Bayrak
3 Recep 1429
06 Temmuz 2008, Pazar
3 Recep 1429
06 Temmuz 2008, Pazar
Ayet
Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir.Bunlardan dördü haram aylardır.İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur.Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.
Tevbe-36
hadis
Recebin 1.gününde oruç tutmak üç senelik, 2.günü oruçlu olmak iki senelik ve yine 3.günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.
Camiu-s sağir

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 63 (5 Kayıtlı ve 58 Misafir) bulunmaktadır.

Online  garib_yolcu, HamS, HAvF & ReCa, muhakematçı


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee
Tekil Mesaj gösterimi
mesutizm
Super Moderator
 
mesutizm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.11.2007
Nerden: İzmir - Kahramanmaraş - Ş.Urfa :)
Mesajlar: 3.414


11 Albümü var
Yarışma Puanı: 1430
Teşekkür etti: 5.834
Teşekkür aldı: 3.129 konuda 10.660 kere
mesutizm - MSN üzeri Mesaj gönder mesutizm - YAHOO üzeri Mesaj gönder mesutizm isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Resulullah efendimizin görmesi bizim görmemiz gibi değildi. İbni Abbas hazretleri, "Resulullah efendimiz gündüz nasıl görürse gece karanlığında da öyle görürdü," buyurmuştur.
Hz.Aişe validemiz de, "Resulullah efendimiz aydınlıkta nasıl görürse karanlıkta da öyle görürdü" buyurmuştur. Fahr-i alem efendimiz ashabına:"Vallahi sizin rükunuz ve secdeniz benden gizli kalmaz. Hiç şüphesiz ben sizi önümden ve arkamdan görürüm" buyurmuştur.
Yine Müslim'de geçen Enes bin Malik hazretlerinin bildirdiği hadis-i şerifte, Efendimiz : "Ey Âdemoğulları! Elbette ben sizin imamınızım. O halde rüku ve secdeyi benden önce etmeyin. Hiç şüphesiz sizin önce yapmanız bana malum olur. Çünkü sizi önümden ve arkamdan görürüm" buyurdu.
İmam-ı Mücahid hazretleri, "O, kalktığın ve secde edenler arasında dolaştığın zaman seni görüyor," (Şura suresi: 218) ayet-i kerimesinin tefsirinde şöyle buyurmuştur: Resulüllah efendimiz önünde olanları gördüğü gibi arkasında olan safları da görürdü.
Bu durum Resulüllah efendimiz hakkında alışılmışın ötesine geçen bir hususiyettir. Gözde görme sıfatını yaratan Cenab-ı Allah başka uzuvlarda da yaratmaya kadirdir .
Efendimiz, genelde önüne bakardı. Yeryüzüne bakışı gök yüzüne bakışından ziyade idi. En çok baktığı göz ucu ile bakmaktı. Gerçekten de edebin gereği olan şey, gözlerini muhafaza etmektir. Oraya buraya baka baka yürümek edepsizlik nişanıdır,denilmiştir.
Hazret-i Ali buyurdu ki: "Fahr-i alem mübarek gözleri büyüktü. Mübarek kirpikleri uzundu. Mübarek gözlerinin karası gayet siyahtı. Mübarek gözlerinde biraz kırmızılık vardı. Bu özellik gözde gayet güzel olmayı gerektirici bir vasıftır.
Bir zaman Resulüllah efendimiz beni Yemen diyarına gönderdi. Orada Yahudi alimlerinden bir kişi bana:"Eba'l-Kasım'ın vasfını bana söyle" dedi. Ben de, çok uzun değildir, kısa da değildir, dedim. O Yahudi alimi devam etti:" Gözlerinde kırmızılık vardır ve sakalı çok güzeldir, "dedi.Ben: " Vallahi Resulullah hazretlerinin sıfatı böyledir", dedim. O zaman Yahudi alimi:
" Ben babalarımın ve dedelerimin kitaplarında O'nun vasfını böyle buldum. Ben şehadet ederim ki, o nebidir ve Allah'ın resulüdür. Bütün Âdemoğullarına resul olarak gönderilmiştir," dedi.

Resulullah efendimizin işitmesi de bizimki gibi değildi. Fahr-i alem efendimiz, "Hiç şüphesiz ki, ben, sizin görmediğinizi görürüm ve işitmediğinizi işitirim." buyurmuştur.
Hakim bin Hizam hazretleri anlatır: "Bir gün Resulüllah efendimiz eshab-ı kiramı arasında oturuyordu. Onlara:
- Benim işittiğimi siz de işitiyor musunuz? diye sordu.
- Hiçbir şey işitmiyoruz, ya Resulallah! dediler.
O zaman Resulullah efendimiz:
- Muhakkak ben, göğün ve yıldızların sesini işitirim. Onun ses verdiği inkar edilemez. Çünkü onda bir karış yer yoktur ki, üzerinde secde veya kıyam edici bir melek bulunmasın, diye buyurdu.
Efendimizin sesi, işitmesi gibi yüz görünüşü ve konuşması da çok farklı idi. Fahr-i alem efendimizin alnı parlak ve açıktı. Mübarek kaşları sık ve ince idi. Kaşlarının arası açıktı. İki kaşının arasında olan damarı gazab zamanında kabarırdı.
Mübarek dişleri beyazdı ve çok sık değildi, araları açıktı. İnci gibi berrak, sağlam ve güzeldi. İbn-i Abbas hazretlerinden buyurdu ki, Fahr-i alem efendimizin ön dişleri seyrekti. Söz söylediği zaman sanki dişlerinin arasından nur çıkardı.
Mübarek dudaklarının mübarek ağzını yumduğu zamanda görünen şekli, güzelliği Allah'ın kullarından hiçbir kimseye verilmiş değildi. Görenler, öylesine güzellik ve letafet üzere idi, demişler gördüklerini tam ifade edememişlerdir.
Hz. Ebu Kursafe şöyle anlatır: "Ben, annem ve teyzem Resulullah efendimize gidip biat ettik. Dönüp eve geldiğimiz zaman bana:
- Oğlum, hiç bunun gibi yüzü güzel, elbisesi temiz, sözü yumuşak ve tatlı bir kimse biz görmedik. Ağzından nur çıktığını görüyorduk, dediler.
Mübarek ağız suyunun vasfı hakkında çok mucize ve kerametler beyan olunmuştur. Bunlardan biri ittifakla nakledilen bir hadiste gelmiştir ki, Hayber gazasında Hazret-i Ali'nin gözleri çok ağrıyordu. O kadarki, gözlerini açmaya muktedir olamıyordu. Fahr-i alem efendimiz o gün eline sancağı alıp gözlerine mübarek ağız suyundan sürdü. Öyle sıhhat nasib oldu ki, sanki hiç gözleri ağrımamış gibi oldu.
Hz. Utbe'de de kurdeşen dedikleri hastalık arız olmuştu. Fahr-i alem onun sırtına ve karnına bir miktar ağız suyundan sürdü ve mübarek eliyle sığadı. Sıhhat bulduktan sonra bedeni öyle hoş kokulu oldu ki, ondan güzel koku olmazdı.

Resulullah efendinmizin konuşması hakkında şöyle buyurulmuştur. Allahü teâlânın yaratıkları arasında ondan daha fasih ve şirin konuşan, üslubu hızlı ve akıcı bir kimse yoktu. Mübarek sözleri gönülleri alır ve ruhları cezbederdi.
Konuşması o derecede idi ki, onun nihayetine akıl yetişmezdi. Nasıl böyle olmasın ki, bu şerefli lisanı ile Hak teâlânın emir yasaklarını insanlara bildirdi. Allah'ın muradı onun lisanından beyan oldu. Allahın emir ve yasaklarının hepsi onun vasıtasiyle açıklanıp bildirilirdi.
Farzlar ve sünnetler onunla açık seçik ortaya konulmuştur. Doğruluk ve olgunluk yolu, dünyaya geliş ve Allaha dönüş caddesi onunla açık ve aydınlık hale gelmiştir. O derecede konuşması akıcı ve aydınlık, sözleri açık ve berrak idi ki, söz söylediği zaman kelimeleri inci gibi dizilirdi. Bir kimse saymak istese şerefli kelimelerinin sayılması kabildi.
Aişe-i Sıddıka validemiz anlatır:
Resulullah efendimiz sözünü sizin dizdiğiniz gibi dizmezdi. O öyle söz söylerdi ki, eğer sayıcı bir kimse onları saymak istese sayılması kabil olurdu. Bazı yerde anlaşılsın diye bir kelimeyi üç kere tekrarlardı. "Ben Arabın en açık ve aydınlık konuşanıyım" diye buyururdu. Cennet ehli Muhammed aleyhisselamın diliyle konuşurlar.
Hazret-i Ömer bin Hattab, bir gün:
- Ya Resulallah! Ne haldir ki, sen bizim aramızdan çıkıp yabancı bir diyara gitmedin. Yine de fesahatte, güzel konuşmada hepimizden üstünsün, dedi.
Fahr-i Kainat efendimiz:
- İsmail'in "aleyhisselam" konuştuğu dil kaybolup gitmişti. Cebrail aleyhisselam onu bana getirdi, ezberletti, buyurdu.
Velhasıl lisanın kemaline delalet eden şeylerin nihayeti yoktur. Bu mananın tasdiki, akıllı kişiler katında asla delile ve isbata muhtaç değildir. Bazı alimler, Peygamber efendimizin lafzı az ve manası çok olup asla fasihlerin divanlarından hiç birinde geçmemiş olan şerefli sözlerinden bazısını toplamışlardır.
__________________
Biraz kül,biraz duman... O benim işte!
----------------------------------------
http://mesutizm.blogcu.com
eski 12.01.2008, 02:18 mesutizm isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #5
mesutizm isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:37 .