|
Hicaz yolunda
Seyyid Tâhâ-i Hakkarî’nin mahdumları Ubeydullah Efendi hacca niyetlenince Van’a gelir ve Hazreti Şeyh’e birlikte gitme teklifi yapar. Büyük velî Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin Dîvân’ını açar, parmağını satırlardan birine basar. Bakın şu işe ki karşısına Medîne-i münevvere ile ilgili bir beyit çıkar.
Derhal hazırlanır ve İstanbul’a vasıl olurlar. Eşyalarını Fâtih’teki Reşâdiye Oteline bırakırlar. İki seyyidin dersaadeti şereflendirdiğini duyan Abdülhamîd Han, onları saraya dâvet eder ve sultanlar gibi ağırlar. 12 gün kadar misâfir ettikten sonra, Haydarpaşa limanına götürür ve merâsimle uğurlar. Öyle ya âlimi âlim bilir, velîyi velî anlar...
Seyyid Fehim hazretleri Mısır’da geçirdikleri günlerde sık sık Câmi-ül-Ezher’e uğrarlar. Bir defasında müderrislerin yerlere kitaplar yaydığına ve bir ibare üzerinde ter döktüklerine şahit olurlar. Anadolu’dan gelen iki dervişi kimse ciddiye almaz, hatta içlerinden biri okuma yazma bilip bilmediklerini sorar. Seyyid Fehim hazretleri kâğıtta yazılanları bir bakışta okuyup ezberler ve fikri sorulunca açıklamaya başlar. Âlimler “Hayret!” derler, “Câmi-ül-Ezher Medresesinin bütün şûbeleri bir haftadan beri bu meselenin halli için uğraşıyor, başta Reîsü’l-ulemâ olmak üzere bütün âlimler gece-gündüz üzerinde çalışıyorlar!”
Ancak Mısır’da
Aradan ya bir gün geçer ya geçmez, Reîsü’l-ulemânın yolladığı dört âlim çıkagelir ve “Câmi-ül-Ezhere buyurmaz mısınız” çağrısını yaparlar. Hazret-i Şeyh beş yüze yakın âlimin sorularını dinler, müşkillerini çözer, ne zaman ki ünü dört bir yana yayılır, kaçarcasına şehirden ayrılırlar.
Hicâz uleması da ona hayran olur, “böylesi ancak Mısır’da bulunabilir” diye mırıldanırlar. Lakin Kahire’deki hadisenin yankıları gelince Seyyid Fehim hazretlerinin sandıklarından da büyük olduğunu anlarlar.
Seyyid Fehim hazretleri Mükerrem Mekke’de bulunduğu sırada İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin torunlarından Muhammed Mazhâr Müceddîdî ile doyulmaz sohbetler yapar, işte bu yüzden oğullarından birinin adını Mazhar koyar.
Seyyid Fehim-i Arvâsî hazretleri Medîne-i münevvereye girişi ve Fahr-i âlemin latif, mutahhar, kabrini ziyâret edişi bizimkilere benzemez. O nurlu eşikte anlatılmaz ikramlara kavuşurlar.
|