladığı, Eşref Edip’in Ahmed Genceli’ye tercüme ettirdiği Asr-ı Saadet güzeldir.(Şamil Neşriyat)

Fikirde Necip Fazıl mihenk taşıdır.

-Efendim, böyle bir imkanı bahşettiğiniz için çok teşekkür ederim.
-Ben teşekkür ederim.

Salih Okur
Eklenme tarihi : 2007-12-15 Saat : 01:30:48
__________________
Profesyonellik, % 20 yetenek ve % 80 alıştırma ile elde edilir; eğer disiplin yoksa ikisinin de değeri yoktur.

eski 26.12.2007, 22:44 root isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:17 .