11 Şevval 1429
11 Ekim 2008, Cumartesi
11 Şevval 1429
11 Ekim 2008, Cumartesi
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 51 (15 Kayıtlı ve 36 Misafir) bulunmaktadır.

Online   DeRCan, DuaLar, ebu mus'ab, koylu, muhakematçı, RaBi_a, Sedem, sevva, ta-ha Dagistan, Hak-dilaram, mesutizm
Tekil Mesaj gösterimi
Ummu Seleme
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 3.624




Teşekkür etti: 8.168
Teşekkür aldı: 2.541 konuda 7.535 kere
kucult  büyük
“Zarar ve mukabele-i bizzarar yoktur”
Bu maddeye göre bir kimsenin başkalarının malına veya şahsına saldırarak zarar vermesi caiz değildir. Maddenin devamında ise, bir zarara karşılık olarak zarar verilmesi de yasaklanmaktadır. Yani bir kimse diğer kimseye zarar verdiğinde, zarara uğrayan kimse karşılık olarak o kimseye zarar veremez, mahkemeye müracaat ederek zararını hukukî yollarla arar.

Bediüzzaman Hazretleri’nin ifadeleri ile “Mukabele-i bilmisil kaide-i zâlimânedir.” Hakarete hakaretle karşılık verilmez. Meşru müdafaa dışında kavgaya kavga ile karşı durulmaz. Bahçesine girilen kimse, söz konusu kişinin bahçesine girerek karşılık veremez. Aksi hâlde içtimaî nizam bozulur, güçlüler zayıfları ezer, anarşi ve kargaşa ortaya çıkar.

“Zarar izâle olunur”
Her türlü zarar meşru bir surette giderilmelidir. Satılan bir mal ayıplı çıktığında, en kısa zamanda yenisi ile değiştirilmelidir. İş yerindeki gürültüden çevrede oturanlar rahatsız oluyorsa, hemen bunun çaresine bakılmalıdır. Komşular çocuklarımızın taşkınlıklarından yakınıyorsa, çocuklarımıza engel olmalıyız.

“Zarar-ı âmm’ı def’ için zarar-ı hâs ihtiyar olunur”
Zarar-ı âm, genelle alâkalı, yani bir köy, bir kasaba veyahut bir mahalle veya bir sokak halkını içine alan bir zarar; zarar-ı hâs ise, bir veya birkaç şahsa ait olan bir zarardır. Bu maddenin hayatta pek çok uygulamaları vardır. Yetersizlik sebebiyle mesleğini yapması yasaklanan kimselerin durumu bu maddeye dâhildir. Çünkü her ne kadar meslekten men edilmeleri onların zararınaysa da, toplumun geneline zarar verilmemesi için bu şahsî zarara razı olunur. Toplum hayatında insanların hak ve özgürlüklerinin sınırlanması da, bu maddeye göre gerçekleştirilir. Her insanın konuşma, seyahat etme, fikir ve ifade hürriyeti, çalışma gibi bütün hak ve hürriyetleri toplumun geneline zarar vermemesi maksadıyla sınırlandırılabilir. Bu sınırlama hak sahibine zarar verse de, diğer insanlara zarar vermemesi için böyle bir sınırlamaya gitmek mecburidir. Buna benzer diğer bir madde de, “Zarar-ı eşed zarar-ı ehafla izale olunur.” kuralıdır. Mecelle’nin en çok bilinen maddesi “Ehveni’ş-şerreyn ihtiyar olunur.” kuralı da hemen hemen aynı mânâya gelmektedir. Yani iki şerden daha az zararlı olanı tercih edilir. Cerrah hastanın ölmemesi için, kangren olmuş bacağını kesme hakkına sahiptir. Hukuk da hükmünü bu kaideye istinad ettirir.

“Def-i mefasid celb-i menafi’den evlâdır”
Bir şeyde zararın giderilmesi, menfaatin elde edilmesinden önce gelir. Bir haramı terk etmek bir helâli işlemekten evlâdır. İnsanlar arasında güzel ahlâkı tesis etmeden önce kötü huyları ortadan kaldırmak gerekir. Sigara, alkol ve uyuşturucu ticaretini ve bunun verdiği zararları ortadan kaldırmaya matuf tedbirlerin alınması, toplumun faydasına olabilecek organizasyonları gerçekleştirmekten daha öncelikli olmalıdır. Devlet bütçesinin nasıl kullanılacağı plânlanırken bu kaide hesaba katılmalı ve okulların çevresinde uyuşturucu hapların satışını engellemeden, okul bahçesindeki spor tesisine harcama yapma çelişkisine düşülmemelidir.

“Alması memnû olan şeyin vermesi dahi memnû olur”
Bir kimseye alması haram ve yasak olan şeyi vermek, veren hakkında da haram ve yasaktır. Meselâ, rüşvet almak, alana yasak olduğu gibi verene de yasaktır. Ancak bu maddenin bazı istisnaları vardır.

“Ezmanın tegayyürü ile ahkâmın tegayyürü inkâr olunamaz”
Bir kısım meseleler zamanla değişebilir. Ancak zamanın değişmesiyle sadece örf ve âdete dayalı olan hükümler değişebilir. Yani zamanın değişmesiyle insanların hâlleri, örf ve âdetleri de değişeceğinden bunların üzerine kurulu olan hükümler de değişir. Sözgelimi insanların yeme, içme, giyinme, mesken gibi ihtiyaçları zamandan zamana değişebilir. Ancak örf ve âdete ve insanların hâllerine dayalı olmayan hükümler değişmez. Meselâ, yalancı şahitlik, iftira ve yolsuzluk her zaman yasaktır. Bundaki yasaklık hiçbir zaman değişmez.

“Mevrid-i nasda içtihada mesağ yoktur”
Hakkında nas olan (meselâ, namazın farziyeti ve vakitleri gibi) bir meselede müçtehidin içtihadına lüzum görülmez. Bir meseleyi açık olarak düzenlemiş olan bir âyet varsa, o konuda müçtehit hukukçunun içtihat etmesine ihtiyaç yoktur. İman ve ibadetle ilgili pek çok konu Kur’ân ve hadîste açıkça düzenlenmiş olup bunlar hakkında hukukçuların içtihat etmesi gerekmez. Hakkında icma oluşmuş, asırlardır uygulanmış ve halen uygulanan dinî emirler değiştirilemez. Kurban ibadetinde neyin kesileceği bellidir, bu hususta horoz kesmek veya insanlara yardım etmek gibi yanlış içtihatlar yapılamaz.

“Bekâ, ibtidadan esheldir”
Bir şeyin devam ettirilmesi, ilk defa yapılmasından kolaydır. Ortada bir örnek olmaması sebebiyle bir işin ilk defa yapılmasında zorluk yaşanır. Ancak bir defa yapıldıktan sonra devam ettirilmesi daha kolay olur. Meselâ, dinî emirleri Mekke ve Medine’de ilk defa tesis ederken Peygamberimiz (sas) ve Sahabe Efendilerimiz (r.anhüm) çok ciddi engellerle karşılaşmışlardır. Ancak daha sonra gelenler, topluma malolmuş bir dini daha kolaylıkla yaşayabilmişlerdir. Sahabelerin daha sonra gelenlerden üstün olmasının sebeplerinden biri de budur. Günümüzde de kaybolmaya yüz tutmuş dinî emirleri yeniden topluma kazandırmak da zor olmakla birlikte mükâfatı büyüktür.

“Sâkite bir söz isnad olunmaz. Lâkin ma’rız-ı hâcette sükût beyandır”
Kendisi ile ilgili bir hususun görüşülmediği durumlarda susan kimsenin herhangi bir sözü kabul etmiş olduğu anlaşılmaz. Ancak ihtiyaç anında veya bir hususta kendisine soru sorulduğunda konuşmayan kimse o sözü kabul etmiş sayılır. Çocuğunun kötü birileriyle arkadaşlık ettiğini görüp de ses çıkarmayan kimse bunu kabul etmiş sayılır. Tanımadığımız bir kimseden bir eşyasını ödünç isterken, o kimsenin susması ödünç vermeyi kabul ettiği mânâsına gelmez.

“Mûkatebe muhataba gibidir”
Mükatebe, yazışma; muhataba ise yüz yüze konuşma demektir. Yani ismini belirterek iki kimsenin birbirine bir şey yazması, yüz yüze konuşmak gibidir.

Mektup, faks ve elektronik posta ile haberleşen kimseler yüz yüze konuşarak anlaşmış gibidirler.

Yukarıda kısaca açıklanan prensipler, hayatımızı kolaylaştırıcı ve yol gösterici vasıfta olduğu gibi, evrensel hukuk sistemine de esas teşkil etmektedir. Bunlardan bazıları atasözü gibi umuma mal olmuş, bazıları da mânâca bilinmekte ve uygulanmaktadır. Osmanlı cemiyetindeki huzur, asayiş başta olmak üzere her türlü muamelâtın yürütülmesinde temel esasların alındığı Mecelle, bazılarının iddia ettiği gibi basit bir metin değildir; adalet mekanizmasının hassas ölçüler içinde işlemesine dikkat edilerek bin yıldan fazla yaşamış bir medeniyetin dayandığı temel kaideler üzerine bina edilmiştir. Bu tespitlerden, iyice girift hâle gelmiş medeniyet sistemi içindeki her hususa, Mecelle’nin bütün hükümlerini tatbik etme gibi bir düşünce anlaşılmamalıdır; ancak küllî kaideler olarak yukarıda zikredilen hususları, günümüzün hukuk mevzuatı içinde dikkate almak gereklidir ve zaten kısmen de bu yapılmaktadır.


Kaynaklar
- Akgündüz, Ahmet, Mukayeseli İslâm ve Osmanlı Hukuku Külliyatı, Diyarbakır, 1986.
- Akgündüz Ahmet, “Ahmet Cevdet Paşa ve Kanunlaştırma Hareketleri”, Ahmet Cevdet Paşa Sempozyumu, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 1997.
- Ali Haydar, Şerh-i Kavaid-i Külliye, İstanbul 1330.
- Atıf Bey, Kavaid-i Külliye Şerhi, İstanbul 1327.
- Berki, Ali Himmet, Açıklamalı Mecelle, Hikmet Yayınevi, İstanbul, 1982.
- Ebul’ula Mardin, Medeni Hukuk Cephesinden Ahmet Cevdet Paşa, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 1996.
- Yavuz, Hulusi, “Mecelle’nin Tedvini ve Cevdet Paşa’nın Hizmetleri”, Ahmet Cevdet Paşa Semineri, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Araştırma Merkezi, İstanbul, 1986.

SIZINTI
__________________
Eğer Çekemezsen Gülün Nazını Ne Dikene Dokun Ne Gülü İncit,Sahrada Mecnun Değilsen,Ne Leyla`yı Çağır,Ne Çölü İncit..


Asla üç sey olma. Ümitsiz olma.Sükürsüz olma. Sabirsiz olma.
eski 15.02.2008, 14:50 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
Ummu Seleme isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:02 .