12 Şevval 1429
12 Ekim 2008, Pazar
12 Şevval 1429
12 Ekim 2008, Pazar
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 53 (18 Kayıtlı ve 35 Misafir) bulunmaktadır.

Online   barayev, by_tezgel, DeRCan, Efraiil, eylül, ilayda, K.SERDAR, KalbiDostum, mselim, Mukarrebun, nurulhak, okyanus, Sakallı, siyahsancaktar, turab, ZiNNiRe Dagistan, mesutizm
Tekil Mesaj gösterimi
molla
Şeref Üyesi
(Konuyu Başlatan)
 
molla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30.08.2006
Mesajlar: 239




Teşekkür etti: 39
Teşekkür aldı: 140 konuda 373 kere
kucult  büyük
Bir kimse, baykuş ötünce: "Hasta öldü." dese; veya "Yakında, ağır bir yük olacak." dese; yahut, karga Ötünce: "Yolculuktan döndü." dese; âlimler, bu gibi sözlerin küfür olup olmadığında ihtilâf etmişlerdir.

îmâm el-Fadl 'dan soruldu:

— Bir kimse, diğerine: "Ey kırmızı!" deyince; o şahıs da: "ALLAH, beni, elmanın kabuğundan; seni ise, çamurdan yarattı." dese; bu söz, küfür olur mu?

O, şu cevabı verdi:

— Evet, bu söz küfürdür.

•Soruldu:

— Yasaklanmış bir sözü söyleyen şahsa, bir kimse: "Ne yapıyor*sun? Gerçekten küfrün gerekiyor." deyince; o şahıs: "Küfür gerekse de, bu işi yapacağım.'' dese; kâfir olur mu?

Alimler, şu cevabı verdiler:

— Evet, bu şahıs, kâfir olur.

Soruldu:

— Bir kimse, Sad harfi yerine Zı harfini okusa veya Cennet ashabı yerine nâr (cehennem) ashabı okusa, ne olur?

îmâm, şu cevabı verdi:

— Bu kimsenin, imameti caiz olmaz. Eğer, kasden böyle okursa; kâfir olur.

Câmiu's-Sağîr'de şöyle mezkûrdur:

Aliyyü*r-Râzî, şöyle demiştir: "Hayatım ve hayatın hakkı için..." diyen veya buna benzer bir şey söyleyen kimsenin, küfründen korkulur.

Bir kimse: "Rızık, ALLAHtandır; kuldan da, harekete ihtiyacı vardır." derse; "gerçekten, bu söz, şirktir." denilmiştir.

"Birkimse:"Ben,sevaptanda,azaptandauzağım."der se; "gerçekten, bu söz, küfürdür." denilmiştir.

Nevâzil'de şöyle zikredilmiştir:

"Bir kimse:" Küfür de olsa; filân adam, her ne söylerse, yaparım."dese; kâfir olur." denilmiştir.

Bir kisme, —farsca—: "İslâmiyetten usandım." dese; veya bunu, arabca söylese; gerçekten, o şahıs, kafir olur." denilmiştir.

Bir fakire: "Bu şanssızlıktır." demek, küfrü gerektirir.

Bir kimse, zamanımızın sultanına (hicrî 11. asır) âdil dese; kâfir-i billalı olur.

İmâm-ı alemü'1-Hüdâ Ebû Mansûr el-Mâtürîdî de, aynısını söylemiştir.

Bazı âlimler de: "Böyle söyleyen, kâfir olmaz." demişlerdir.

Bir kimse, cebâbire'den birisi için: "Ey İlâh!" dese; kâfir olur. Şayet: "Ey rab" dese; âlimlerin ekserisi: "...kâfir olmaz." demişlerdir. Muhtar olan da budur, Hulâsa'da da böyledir.

Usûlü's-Sifâr'da şöyle zikredilmiştir:

Sorulmuş:

— Cum'a günü, minberde, hutbe okuyan hatipler, sultanın lakapla*rını sayarken: El-âdilü'1-a'zam'; "Şehinsâhi'l-a'zam'';Mâlik-i rikâbi'l-ürnem"; "Allanın arzının sultam"; "ALLAHın beldelerinin sahibi"; "ALLAHın yarattıklarının yardımcısı" diyorlar. Böyle söylemek, ale'l-ıtlak caiz midir, değil midir?

İmâm, şu cevabı vermiş:

— Hayır, Çünkü, bu hatibin söylediği kelimelerden bazıları, kü*fürdür; bazılar ise, günâhtır ve yalandır:

"Şehinşah", ALLAHu Teâlâ'nın isimlerinin hassasındandır. "A'zam" vasfının hâricinde, kulun bu sıfatlarla vasıflanması, caiz değildir.

"Mâlik-i rikâbi'l-ümem"e gelince; işte, bu da apaçık yalandır. "ALLAHın arzının sultam" ve diğerleri de, ale'l-ıtlak yalandır. Tatarhâniyye'de de böyledir. .

İmâm Ebû Mansûr, şöyle buyurmuştur:

Bir kimse, diğerinin önünde, yeri öpse; veya onun için eğilse; yahut da başını eğse; kâfir olmaz. Çünkü, öyle yapması, o şahsa, ibâdet değil, ta'zim etmektir.

Başkaları ise: "Bir kimse, bunu, bir zâlime karşı yaparsa; büyük günahlardan, bir günâh olur." demişlerdir. Bazıları da: "Küfür olur." demişlerdir.

Çoğunluk böyle demiştir. Ancak, bunda vecihler vardır:

1) O kimse, bunu, ibadet kasdı ile yapmışsa; küfürdür.

2) Selâm kasdı ile yapmışsa; küfür olmaz; fakat böyle yapmak haramdır.

3) Şayet, bir iradesi, bir kasdı yoksa; âlimlerin çoğunluğuna göre, bu da, küfürdür.

Yeri öpmeye gelince; bu secdeye yakın bir şeydir. Ancak, bu, yanağı ve alnı yere koymaktan, çok hafiftir. Zahîriyye'de de böyledir.

Haracın, sultanın mülkü olduğuna itikad etmek de küfürdür. Bahnı'r-Râık'ta da böyledir.

Sarfru'I-Merhûm, risalesinde, şöyle zikretmiştir:

Bir kimse, bir başkası ile ilgili, bir günâh işlese de: "Ben, bu gü*nâhın, senden olduğunu, iyi biliyorum; bu Allanın hükmünden değildir." dese; kâfir olur.

Mecmfi'n'-n Nevâzil'de, şöyle zikredilmiştir:

Bİr kimse, sultanın halveti indinde veya tehnie vaktinde, kurban kesse, kâfir olur. O kurban necis olur ve onu yemek caiz olmaz.

Zamanımızda (hicrî 11. asır) şu da yaygınlaştı ve Müslüman kadın*larından çokları da, buna mübtelâ oldular:

Bu kadınlar, çocuklarında, çiçek denilen kabarcıklar çıktığı vakit; o kabarcıkların benzerlerini, taştan yapıp, ona tapıyorlar ve o taşın, çocuklarına, şifa vereceğine inanıyorlar; çocukları için, ondan şifâ tale*binde bulunuyorlar.

İşte, bu kadınlar, bu fiilleri ve bu inançları sebebi ile kâfir olurlar. Bunların kocaları da, kadınlarının bu hallerine razı oldukları için, kâfir olurlar.

Bu kabilden, bir de, şu davranış var:

O kadınlar, suyun gözüne gidip, o suya ibâdet ediyorlar. O suya karşı, koyun kurban kesiyorlar. Kalplerinde olan şeylerin hasıl olması için, niyyet ediyorlar.

Bunlar da, bu ibâdetleri ve bu kurbanları sebebi ile, kâfir olurlar. Kesilen bu koyun da necîs ve yenilmesi haram olur.

Keza, o kadınlar, evlerde suretler edinir ve mecûsîler gibi, onlara ibâdet ederler.

Bunlar, çocuklarının doğumunda, za'feranla ona nakış yaparlar ve bunun üzerine de zeytin yağı damlatırlar ve buna ibadet ederler. Buna, behhânî denilen putun adını verirler. Bunların herhangi birini yapan kadınlar, kâfir olurlar ve kocalanndan boş olurlar.

Bir kimse: **Bu zamanda, hâin olmayınca ve yalan söylemeyince;

güngeçmiyor." veya,

"Ahş-verişde yalan söylemeyince, yiyecek ekmek bulunmuyor."

dese; veya,

Bir kimse, başkasına: "Niçin, hıyanet yapıyorsun?" veya "Niçin, yalan söylüyorsun?" deyince; o şahıs: "Bunlar, elbette lâzımdır." dese;

bu sözleri söyleyen kimse, kâfir olur.

Bir kimseye: "Yalan söyleme!" denilince; o şahıs: "Bu söz, İâ ilahe illALLAH Muhamrnedün resûüllah'den daha doğrudur." dese; kâfir olur.

Bir kimse, diğerine, öfke halinde: "Kâfirlik, bu işi yapmaktan daha hayırlıdır.'' dese; kâfir olur.

Bir kimse, yasaklanmış bir kelimeyi konuşan, bir şahsa: "Söyleme; gerçekten o, küfrü gerektirir." deyince; o şahıs: "Küfrümü gerektirse de, konuşurum." demiş olsa; kâfir ölür. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Bir kimsenin kalbinde, söylenmesi küfrü gerektiren bir söz bulunsa; fakat, bu kimse, o sözü hoşlanmasa ve konuşmasa; işte bu tam imandır.

Bu şahıs, küfür üzerine azmettiği zaman, —yüz sene sonra bile olsa— o anda, küfretmiş olur. Hulâsa'da da böyledir.

Bir kimse, kalbi imanla mutmain olduğu halde, dili ile kasden kü*für söylese; kâfir olur. ALLAH yanında mü'min olmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da. böyledir.

Küfür olup olmadığı ihtilaflı olan bir sözün sahibine, tecdîd-i imân ve nikâhla emrolunur. İhtiyaten, bu şahsın, tevbe edip dönmesi gerekir.

Küfrü gerektirmeyen fakat hatâ olan kelimelerin sahibi, bu durum-. larında rnü'mindirler; nikâh tazelemekle emrolunmazlar. Muhıyt'te de böyledir..

Bir mes'ele de, küfrü gerektiren yönler bulunsa da, küfre mâni olan bir tek yön bulunsa fetva veren kimsenin bu bir tek yöne meyletmesi lâzım geîir. Hulâsa'da da böyledir.

Bezzâziyye'de şöyle zikredilmiştir:

Ancak, bu şahsın irâdesi, açıkça küfrü îcabediyorsa; o takdirde, te'vilin ona faydası olmaz. Bahru'r-Râık'ta da böyledir.

Bu sözü söyleyenin niyyeti, küfre mâni olan bir niyyetse; işte, bu şahıs rnüslümandır.

Fakat, bu şahsın niyyeti, küfrü gerektiren yönde olursa, müftînin fetvası da, ona fayda vermez.

Bu kimseye, tevbe edip dönmesi emredilir ve karısı ile arasındaki nikâhı yenilemesi istenir. Muhiyfte de böyledir.

Müslümana yakışan, sabah ve akşam, şu duaya devam etmektir.

Gerçekten bu duâ, vartalardan (= bu gibi, îmânî tehlikelerden) korunmaya sebeptir.

Nebî (S.A.V.) Efendimizin va'di ile duâ şudur:

"EyAİlahım!

Bilerek herhangi bir şeyle, Sana şirk koşmaktan, yine, Sana sığınırım.

—Rabbim!— bilmeyerek yaptığın şeylerden de, Senden mağfiret diliyorum."

Hulâsa'da da böyledir

KAYNAK : FETAVA-İ HİNDİYYE
eski 30.09.2006, 13:32 molla isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #3
molla isimli üye'ye teşekkür edenler
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:19 .