ABDÜLHAMİD'İN SARAYI = ŞEDDAT'IN RİYAZ-I İREM'İ Abdülhamid'in oturduğu yer olan Yıldız Sarayı, halk arasında "Şeddad'ın riyaz-ı İremi"ne benzetiliyordu. (Şeddat, Kur'an'da geçen Yemen'deki Add kavminin zalim hükümdarıdır. Hud peygamber zamanında yaşayan Şeddat, kendisini Tanrı'ya eş koşmaya kalkarak Tann'nın cennetine karşılık yeryüzünde bir cennet kurmaya davranmış, bu amaçla İrem Bağı adıyla bir bahçe yapmış, bahçeyi cennet tanımındaki gibi donatmış, gelgelelim bu bahçe bir gün yıkılıp yerle bir olmuştur. İşte Abdülhamid döneminde halk, Abdülhamid'in oturduğu Yıldız Sarayı'nı Tanrı'ya baş kaldıran Şeddat'ın kurduğu bir gün yerle bir olan o cennete benzetiyordu.) Yıldız sarayının kapısı her gün arı kovanı gibi işler, her giyimde, her yaradılışta insanlar orada kendilerine bir geçim yolu bulurlardı. Jurnal sunumu, yapmacık bağlılık gösterisi ya da Yıldız sarayındaki görevlilerinden biriyle ilişkisi olduğunu öne sürerek kabul edilenlere her türlü yüksek görev ve şans kapısı açık olduğundan, bunların durumu, yolunu bulamayıp da çatamayan yüzsüz ve kıskanç kimselere unutulmaz bir gönül yarası olurdu. Saray görevlilerine askerlik yaptırılmadığı için bir çok asker kaçağı bir yolunu bulup kapağı Yıldız'a atıyordu. Tüfekçi, silahşor gibi ordu görevlilerinden başka görevlilerin sayısı her türlü kestirimin üstüne çıkmıştı. Yalnız aşçıların sayısı iki binden çoktu. Doğrudan doğruya Abdülhamid'in canını korumakla görevli olanlar o denli iyi seçilmişlerdi ki, bunların arasında; "Padişah buyruk verirse hiç gözümü kırpmadan babamı bile keserim" diyenler vardı.Bunların en büyük düşmanı yurdunu ulusunu seven koruyan kimselerdi... Sultan Abdülhamid, bu iğrenç uğursuz yolsuzluk ve aşırı tüketim yuvasında böylesi görevliler ve yardakçılar arasında otuz yılı aşkın bir süre tutuklu gibi yaşamıştır. |