11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
Ayet
Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
hadis
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

hangi mevsimi seviyorsunuz????
ilkbahar: 47,71%
yaz: 16,51%
sonbahar: 25,69%
kış: 10,09%
Katılımcı sayısı: 109. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 10 (1 Kayıtlı ve 9 Misafir) bulunmaktadır.

Online  aliçalış


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

İncİler Maİl Grubu


Tekil Mesaj gösterimi
ashqi
Tecrübeli Üye
(Konuyu Başlatan)
 
ashqi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.08.2006
Mesajlar: 240


Yarışma Puanı: 480
Teşekkür etti: 115
Teşekkür aldı: 219 konuda 923 kere
ashqi - MSN üzeri Mesaj gönder
Şeyh Efendi'nin Manevi Dünyası

Şıh Abdulğafur Efendi, el-Abbasî diye anılırlar. Hazret-i Abbas radıyallahu anhın soyundan gelen Afganlı bir aileye mensuptur. Bu aile asırlar boyu ulema, fudela ve ehl-i tarik kimseleri yetiştirmiştir.

Şıh Efendi'nin ecdad'ı Afganistan'dan, Hindistan'ın Yeni Delhi şehrine göç etmişler. Kendisi orada okumuş... Diyordu ki:

Mantık ve kelam okuturdum. Mantığı o hale getirmiştim ki Tasavvurat ve Tasdikat okuturken, ezberden okutur hale gelmiştim. Mantığımın o kadar kuvvetli olduğu günlerde, kelâm da aynen öyle idi.

Bir gün baktım ki, namazın ettehiyyatü'sünde mantık kaidelerini tatbik ediyorum: Mukaddime böyle olunca, netice böyle olup, şu böyle olunca, bu sebepten şu netice doğar... şeklinde kendi kendime mantık yürütmekteyim.

Namazdan sonra kendi kendime sordum: Yahu Abdulğafur, mantık kaidelerini nizama koydun, mukaddimeleri nizama bağlayabiliyorsun... Fakat kendi iç âlemini bir nizama koyamadın. Namazda ne okuduğunun farkında değilsin. Mantık kaideleriyle aklını tanzim ettin, ama iç âlemini nasıl tanzim edeceksin?

İlim niçin okunur?

Dinimizin hak olduğunu; kâinâtın, vacibul vücud olan, şeriki, naziri, eşi, benzeri bulunmayan bir Allah'ın eseri olduğunu; bütün kâinatın O'nun sun'u, bütün insanların da O'nun kulu olduğunu bilmek için...

O'nun fermanı, yani şeriat üzere yaşanacak; gönüllerde O olacak, O'nun aşkı, O'nun sevgisi olacak; hayatta da O'nun nizam ve düzeni olacak... Dış âlemimize nizam ve düzeni kuruyoruz da, iç âlemimize kuramıyoruz...

Odunları Sırtıma Aldım

Bunun üzerine, gönlüme, iç âlemimi, ruhumu, kalbimi, Allah'ı zikir ve fikirle tanzim ve tasfiye etmek aşkı düştü. Delhi'de dergahı olan, Nakşibendi meşayihinden, Müceddidî, yani İmam-ı Rabbani kolundan meşhur bir Şeyh Efendi'ye gittim. Kendisine:

"Efendim, ders almaya geldim." dedim.

"Oğlum senin ismin yayıldı. Hocalardan ve talebelerden mantıkçı Abdulğafur el-Abbasî diye medhini duyuyorum. O kadar ilmi bir varlığa ve böyle büyük bir şöhrete kavuşan kimsenin derviş olması zordur. Bu iş sana zor gelir."

"Efendim, kalbime doğdu, aşkım var; bu yolda yürümek istiyorum."

Ben böyle ısrar edince, Şeyh Efendi:

"Peki öyleyse. Şu baltayı al, şu ipi de al. Filân yerde bir orman var. Oradan odun kes sırtında dergâha getir de getirdiğin odanlarla dervişler pilav pişirsinler." dedi.

Baltayı ve ipi aldım, yollara düştüm, söylediği yere gittim. Ormanda halk için tayin edilen yeri gördüm. Herkes orada odun kesiyordu.

Ben de kestim. Baltayı da kimseye vermedim, kendim kestim. Ömrümde balta değil, keser bile tutmamıştım... Sonunda taşıyabileceğim kadar odun kestim, bağladım. Baltayla birlikte sırtıma aldım. Yola koyuldum... Yolda yürürken kundura ayağımı sıktı. Ayakkabılarımı da çıkardım, odun yüküne sardım. Çıplak ayakla yürüdüm, dergâha geldim.

Medine'ye Hicret, Yedi Yayan Hac

O halde şehre girerken, bilhassa dergâha vardığımda, namazda bulamadığım huzuru buldum, kendime geldim. Hem dilim, hem kalbim, hem ruhum, Allah diyordu.

Şeyh Efendi ders verdi. Çok az zaman içinde, Allah'ın izniyle icazet aldım.

Böyle iken, bir zaman sonra Medine-i Münevvere'ye hicret aşkı içimi doldurdu. Ailemi de aldım. Küçük yaşta üç oğlum vardı. Hep birlikte 1935 senesinde Medine-i Münevvere'ye geldik. Burada Bâbulmecîdî'de borç ile bir ev tuttum. Mahallenin gençlerini topladım. Sabahları onlara hem usûl-i fıkıh, hem Hidaye okutmaya başladım. Cuma günleri ikindiden sonra da Hatm-i Hâce yapıyoruz.

Hac zamanı geldi. Ben de bir kısım hacılar gibi yaya olarak gitmek istedim. Lisanlarını bildiğim Hindli Müslümanları değil de Afrikalıları tercih ettim. Onların kervanına katıldım. Gece yürüyüp, gündüz dinlenerek, oniki günde Mekke-i Mükerreme'ye vardık. Bu yayan hacca gitmeyi yedi defa yaptım. Yedi defa Mekke'ye yaya gittimve Medine'ye döndüm.

Daima dilini bilmediğim cemaatlerin kervanlarına katılırdım. Böyle yapınca insan, kimseyle konuşmayarak kendisiyle ve Allah'ıyla baş başa kalıyor. Tefekkür ediyor, Rabb'inden afv ü mağfiret dileyerek yürüyor...

Hem İlim Hem Tarikat

...
..
.

sayfa 63 - 64 - 65
eski 09.01.2008, 20:23 ashqi isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #12
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:56 .