| sin Efendim, ...sin Efendim Toplantılara katılan, Medine-i Münevvereli sâdâttan Seyyid Yâsin Hâşim diye kaside okuyan bir zat vardı. Sesi çok yanıktı. O gelirdi. Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme dair naatler okurdu. Zikrin kıymet ve meziyetlerini anlatan zikir kasideleri okurdu.
Şıh Efendi bir gün fakire:
"Arapça kasideler dinledik; bir de Türkçe kaside dinlesek..." dedi. Kendisi Arapça, Farsça, Urduca ve Afganca bilir, Türkçe bilmezdi.
Şeyh Gâlib'in, Sultân-ı Rusül şâh-ı mümeccedsin efendim Bîçârelere devlet-i sermedsin efendim Dîvân-ı İlâhî'de ser-âmedsin efendim Menşûr-i "Leamrük"le müeyyedsin efendim Sen Ahmed ü Mahmûd ü Muhammed'sin efendim Hak'dan bize sultân-ı müeyyedsin efendim Hutben okunur minber-i iklîmi bekâda Hükmün tutulur mahkeme-i rûz-i cezâda Gülbang-i kudûmün çekilir arş-ı Hüdâ'da Esmâ-i Şerîfin anılır arz-u semâda Sen Ahmed ü Mahmûd ü Muhammed'sin efendim Hak'dan bize sultân-ı müeyyedsin efendim
diye, meşhur naatini okudum. Çok hoşuna gitti. Naati ezberledi. Her sohbette, "...sin efendim, ...sin efendim" diye bu naati okumamı ister, kendisi de söylerdi.
Bir sohbette, Medine-i Münevvere'de oturan Şarkî Türkistanlı Âlim Şeyh İbrahim Hotenî de gelmişti. Onun huzurunda da "...sin efendim" kasidesini istediler. O zamanda elli sene evvel gençlik var. Belki sesim de var idi. Naati okudum. Şıh İbrahim Hotenî tabiî Türkçe biliyordu. Dedi ki:
"Efendim, benim ömrüm dört lisanda naat ve kaside dinlemekle geçti. Çok kasideler bilirim. Bu kaside bir şaheserdir." Onbeş Sene Hatimle Teheccüd
1947 yılının Ramazan-ı Şerifi geldi. Şıh Abdulğafur Efendi her Ramazan'ın son on gününde itikafa girerlerdi. Eskdien Mescid-i Saadet'te, itikafa girenlerin çadırları olurdu. Herkes kendine mahsus küçük bir çadır kurardı. Talebeleri, dervişleri olan bazı kimselerin çadırları büyük olurdu. Şeyh Efendi'nin çadırı Bâbulmecîdî ile Baburrahme arasında büyük bir çadırdı.
Ramazan'ın ondokuzunda, itikaf çadırında, ziyaretlerine gittim. Buyurdular ki:
" Evlâdım, yarın bana bir teheccüd kıldırabilir misin? Teheccüdde bir hatim yapsak..."
" İnşaAllah efendim." dedim.
" Kur'an-ı Kerim'i yakından dinlemek istiyorum... Çadırda kalmak ve itikafta bir hatim yapmak istiyorum..."
" Pekâlâ efendim." dedim. Hatimle teheccüdlere başladık. Şeyh Efendi'nin 1963'deki vefatına kadar, on beş sene, bu hatim böyle devam etti. Her Ramazan geldi mi, son on gününde hatimle teheccüd kılar idik. Mustafa Runyun Bey'in pederi de gelirdi.
Ben okurken arkamda Hâfız Memduh Efendi'nin pederi "demir hâfız" Süleyman Efendi dururdu. Kendisi Konyalıydı. Felsefe Muallimi Mahmud Cevdet Bey de teheccüdlere katılırdı. Şeyh Efendi'nin Manevi Dünyası ... .. . sayfa 61 - 62 - 63 |