14 Şevval 1429
14 Ekim 2008, Salı
14 Şevval 1429
14 Ekim 2008, Salı
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 42 (11 Kayıtlı ve 31 Misafir) bulunmaktadır.

Online   Almula, bir lahza, DuaLar, ebu mus'ab, K.SERDAR, KapaSite, muhakematçı, ta-ha Dagistan, efsun hayal
Tekil Mesaj gösterimi
leys
ONURSAL ÜYE
(Konuyu Başlatan)
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.692




Teşekkür etti: 3.318
Teşekkür aldı: 1.478 konuda 5.666 kere
kucult  büyük
ÜÇÜNCÜ NÜKTE

Meslekler, mezhebler ne kadar bâtıl da olsalar, içinde ukde-i hayatiyesi hükmünde bir hak, bir hakîkat bulunur.
Eğer âsârına ve neticelerine hükmeden hak ve hakîkat ise
ve menfî cihetleri müsbet cihetlerine mağlûp ise, o meslek haktır.

Eğer içindeki hak ve hakîkat, neticelere hükmedemiyor ve menfî ciheti müsbet cihetine galebe ediyorsa, o meslek bâtıldır.
Onun ehli, ehl-i bid'a ve dalâlet olur.


İşte bu kâideye binâen, Âlem-i İslâmdaki ehl-i bid'a fırkalarına bakılsa görülüyor ki, herbiri bir hakka istinad edip gitmiş.
Fakat, menfî ciheti ya garaz, ya inat gibi bir sebeple, o mesleğin âsârı dalâlet hesâbına çalışmıştır.



Meselâ, Şîalar Kur'ân'ın emrine imtisâlen Ehl-i Beytin muhabbetini esas tutup, sonra intikâm-ı milliye cihetinden bir garaz gelerek, meşrû muhabbet-i Ehl-i Beytin âsârını zapt ederek;
Sahâbe ve Şeyheynin buğzuna binâ edip, âsâr göstermişler;

Hazret-i Ali sevgisinden dolayı değil, bilâkis, Hazret-i Ömer kızgınlığından.

olan darb-ı meseline mâsadak olmuşlar.


Hem meselâ, Vehhâbiler ve Hâricîler ise,
nusûs-u Şeriate ve sarîh-i âyâta ve zevâhir-i ehâdise istinad ederek hâlis Tevhîde münâfı ve sanemperestliği îmâ edecek herşeyi reddetmekliği kâide tutmuşlar.
Fakat, birinci nüktedeki üç esasta beyân edilen sebepler cihetinden gelen menfî garazlar, onları haktan çevirip, dalalete saptırmış ki,
ifrat derecesinde tahribât yapıyorlar.

Ve hâkezâ, Cebriye olsun, Mûtezile olsun, hangi fırka olursa olsun,

böyle bir hakîkati, mesleğinde görüp, onunla aldanıp, sonra dalâlete saplanır.


Her ne ise... Her bâtıl bir mesleğin herbir ciheti bâtıl olmak lâzım olmadığı gibi, herbir hak mesleğin dahi herbir ciheti hak olmak lâzım değildir.
Bu binâen, sâdattan olan şerif-i Mekke, Ehl-i Sünnet ve Cemaatten iken, zaaf gösterip, İngiliz siyasetinin Haremeyn-i Şerifeyne müstebidâne girmesine meydan verdi.
Nass-ı âyetle küffârın girmesini kabul etmeyen Haremeyn-i Şerifeyni, İngiliz siyasetinin, Âlem-i İslâmı aldatacak bir sûrette,
merkez-i siyâsiyesi hükmüne getirmesine yol verdiğinden,

ehl-i bid'attan olan Vehhâbiler,
hariçten medâr-ı istinad aramayarak,
filcümle nimmüstakil bir siyaset-i İslâmiye takip ettiklerinden,

şu cihette haklı olarak o gibi Ehl-i Sünnete galebe ettiler denilebilir.



eski 28.12.2007, 17:38 leys isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #13
leys isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:49 .