| Seyyid Ahmed Arvasi Asrın Yesevisi
Tarih 31 Aralık 1988’di.. 57 yaşındaydı... Erenköy’deki evinde saat 11.00’de, Noel sarhoşluğu yaşanan günde, Türk gençliğinin kötü gidişinin verdiği üzüntüyle parmaklarını kaldırdı hiddetle tuşlara basmak istedi ama yıllarca çektiği çileler yorgun düşürmüştü asrın Yesevisi’ni. O çok muhabbet duyduğu Peygamber Efendimize kavuşma zamanı gelmişti. Ertesi gün yüzbinlerce seveni Fatih Camii’ni doldurdu, kalabalığı caddeler almadı ve büyük mütefekkir, dualarla Edirnekapı Kabristanına defnedildi.
19 yıl evvel Noel çığlıklarının atıldığı bugün Arvasi Hoca, kaldırır mübarek
parmaklarını ve daha tuşlara dokunamadan yorgun vücudu düşer daktilosunun başına,
Hakka kavuşmak arzusuyla ayrılır aramızdan.
19 yıl önce bugün Hakkın rahmetine uğurladığımız, Türk gençliğini İslam güneşiyle aydınlatan mütefekkir, yazar, şair ve siyasetçi Seyyid Ahmed Arvasi Hoca’yı rahmetle yâd ediyoruz. Gözü kara bir İslam neferi olan Arvasi Hoca, çileler ve engellere rağmen yılmadı; yıllarca Türklüğe ve İslam’a hizmet etti, yüzbinlerce talebe yetiştirdi. Türk milletinin ve İslam âleminin sosyal meselelerini tesbit ederek çözüm yolları gösterdi. Kendi değerlerimizi ve kültürümüzü muhafaza etmenin önemini dile getirdi. Kalemine kan çeker
Seyyid Ahmed Arvasi Hoca, 1932 yılında emekli bir gümrük memuru olan Abdülhakim Arvasi Bey’in oğlu olarak hayata gözlerini açar. Kuyumcu çıraklığı yaptığı günlerden birinde dükkana gelen bir Allah dostu “Senin işin gönül sarraflığı olmalı” deyince hayatına yeni bir yön verir. Her içi yanan genç gibi şiirden başlar ve uykusuz gecelerin ardından “Sır” adlı manzum kitabını yazar. Bu kitapta tesirli aksiyon şiirlerinin yanı sıra Anadolu kokan mısralar vardır.
Arvasi Hoca, Gazi Üniversitesi’nde okuduğu yıllarda dinine, diline, örfüne savaş açan bir güruh ile karşı karşıya gelir. Tertemiz gençlerin halini görünce kahrolur. Necip Fazıl’ın deyimiyle beyninden kalemine kan çeker ve yazar. Sayfalar, dosyalar dolusu yazar. Aklının kopma noktasına geldiği anlarda İmam-ı Rabbani Hazretlerine sığınır ve kalemini ona bırakır. Onda tasvir edilemeyecek bir Peygamber sevgisi vardır. Söz Efendimizden (Sallallahü aleyhi ve sellem) açıldığında dizlerinde derman gözlerinde fer kalmaz. Mahallenin dilencileri onun bu sevgisini herkesten iyi bilir ve “Resullullah aşkına” deyip elinden bütün parasını alırdı. Merhum vefatına yakın çok zorlanarak ayağa kalkıyor ve yakınlarına “Her gün ölüme yaklaştığımı hissediyorum” diyordu. Yakınları “Biraz dinlenseniz” dediklerinde “Hayır beş dakika bile dinlenecek vaktim yok. Kenara çekilemem. Son nefesime kadar mücadele etmeliyim” diyordu. Sıkıntılardan tad alırdı
12 Eylülden sonra Arvasi Hoca bir müddet Mamak Cezaevi’nde kaldı. Düşenlerin anlattığına göre orası sıradan bir cezaevi değildi. Bu ayağa kalkılmayan ve ayak uzatılmayan delikte, şartlar çok ağırdı. Ancak Arvasi Hoca sıkıntılardan tad almasını bilir, derdini severdi.
57 yıllık ömrünün bir bölümünde hep konuştu, anlattı ve hitabet sanatını en güzel
şekilde icra etti. Türkiye Gazetesinde “Hasbihal” başlığı ile makaleler yazdı. Yorucu öğretmenlik hizmetleri yanında gençliğin kendi kültür ve medeniyetine sahip çıkması için eserler
ortaya koydu. “Türk-İslâm Ülküsü”, “Kendini Arayan İnsan”, “Doğu Anadolu Gerçeği” , “Hasbihâl” , “Diyalektliğimiz ve Estetiğimiz” isimli eserleri gönlü din ve vatan aşkına yanan gençlerin başucu kaynağı oldu/oluyor.
Konu Dagistan tarafından (31.12.2007 Saat 20:06 ) değiştirilmiştir..
|