| Super Moderator
Üyelik tarihi: 25.11.2007 Nerden: İzmir - Kahramanmaraş - Ş.Urfa :)
Mesajlar: 3.513
11 Albümü var
Yarışma Puanı: 1770 Teşekkür etti: 6.064
Teşekkür aldı: 3.222 konuda 11.078 kere
| Resul-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin, mübarek bedeninde toplanan, görünen ve görünmeyen güzellikler hiçbir ferdin bedeninde toplanmamıştır.
İmam-ı Kurtubi hazretleri şöyle bildirmiştir: "Resul-i ekrem efendimizin güzelliği büsbütün görünmemiştir. Eğer hakiki güzelliği görünseydi, Eshab-ı kiram O'na bakmaya takat getiremezdi. Şayet hakiki güzelliğini gösterseydi, hiç kimse bakmaya dayanamazdı."
Eshab-ı kiram, Peygamber efendimize; "Ya Resulallah! Siz mi güzelsiniz, Yusuf aleyhisselam mı daha güzeldir?" diye sordular.
Efendimiz cevap olarak; "Kardeşim Yusuf benden sabih (güzel), ben ondan melihim (sevimliyim). Onun görünen güzelliği, benim görünen güzelliğimden çoktur" buyurdular.
Peygamber efendimiz bir hadis-i şeriflerinde; "Allahü teâlânın gönderdiği her peygamber güzel yüzlü, güzel seslidir. Sizin Peygamberiniz ise, onların en güzel yüzlüsü ve en güzel seslisidir" buyurdular.
Resulullah efendimizin, Kur'an-ı kerimde geçen isimlerinden biri de Kur'an-ı kerimin kalbi olan Yasin suresindeki "Yasin" kelimesidir. Ulema-i rasihinin büyükleri; "Yasin, "Ey benim muhabbet deryamın dalgıcı olan habibim" demektir" buyurmuşlardır.
Bu deryanın ismini duyarlar, uzaktan görenler, yakınına gelenler, içine girip nasibi kadar derine inenlerin hepsi, ömürlerinin her safhasında Resulullah'ın aşkı ile yanıp tutuşmuşlar, yanık feryadlar, içli gözyaşları ve yakıcı mısralarla bu aşklarını dile getirmişlerdir.
Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri, Resulullah efendimize olan muhabbet ve aşkını dile getirdiği kasidelerinden birinde şunları yazmaktadır:
Server alem, sana aşık olup da, yanarım!
Her nerede olsam, o güzel cemalin ararım.
Kabe kavseyn tahtının sultanı sen, ben bir hiçim,
Misafirinim dememi, saygısızlık sayarım.
Her şey cihanda senin şerefine yaratıldı
Rahmetin bana da yağsa, o an olur beharım.
Herkes Kabe'yi tavaf için geliyor Hicaz'a,
Sana kavuşmak şevkiyle, ben dağları aşarım.
Seadet tacı giydirildi, rüyada başıma,
Ayağın toprağı serpildi yüzüme sanırım.
Dostunu öven aşıkların bülbülü, ey Cami!
Peygamber efendimizi medheden parça parça yazılmış şiirler ve medhiyeler bir tarafa, O'nun için pek çok eser yazılmıştır. Bunları yazanlar içinde şöhretleri ve san'atları bütün dünyayı ve asırları kaplamış olanları bile, Resulullah'ı medhetmekten aciz olduklarını beyan etmiştlerdir.
Resulullah efendimizin güzelliğini hiç kimse tam olarak anlatamamıştır. O'nu görüp güzelliğine aşık olanlar, dilleri döndüğü kadar anlatmağa çalışmışlar, o güzelliği bildirmeğe insan gücü yetmez demişlerdir. İslâm alimlerinin kitaplarında o aşıkların haber verdiklerinden yüzlercesi yazılmıştır. Okuyanlar, Allahü teâlânın, sevgili Peygamberini, düşünülemiyecek bir düzende ve bakmağa doyulamayacak bir güzellikte yaratmış olduğunu hemen anlatır.
Görmeden, O'na gönül verirler. Habibullah'a aşık olanlar, her nefeste, ciğerlerine giren havanın serinliğinde, O'nun sevgisinin tadını duyarlar. Aya her bakışlarında, O'nun mübarek gözlerinden gelmiş olan ışınların akslerini aramakla zevklenirler. O'nun güzelliği deryasında bir damlaya kavuşanların her zerresi;
"Güzel yanağını bilen, güle hiç bakmaz,
Senin sevginde eriyen, derman aramaz!" diye söyler.
Bir gün hazret-i Ömer, Peygamber efendimize; "Ya Resulullah! Allahü teâlâya yemin ederim ki, canım hariç, bana her şeyden sevgilisin" dedi.
Resulullah efendimiz ise; "Ben, kendisine canından daha sevgili olmadıkça, sizden biriniz asla iman etmiş olmaz" buyurdular. Bunun üzerine hazret-i Ömer; "Ya Resulallah! Sana Kur'an-ı kerimi gönderen Allahü teâlâya yemin ederim ki, sen bana canımdan daha sevgilisin" deyince; "Ey Ömer, şimdi (tamam) oldu" buyurdular.
Enes bin Malik'den rivayetle bir hadis-i şerifde buyruldu ki: "Hiç biriniz, ben ona, evladından da, pederinden de ve bütün halktan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz."
Bir kimse, Resulullah efendimize gelip sordu: "Ey Allahü teâlânın Resulü! Kıyamet ne zaman kopacaktır?" Peygamber efendimiz; "Kıyamet için ne hazırladın?" buyurdular. O kimse; "Evet, çok namaz kılarak, oruç tutarak, sadaka vererek kıyamet için hazırlanmadım. Lakin ben, Allahü teâlâyı ve O'nun Resulünü seviyorum" dedi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz; "Kişi sevdiği ile beraberdir" buyurdular.
Vefatından sonra Peygamber efendimizin ayrılığına dayanamayan Bilal-i Habeşi hazretleri, Şam'a gitmiş, burada bir müddet kaldıktan sonra, bir gece rüyasında Peygamber efendimizi görmüş ve; "Beni ziyaret etmeyecek misin ya Bilal?" buyurması üzerine, Medine'nin yolunu tuttu. Bilal-i Habeşi, Resulullah efendimizle geçirdiği günleri hatırlayıp, hasret ve muhabbet gözyaşları döktü.
Uzun müddet ağladıktan sonra, Resulullah'ın torunları hazret-i Hasen ve hazret-i Hüseyn'in ısrarları ile bir gün sabah namazı vaktinde ezan okumaya başladı. Onun sesini duyan herkes, sokaklara döküldüler ve Resulullah ile yaşadıkları saadetli günleri, Bilal-i Habeşi'nin okuduğu ezan sadalarıyla hatırlayıp ağladılar. Bilal-i Habeşi hazretleri de, ağlamaktan ezanı güçlükle tamamlayabildi.
Resulullah'ı sevmek, bütün Müslümanlara farz-ı ayndır. O serverin sevgisi bir gönüle yerleşirse, İslâmiyet'i yaşamak, imanın ve İslâm'ın tadına, doyulmaz zevkine ermek, çok kolay olur. Bu sevgi, iki cihanın efendisine tam uymala sebeb olur.
Bu sevgi ile, Allahü teâlânın, Habibine ikram ettiği sonsuz ve anlatılması mümkün olmayan nimetlere ve bereketlere kavuşmakla şereflenilir. Küçük-büyük bir Müslümanı, doğrudan doğruya Resulullah'ın sevgisine götüren Ehl-i sünnet alimleri ve kitapları, bu bereketlerin senetleridir.
Resul aleyhisselamın mübarek ismini anan veya duyan mü'minin, Resulullah'ın şerefli meclisinde bulunuyormuş gibi; sükunet, edeb, kalb ve bedenle tazim üzere bulunması vaciptir.
Resulullah efendimizin mübarek sözlerinde ve işlerinden bildirilen birşeyi, O'nun şanını yükseltecek bir şey ile mukabele etmek, O'na tazimden ve hürmettendir. İnsanlar arasında aşağılık ve düşük bir mertebe için kullanılan kelimelerle, Resulullah'ı vasfetmemek de O'na tazimdendir.
Birçok yabancı kimse gelip, Resulullah'ı ilk gördüklerinde, daha söz, iş ve hallerine muttali' olmadan, sadece görmekle, hak peygamber olduğunu anlarlardı. Nitekim şairi Abdullah bin Revaha hazretleri, "Hiçbir mu'cizesi olmasa, kendisi mu'cize idi." demiştir.
Bazı alimler, Resulüllahın hüsnü cemalinin hepsini Allahü teâlâ bize göstermedi. Çünkü bütün güzelliği görünseydi, mübarek yüzüne gözler bakamazdı. Neş'eli olduğu zamanlar nurlu yüzü ayna gibi parlar, parlaklığı yanlarındaki duvarlara aksederdi. Gece karanlığında dışarıdan içeriye girenler, yüzünün nurunun aydınlığında yere düşmüş iğneyi görürlerdi. |