| evvelen
Konuyu gündeme getirmeniz cihetiyle teşekkür ederim. Fakat mümküm ise daha sade ve anlaşılır bir dille izah edilen anlatımları eklerseniz çok daha fazla kardeşimizin istifade edeceğini düşünmekteyim. saniyen Vâkıa âyet-i celîlelerin lûgat ma'nâları böyledir. Fakat murad-ı İlâhî nedir?
Kur'ân'ın elfâzı Arapçadır, ma'nâsı Allah'çadır. Yalnız Arapça olsaydı, her Arab'ın okuyup anlaması lazım gelirdi. " O, bir sır kutusudur, erbabına açılır" denmişdir, ne kadar yerinde söylenmişdir. Bu ifadeyi çok muhteşem ve beliğ buldum. Yönelenlere açılan bir sır kutusu olarak Kuranı Kerim herkeste farklı bir lutuf olarak verilen sırları çözme kabiliyetine göre gönüllerde makes bulur. Bu cihetle değerli Hocamızda kendine lutf edilen manevi hasletlerle sureyi ele almış istifade ettik.
Bize usulu öğrettiklerine göre ibarelerden hüküm çıkarırken ibarenin 5 çeşit manaya haml olma ihtimali var. Yine tefsirde rivayet, dirayet ve işari tefsir geleneği var. Bu zenginlikler içerisinde yukarıdaki tefsiride bir zenginlik sayabiliriz. salisen İslâmiyetin yegâne gayesi, taklidden kurtulmak, mertebe-i tahkika vâsıl olmaktır. Bu gayeye de mukaddemat-ı zanniyye ve mevzûât-ı fıkhıyye ile ulaşmak pek mümkin olmayıp ancak tasavvuf ile mümkindir.
Bu ifadeden sanki sofilerin dışındakiler tahkik mertebesine ulaşamazmış ve de sufilik fıkıhtan ve istidlalden çok öte çok üstün bir şeymiş gibi algılanabilir. Acaba kasıt benim anladığım gibi midir? eğer öyleyse ; fıkıhtan uzak , akıldan uzak bir tasavvufun İslama uygun olması mümkün müdür ? Benim bildiğim büyük muhaddisler sufilerden çıkmıştır çünkü tasavvufun konusu 24 saatiyle peygamber a.s ı anlamak ve aynen yaşamaktır. Bu gaye onları muhaddisler çıkarmaya itmiştir. Öyleyse fıkıhta hadislerden çıkacaksa onları fıkıhsız ve aklı kullnmaktan uzak insanlar olarak anlamamız veya anlatmamaız mümkün müdür ? Bence değildir...
İnşallah benim anlayışımda bir algı sorunu ola.... |