14 Şevval 1429
14 Ekim 2008, Salı
14 Şevval 1429
14 Ekim 2008, Salı
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 13 (3 Kayıtlı ve 10 Misafir) bulunmaktadır.

Online   DeRCan, hattat, Piton
Tekil Mesaj gösterimi
HamS
Tevbe Geciktikçe Zorlaşır
 
Üyelik tarihi: 27.01.2008
Mesajlar: 553




Teşekkür etti: 5.866
Teşekkür aldı: 549 konuda 2.299 kere
kucult  büyük
Namazın Rükün ve Şartlarının İcrası Anında Kalpte Bulundurulması Gereken Şeyler

Namazin Rükün ve Şartlarinin İcrasi Aninda Kalpte Bulundurulmasi Gereken Şeyler


Eğer sen, âhireti isteyenlerdensen, herşeyden evvel namazin şart ve rükünlerinde bulunan ikazlardan gafil olmaman gerekir. Namaza girmezden evvel gereken şartlar şunlardir:

1) Ezan

2) Taharet

3) Setr-i avret

4) İstikbâl-i kible

5) Kiyam

6) Niyet



Ezan

Müezzinin sesini işittiğin zaman kalbinde kiyamet gününe mahsus ezanin vereceği korkuyu ihzar etmeli, zâhir ve bâtininla bir an önce icâbet etmeye hazirlanmalisin. Çünkü kiyamet gününde huzur-u Rabbâniye iltifatla ancak dünyada müezzinin davetine icâbet edenler, dâvet olunurlar. Kalbini bu cağriya göre ölc! Eğer sürur ve muhabbetle dolu ve bu davete icâbet etmek husu-sunda istekli olduğunu müşahede edersen, bil ki kazâ ve cezâ gününde sana müjde ve zafer davetiyesi gelecektir. Hz. Peygamber, 'Ey Bilâl! Bizi rahata kavuştur!' buyurmakla bu hikmete işaret etmiştir. Yâni bizi, namaz ve onun davetiyesi olan ezanla rahata kavuştur. Çünkü Rasûlulllah'in gözünün aydinliği namazda idi; en büyük zevkine onunla erişirdi.


Taharet

En uzak zarfin olan mekâninda, en yakin'in bulunan elbisende, daha sonra en yakin kabuğun olan bedeninde tahareti sağladiğin gibi, özün olan zatinin -kalbinin- temizlenmesinden de gafil olma! Onu, tevbe ve vaki olan ifrattan nedâmet duymakla temizlemeye caliş. Gelecekte ifrati terketmek azmiyle kalbini paklamaya gayret et. Tevbe ile bâtinini temizle; cünkü mabudunun nazargâhi ic âlemindir.


Setr-i Avret

Setr-i avretin mânâsi, bedenin cirkinliklerini halkin gözünden gizlemektir. Halkin bakiş yerleri, bedenin görünür yanlaridir. Acaba ancak Rabb'inin muttali olduğu gizli kabahatlerinin ve bâtini avretlerinin hali nicedir? O rezaletleri kalbinde ihzar edip gözönünde tut. Nefsinden onlarin örtülmesini iste ve kesinlikle bil ki, hicbir örtü, senin kabahatlerini Allah Teâlâ'nin nazarindan gizleyemez. Bu kabahatlerin kefareti ancak pişmanlik, haya ve Allah'tan korkmaktir. Bahsi gecen kabahatleri kalbinde ihzar etmekteki istifaden, korku ve haya askerlerini mevzilerinden cikararak, düşmanin olan nefis ve şeytanla muharebe etmeye sevketmendir. Onlarla nefsini zelil ve mağlûp edersin. Kalbin de mahcubiyet duygusu altinda sükûnete kavuşur. Allah Teâlâ'nin huzurunda efendisinden kacan günahkâr ve mücrim bir köle gibi dur. Böylece hayâ ve korkudan başin eğik olarak efendinin huzuruna ilticâ etmiş olursun.


İstikbâl-i Kible

İstikbâl-i kible, yüzünün zahirini her cihetten cevirip Beytullah' a döndürmen demektir. Mademki, yüzünden bu mükellefiyet istenmektedir; acaba kalbini her türlü tesirden muhafaza ederek Allah'in emrine yöneltmen de istenmiyor mu? Evet, böyle bir istek başta gelir. Bu zahiri yönelişlerin tamami, bâtini harekete gecirmek, azalari zabt u rapt altina alip, kalbe zulmetmesini önlemek icin bir cihette istikrara kavuşturmak icin gösterilen gayretlerdir. Zirâ ic âlem ve azalar, hareketlerinde meşrû hududlarina tecavüz edip, sağa sola yalpa vurmaya başladiğinda kalp de onlara tâbi olur. Kişiyi Allah Teâlâ'nin dergâhindan uzaklaştirir. Bu bakimdan kalbinin yüzü bedeninin yüzüyle beraber olsun. Bil ki, kişi yüzünü başka cephelerden cevirmedikce, Beytullah'a. yönelmiş sayilmayacaği gibi, kalp de, mâsivâdan boşalmadikca Allah'a dönmüş sayilmaz Hz. Peygamber bu gerceği şöyle dile getiriyor:

''Kişi namaza durduğunda, eğer hevasi, yüzü ve kalbi hep birlikte Allah'a yönelirse, namazdan, annesinden doğduğu ilk günkü gibi günahsiz olarak cikmiş olur.''


Kiyam

Kiyam, namazda dimdik ayakta durmak, zât ve kalbiyle Allah'in huzurunda bulunmak demektir. Kiyamda azalarinin en yücesi olan başin, Allah Teâlâ'ya karşi eğik olmalidir. Başinin eğikliği kalbinin tevazuuna ve büyüklenmekten uzak oluşuna işaret olsun. Kiyamda, Allah' Teâlâ'nin huzurunda durmanin ne derece tehlikeli ve sual âninda manzaranin ne derece korkunc olduğu keyfiyeti kalbinden cikmamalidir. Bilmiş ol ki, ey fani Allah'in huzurundasin. O senin bütün hakikatine vakiftir. Eğer Allah'in celâlinin hakikatini idrâk etmekten âcizsen hic olmazsa, zamanindaki hükümdarlardan birisinin huzurunda bulunduğun gibi ol veya namaz boyunca yakinin olan sâlih bir kimse tarafindan dikkatli bir gözle murakabe edilmekte olduğunu veya seni iyi tanimasini arzu ettiğin herhangi bir insanin kontrolu altinda bulunduğunu farzet. Böyle bir düşünce ile kildiğin namazda her tarafin sükûnete kavuşur, azalarin korkar, o âciz murâkib seni lâubaliliğe nisbet etmesin diye her cüz'ün gevşer, uysallaşir. Miskin bir kölenin murakabesi âninda kendisine bu kadar cekidüzen veren nefsinin bu haline şahid olduğun zaman, onu muaheze ederek kendisine şöyle hitap etmelisin: 'Ey nefsim! Sen, Allah'i tanidiğini ve sevdiğini iddia etmektesin. Acaba kullarindan birini bu denli tâzim edip, O'na karşi ise küstahca hareket etmekten utanmaz misin? Halktan korkuyor da Allah'tan korkmuyor musun? Halbuki asil kahrindan korkulmasi gereken Allah'tir'.

Bu sirra binaen Ebû Hüreyre (radıyallahu anh), Hz. Peygamber'e: 'Ey Allah'in Rasûlü! Allah'tan nasil haya edilir? diye sormuş, Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:


Allah'tan kavminin sâlih bir kişisinden utandiğin gibi utanmalisin.

Başka bir rivayette 'kavminin' yerine 'ehlinin' tâbiri kullanilmiştir.



Niyet

Emrini, namaz kilmak ve onu tamamlamak suretiyle yerine getirerek Allah'a 'evet' demeyi kasdetmektir. Namazi bozan ve ifsâd eden şeylerden uzak durmak ve bütün bunlari Allah'tan sevap umarak, azabindan korkup O'na mânen yaklaşmayi isteyerek, ihlâs ile yapmaktir. Günahlarinin cokluğuna rağmen sana kendisi ile münacaat etme izni verdiği icin O'ndan minnet yükünü kabullenmek demektir. Nefsinde O'nun münacatinin büyüklüğünü takdir etmelisin. Kime, nasil ve ne ile münacaat ettiğini unutmamalisin. Bu derinlikleri idrâk ettiğin zaman, utangacliktan alninin terlemesi, korkudan âzalarinin tirtir titremesi, heybetten yüzünün sararmasi gerekir.



İhya-i Ulûm'id-Din-

Alıntı-

Konu HamS tarafından (16.05.2008 Saat 17:32 ) değiştirilmiştir..
eski 10.02.2008, 03:00 HamS isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:58 .