Bayrak
22 Recep 1429
25 Temmuz 2008, Cuma
22 Recep 1429
25 Temmuz 2008, Cuma
Ayet
Ey Rabbimiz! Unutur veya bilmeden hata yaparsak bizi sorgulama!Ey Rabbimiz!Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yükler yükleme!Ey Rabbimiz!Güç yetiremeyeceğ imiz yükleri bize taşıtma!Ve günahlarımızı affet,bizi bağışla ve rahmetini yağdır üstümüze!
Bakara-286
hadis
Birbirinize buğz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.
Buhari

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 59 (4 Kayıtlı ve 55 Misafir) bulunmaktadır.

Online  DeRCan, sofizade, yaralıyurek mesutizm


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee
Tekil Mesaj gösterimi
Hak-dilaram
Hakkperest
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.232


1 Albümü var
 
Teşekkür etti: 10.883
Teşekkür aldı: 4.487 konuda 21.357 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
BASIN VE TELEVİZYON GENÇLERİMİZİ ZEHİRLEMEKTEDİR

İlmin terakki ettiği bir zamanda, insandan birçoğu "ibahiyye" mezhebini tatbik ederek; medeniyetin zirveye ulaştığı bir manzarada, ineklere dahi tapmaktadırlar. Hatta ineklerin pislikleriyle bereketlenenler dahi mevcuddur.
İnsanı ineklere taptıran dînî cehalet; heykellere de taptırabilir. Evet.. insanların birçoğunun, heykel ve resimlere besledikleri sev¬gileri, cehaletlerinin eseridir.
İnsan oğlunun aklı, her şeyi tahlil edip, ma'rufu yani güzelliği, münkeri yani çirkinliği birbirinden tefrik etmeye kafi gelmemektedir. Eğer kafi gelseydi, bu asırda ineklere tapanlar olmazdı. İnsanları ineğe taptıran aklın, resimlere de taptırması, yine aklen mümkündür. Hatta vaki'dir. Çünkü akıl ikidir:

1- Dimağda bir akıl var; tecrübe, sanat ve ilimle inkişaf eder. Bunda insan ile bal ansı müşterektir.

2- Kalbde bir akıl var; bu akıl ancak peygamberlere teslim olmakla inkişaf eder.
Nübüvvet ve risaletin hükmüne teslim ol¬mayan nefs, hevasına ve şeytanın ilkasına mahkumdur. Dolayısıyla nefs, birinci aklı alet ederek, muhit, çevre ve telkinin esiri olarak "ibahiyye" fikrine kapılır. Kapıldıysa, anlayışı da değişir. Bu takdirde İslamı anlamaktan aciz kalır. Bu acizliğin ismi cehalettir.
İslam diyarında ikamet eden Müslümanlar, maatteessüf gayrı müslimin tarihlerini, romanlarını okuduklarından, anlayışları dahi İslamdan çok uzaktır. O kadar uzaktır ki, Müslüman neye inandığını nasıl inanacağını veyahud inancını nasıl tatbik edeceğini dahi bilmekten aciz kalmaktadır. Bela...
Özellikle Türkiye'de, neşriyat, gazete ve mecmualarda üryan fotoğraflar, insanların en kötü hislerini meydanda açıkça göster¬mektedir.
Özet olarak neşriyat iki kısımdır:
a. Zifir inkara davetçi; Müslüman suretinde; hortumları beş yerden çatlak sol fikir.. b. Münkir suretinde; İslama davetçi ibahiy¬ye fikirleri. Birincisi, timsahın alt çenesi; ikincisi üst çenesi gibidir. Azvay otu balı bozduğu gibi, bunların fikirleri de kalbdeki aklı bozar. İbahiyye fikrinde olanların belli bir dava¬ları görülmüyor. Bir gün mücahid; ertesi gün mücahir (gizlide işlediği günahını, kabahatini açığa vuran).. Bir gün camide; bir gün baloda.. Beş dakika ibadette; saatlerce deniz kenarında... Hasılı her şey mubah... Kimisinin kalbinin yansı Müslüman, kafası tamamen Avrupa?.. Kimisinin kalbi tamamen Müslüman, kafasının yarısı Avrupaî..
İşte bu yarımlar, milletimizi yarmaktadır. Ömer Hayyam'ın tabiriyle:
Bir elde kadeh, bir elde Kur'an Bir helaldir işimiz, bir haram Şu yarım yamalak dünyada Ne tam kafiriz ne tam Müslüman
Bugün piyasaya hakim bunlardır, istedik¬leri şekilde nesli, sûreten ve sîreten ibahiyyeye çevirmekte; gençleri İslamdan uzaklaş¬tırmaktadırlar.
En insaflıları, İslamı hedef gösterip, halkı benliklerine davet ederler. Biri ortaya bir fikir atar. Fikri yanlış olsa dahi "Dediğim olsun." der; iftirayı helal görür; şahsına zarar gelmesin de Türkiye yıkılsın, acımaz... ve sözünden vazgeçmez. Birliği parçalayan da budur..Hakîkî Müslümanları tenzih ederiz.. Bakarsın, biri ortaya bir fikir atar; vakitsiz öten horoz gibi, halkı milliyetçiliğe, mukaddesata davet eder; benliğini ortaya koyar ve gizler. Maksadı olan bir servete ulaştı mı, toy kuşu gibi kafasını kuma sokar; sükut alemine girer. Halkın kendisini görmediğini ve unuttuğunu zanneder. Hak sûretinde birçok batılların, bidatlerin yerleşmesi kolaydır. Fakat batıl sûretinde hakkın gelmesine imkan yoktur. Ah bu ibahiyecilik!..
Münkirin ve münkirin sûretinde olan Müslümanın fikirlerinin birleştiği yer, dünya haya¬tıdır. Bu hayat: servet, şehvet, şöhret ve riya¬set üzerine bina edilen zevk u sefa.. Dört put.
İşte ibahiyye fikrinde olanlar; bu putlara saygılarını, sevgilerini; gazetelerde, kitablarda, romanlarda, özellikle televizyonlarda ilan etmektedirler.. Duygu ve hislerini, istek ve arzularını, kimisi en açık, üryan fotoğraflarla, kimisi de hileli, yaldızlı sözlerle bildirirler.
Eğer açıktan halkı fuhuşa davet ederlerse herhalde, Müslümanım diyen bundan tiksinecekti. Fakat isim değiştirirler.. Aldatırlar; avlarlar.. Meseleyi meydanda üryan görmek ve göstermek isterler.. Mesela, halkın gözü önünde oyun yollarını gösterenlere, sanatçı(!) derler. Sanat kelimesi bir efsun... sihir.. Salim akılları, İslamî hedeften kaydırırlar. İslama göre gayrı meşru veled; sanat yoluyla meydana gelirse, babalarından biri üzerine kaydedilir. Ama dînî nikahla meydana gelen çocuk, taş oğlu diye nüfusa geçirilir. Düğün merasimlerinde de, görürsün: Gelin hanıma giydirilmiş bir kefen... kefen içinde bir timsal.. İşte bunlar hepsi hoş görülmektedir.
Hoş görünen böyle fenalıkları, üryan bir biçimde kağıtlarda da göstermekten sakın¬mazlar: Bu defa adı: aşk.. şehvetin adı: aşk.. Demin sanat; şimdi aşk..
Gelelim tele-deccal'e.. Ne öğretiyor bize?. Çok güzel öğretir: Gelinle kaynana nasıl kavga ederler?. Hırsız nasıl evlere girer ve polisten kaçar?. Kız ve oğlan nasıl sözleşir, buluşur?. Bunlar çevreden suçlarını nasıl gizlerler?.. Hasılı İslamî gelenekleri bozar ve...ibahiyyenin istek ve arzuları yerine gelmektedir. Silahları: resimler, çıplak resimler... televizyon.. İşte manzara bu...
Saf Müslümanların -fakir olsa dahi- evlerinde televizyon.. Masalarında bütün özelli¬ğiyle üryan kadınların resimleri.. Birçok na¬maz kılanlar dahi buna göz gezdirirler, sey¬rederler, izlerler.. Evladlarının ceplerinde, yanlarında, yataklarında, kadınlarla yan yana erkek fotoğrafları... yazılarında aşk.. Hiç kimse: "Evladım, ne bu?" diye sormaz. Artık nerede gayret?.. Bırak, bırak!.. Anne baba evladının cebindeki fotoğrafları, ellerindeki gazeteleri görmezler.. "Gençtir." derler. Kız evladlarının yanında erkeği, erkek evladlarının yanında kızı görseler dahi, aldırmazlar.. Dudaktan: "Kim?" denilse de: "Ders arkada¬şım.. Arkadaşım"... işte hayat bu.. ibahiyecilik bu..
Nasıl bir manzara?. Manzarayı seyreden nasıl?.
Melek huylu, olgun, uslu biri dahi bu manzaraya baktı mı, hislerine hakim ola¬maz.. Aklının dizgini elinden çıkar.. Şehvet ateşi bedenin içinde alevlenir.. Namaza sığınsa dahi, kızgın yağ içinde kavrulan bir balık olur.. Hele bekar olursa bu fukara genç... Zavallının iradesi, şehvet çarklarının arasında ezilir.. imanın eseri uçar.. Sar'aya yakalanmış bir deli.. Arkası da var..
Şimdi iki eşten biri diğerine: "Ben filanla yaşarım." dese, o kabul eder mi?. Evet, de¬meden yanında yaşarsa kabul eder.. Şimdi televizyona çıkmış; dolgun gözlü, en parlak... tavır ve bakışlarıyla en tahrikçi... Keloğlan.. Hanımı bu keloğlana bakan kimse: "Hoop!.. Sen niye onunla hayal kuruyorsun?" der mi?.. Aksini düşün... Demez..
Soruluyor:
Gazetelerde çıplak fotoğraflara bakmanın hükmü nedir?
Televizyonda müstehcen görüntüleri ve malayani programları seyretmenin hükmü nedir?
Herhalde hükmü anlaşılmıştır. Artık Müslümanlara bunları izlemenin tavsiyesi caiz olur mu?.. İştihalanın mı diyelim?!.
Timsal ve tasvirlerin, dimağı tahrib ettiği; insanları İslamdan uzaklaştırdığı şüphesizdir. Dimağı tahrib olan kimse, kalbindeki tam veya yarım imanla, İslamdan ne anlar?. Anladıkları: "İslam’da Cinsel Hayat".. Haya perdesini yırtan bir hayat!.. İşte yarım imanlı kalb veya dimağla, birçok Müslümanlar dahi "ibahiyye" fikrine girmektedirler. Neredeyse, Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman’ı birleştirip, sunî bir din ortaya koyacaklardır. Timsal ve tasvirlerin, Müslümanların kalb ve dimağlarını ne miktar tahrib ettiği herhal¬de anlaşılmıştır.
Ey Müslümanlar!.. Nerede kaldı gayret?! Kıbleniz neresi; nereye gidiyorsunuz?!. Dikkat edelim ki, en çok İslamı tahrib eden, timsal ve tasvirdir.
Putperestliği meydana getiren, Tevhidi bozan, insanları şirke düşüren; heykel ve resimler olmuştur. En sonra meydan okuyan televizyon, bu hususta önderlik hakkını kazanmıştır.
Bir gencin anası ve babası huzurunda, canlı ile hayalî tatminliğini, haya ve örf en¬geller. Fakat şu suret ve resimlere bakmasını engelleyen hiçbir şey yoktur. Neredeyse bugünkü neşriyat, Müslüman gençleri dahi maymun gibi iştahlandırır. Suret ve timsallere baka baka, şehvet enerjisi hayal yoluyla gözden akar: kadın erkekleşir; erkek çaputlaşır. İbahiyyenin Müslümanlara bulaştırdığı en çirkin ahlak budur.. Şimdi timsal ve tasvirin manasını bilelim.
Timsal; şekil sahibinin şahsiyetini gösteren gölgeli resimler yani heykellerdir.
Tasvir; bir olayı, şekille beyan etmek yahud bir canlıyı şekillendirmektir.
Aralarında umum ve husus farkı vardır. Mesela her timsal, surettir; lakin her suret timsal değildir. Bu farkı nazarı itibara alan fukaha, timsallerin haramlığı üzerine ittifak ettiler. Farkı nazarı itibara almayan fukaha ise dediler ki: Gölgesi olan yani heykel, itti¬fakla haram; heykel olmayan suretler ise ihtilaflıdır. Şöyle ki: Heykelin bütün kısımları haramdır; sanatı da haramdır; alış verişi de haramdır. Eğer bir kimse tapınmak için heykel yaparsa, küfründe şüphe yoktur.
İbrahim aleyhisselam, müşriklerle mücadeleye, heykelleri tahkir etmek ve kırmakla başlamıştır. Evlerde timsal yani heykelleri bulundurmak adeti, müşrikler, Yahudi ve Hıristiyanlardan kalan bir mirastır. Delîl-ul-Enbiya ve Burhan-ul-Etkıya olan Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in şeriatiyle bu adet lağvedilmiş iken, maatteessüf zamanımızda Müslümanlar, evlerinde ve komodinlerinde süs olarak timsaller kullan¬maktadırlar. Kuş timsali.. Mevlana heykeli...
Müslüman’ın bunları, yanında veya evin¬de bulundurması yersizdir. Çünkü bulun¬durmak haram; saygısı şirktir. Sosyete Müslümanların süsü..
"O (İbrahim) babasına ve kavmine: 'Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz tim¬saller nedir böyle?' demişti." (El-Enbiya' 52) mealindeki ayet ve birçok hadislerle, gölgeli her türlü suret yasaklanmıştır. Denilmesin ki "Müslümanlar heykellere tapmıyor; temaşa ediyor." Tapılması şirk ol¬duğu gibi, temaşası da haram kılınmıştır. Çünkü bu, hak suretinde gelip batılı yerleş¬tirmenin vesilesidir; Tevhîdi bozar.
eski 27.08.2006, 15:03 Hak-dilaram isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #23
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:08 .