| ulaşmak anında da aşırı ferahtan sakınmak gerekir.
Zira ani vuku bulan korku, bela ve musibet, kalb ve akciğere tesir ettiği gibi, keyif de aşırı derceye varırsa, akciğer ve karaciğere zarar verir.
Onu için daima temkinli olmya çalışmak, musibet anlarında " ...Muhakkak biz O'nun mülküyüz. (Nihayet) O'nun huzuruna dönücüyüz. " [El-Bakara 156] mealindeki ayet-i kerîmeyi tekrarlamak, nimet ve keyif zamanlarında ise "...Diri olup ölmeyen Allah'a dayandım..." [El-Furkan 58] sözünü dille tekrarlamak burada iyi tedavi yapar. "...Sana (hayr veya şer) isabet eden belalara katlan (temkinle dayan). Çünkü muhakkak bunlar kesinlikle takdir edilmiş işlerdir." [Lokman 17] buyrulan ayet-i kerîmede sabrın bu mertebesi beyan olunmuştur.
Dîni tebliğ etmek esnasında gelen tepki ve belalar yüzünden din tebliğini terk etmek caiz olmadığı gibi, sözün kabul oluşu takdirinde de keyiflenmemek gerekir.
Çünkü bu ayet-i kerîme, buna da işaret etmektedir. Reislerden korkup emr-i bilma'rûfu ve nehy-i an-il-münkeri hakkıyla yapmayanlar bu ayat-i kerîmeden ibret alsınlar: "Sana isabet eden belalara katlan (temkinle dayan) Çünkü muhakkak bunlar kesinlikle takdir edilmiş işlerdir." İbnu Rûmî ne güzel söylemiş:
Ben kişinin hayatını ölümüne rehin gördüm
Böylece sıhhatin hastalığına rehindir
Bir iş bana güzel görüldüğü zaman
Gevezeliği gerçek inançla yutarım
Nitekim o da rüyada ihtilam gibi gelip geçicidir
Güzel işte olup zevâline inanan o kimse
Nimet içerisinde olsa bile gene ümidsizliktedir
Bir hadîs-i şerîfte de şöyle buyrulmuştur: "Aşırı gamlı ve üzüntülü olma. Takdir olunan olacak. Sana tayin olunan rızk da er geç sana gelecektir." Bu hadisten iktibâsen Seyyid Tâhâ Nehrî şöyle demiştir: Müsebbib-il-esbab Melik'e güven
Rızk sana geldi mi elbette kapını çalar
Bir şair de şöyle demiştir: Sabırla dilediğin murada ulaşırsın
Yumuşak davranmakla demir sana yumuşar.
Iktibas: Mufassal Medeni Ahlak |