|
Tecrübeli Üye
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 28.08.2006
Mesajlar: 240
Yarışma Puanı: 480
Teşekkür etti: 115
Teşekkür aldı: 219 konuda 923 kere
|
Hem İlim, Hem Tarikat
Şıg Abdulğafur Efendi, manen terakki etmiş bir zat olmasıyla beraber, kâmil ve mükemmil meşayihten idi. Tarikat dersi vermeye başladığı ilk günlerden itibaren, aynı zamanda usul-i fıkıh da okutuyordu. Hidaye ve Feth'ul Kadir gibi eserleri takip etmekte idi. Bunları okutmak için ilim ister. Hem kelam ve hem de İslam hukuku ilmini çok iyi bilen bir zat idi.
Merhum amcam 1949'da hacca gittiğinde, benim Şıh Abdulğafur Efendi'nin derslerine devam ettiğimi hatm-i hâcelerine gittiğimi işitmiş olduğu için,
"Babam! Beni Şıh Abdulğafur Efendi'ye ne zaman götüreceksin?" diye sormuştu.
Götürdüm, Şıh Efendi ile görüşüp konuştular. Amcama sordu:
"Şeyhiniz kimdi Hoca Efendi?"
"Şıh Zeynelâbidin Efendi idi. Medine-i Münevvere'de medfundur."
"Evet, Ali Ulvi'nin pederinin şeyhi de o zat imiş; söylerdi..."
"Efendim, biz kardeşim merhum İbrahim Efendi ile aynı dergâhın dervişleri, aynı medresenin talebeleriyiz..."
Amcam böyle söyleyince Şıh Abdulğafur Efendi, memnun oldu:
"Bu söz çok güzel bir müjde yahu, dedi. Aynı dergâhın dervişleriyiz de kalmayıp da aynı medresenin de talebeleri olmak, Müslümanların, bilhassa bugünde en fazla ihtiyacı olan şeydir. Zülcenaheyn olmak budur. İlim adamı Peygamber-i Zîşan'ın ilmine vâris olan kimsedir. Mutasavvıf da ameline, ahlakına, manevi alemine vâristir. İkisi birden olmalı. İki kanatlı kuş gibi. Tek kanatlı kuş uçamaz..."
Amcamın Sözleri
Sonra amcama bütün tarikatını, seyirlerini sordu. Amcam maşaAllah hepsini bitirmiş.
"İrşad vazifesiyle muvazzaf mısınız, Mustafa Efendi?"
"Efendim, bendeniz ancak talebe yetiştirmekle meşgulüm. Dervişlere izin ve ders vermeye gelince beceremiyorum. Bu tarafım galib geliyor. Fahri Efendi diye bir arkadaşımız var, bu emanet ona verildi. Ben ilim cihetiyle uğraşıyorum, o taraflarını ikmal etmeye çalışıyorum. Manevyat âleminde seyretmek isteyen kardeşlerimi de Fahri Efendi'ye gönderiyorum."
Şıh Abdulğafur Efendi'yi ziyaretten dönünce, amcam yengeme demiş ki:
"Şimdi gönlüm rahat oldu. Ali, elhamdulillah sağlam bir şeyhe bağlanmış. Şeyh Efendi'yi iki kanatlı değil, dört kanatlı buldum. Ümmet-i Muhammed'in tam manasıyle muhtaç olduğu bir zat..."
Şıh Ebul Hasen Nedvi'nin Gelişi
1947 yılında, Şıh Ebul Hasen Nedvî hacca çok erken geldi. Şaban, Ramazan ve Şevval aylarını, üç ayı Medine-i Münevvere'de geçirdi.
Kendisiyle her gün buluşur görüşürdük. O günlerde "Mâzâ Hasıre'l-Âlem bi'nhitâti'l-Müslimîn" adlı kitabını yazmış, ancak henüz bastırmamıştı.
"Müslümanların gerilemesiyle dünya ne kaybetti?" diye soruyor ve bunun cevabını veriyordu. Mısır'a gidip kitabı bastıracaktı. Gözden geçirmem için fakire verdi. Kitabı aldım. Birçok yerlerini tebyiz ettim.
Şıh Ebul Hasen Nedvi, "Asr-ı Saâdet" adlı mühim eserin yazarı allâme Süleyman Nedvî'nin talebesidir. Hindistan'ın en büyük âlimi ve mütefekkiri sayılır. Arapça, Farsça ve İngilizce yazar, konferanslar verir. Büyük İslam Şairi İkbal hakkında eserleri vardır. Bunlardan birisini 1957 yılında Arapça'dan tercüme etmiştim ve basılmıştı.
Şıh Ebul Hasen Nedvî'nin, hatıralarımın arasında ayrıca bahsi geçecektir. Burada, kendisinin Şıh Abdulğafur Efendi'yle olan görüşmelerini kaydetmekle iktifa edeceğim.
Bir gün Şıh Abdulğafur Efendi'de hatm-i hâcede iken, Şıh Ebul Hasen Nedvi, kendisini ziyarete geldi. Zikirden sonra elini öptü.
"Efendim, ben de sizden teberrüken ders almaya geldim." dedi. Bunun üzerine Şıh Efendi:
"Öyleyse, yatsıdan sonra buyurun, daha tenha olurum." diye onu davet etti.
Hem Şiir, Hem Fikir, Hem Zikir
O günlerde tekrar birlikte Şıh Abdulgafur Efendi'yi ziyarete gittik. Sohbet, edebiyat ve şiir mevzularına intikal edince Şıh Nedvi, fakiri, Şıh Abdulğafur Efendi'ye şöyle takdim etti:
"Efendim, Şıh Ali Ulvi, Ezher'de sade okumamış, bir de şair olmuş. İnşaAllah Türkiye'nin İkbal'i olacak..."
Şeyh Efendi'nin o zamana kadar benim şiirle meşgul olduğumdan haberi yoktu. Bunun üzerine ayrı bir teveccühte bulundular:
"MâşaAllah, demek senin şiir tarafın da var. İnşâAllah hem şiirle hem fikirle, hem zikirle hizmet edersin. Sade akıllara değil, ruhlara, kalplere, gönüllere, ahlâk ve vicdanlara da hitap edip tesirli olursun." diye dua buyurdular. Sonra,
"Sen Mevlana-yı Rum beldesindensin değil mi?" diye Mevlana Celaleddin Rumi Hazretlerine işaret ettiler. Ben de:
"Evet efendim, bendeniz hem Mavlana-yı Rûm'un beldesindenim, hem de oturduğumuz mahalle, hazretin türbesinin bulunduğu yerdir. Evimizden türbe görünür." diye cevab verdim. Bunun üzerine,
"İkbal şiirleriyle, imanıyla, irfanıyla, heyecanıyla, aşkıyla, bir Müslüman Pakistan devletinin kurulmasına sebep olmuştu. Sen de inşaAllah, Müslüman dünyasının yükünü bin sene taşımış olan bir milletin imanına hizmet edersin." diye yeniden dua ettiler.
Şıh Ebul Hasen Nedvi'nin Sözleri
Şıh Abdulğafur Efendi'nin yanından çıkınca Şıh Ebul Hasen'e dedim ki:
"Efendim, Allah sizden razı olsun. İster basiret deyin, ister keramet deyin, benim mühim bir müşkilimi hallettiniz. Ben, Şeyh Efendi'ye şiirle alâkam olduğu, şiir sevdiğimi, yazdığımı söyleyemiyordum. Acaba mâni olurlar mı? Acaba: Yavrum, sen mana âlemiyle uğraş; Siyaset, dedikodu âlemlerine girme, derler mi diye, korkuyordum. Allah size söyletti, bir de bana dua ettirdiniz..."
Bunun üzerine Şıh Ebul Hasen şunları söyledi:
"Bu sizi şaşırtmasın. Ben gerek aile muhitim, gerek okuduğum ilimler ve gerekse yetiştirdiğim Nedvetü'l-Ulema dolayısiyle, bir edip kadar edebiyatı ve bir şair kadar şiiri severim. Bir hoca olarak yetiştim. Ancak bunlar olmadan, hocalığın tesiri de fazla olmaz... Ben bir hatip olarak meydanlara çıkarım. Dinleyen var mı, yok mu bakmam... İslam Âleminin derdini terennüm etmek, milletin heyecanını tahrik etmek için, şiir de okurum. Şairleri severim... Benim bu şekilde çalışmama sebep, Şair İkbal olmuştur... Çocukluğumdan beri, sanki İkbal bana seslenir: Ya Ebelhasen! Yüksel, yüksel, yüksel! Adam ol, insan ol!..."
Pakistan Kurulurken
...
..
.
Sayfa 65 - 66 - 67 - 68 - 69
|