“SABAHIN KÖRÜ” HOŞLAŞMADIĞIM lafların en fenası budur. Bir kere, “sabahın körü” diyen, asıl kendi körlüğünü ilan etmektedir. Gecenin karanlığından, sabaha çıkarılırken, gökyüzünü seyreylemeyecek kadar gafil bir insan var mıdır? Her sabah, mucizelerin en büyüğünü bize yaşatan Allah, Kelam-ı Kadim’inde “nefes alan sabahlara” yemin etmez mi? Daha gün ağarmadan, yuvalarında uyanan serçe kuşlarının cıvıldaşması gibi, kişioğluna neşve ile o taze sabah havasını içine çekip, “Bana yeni bir gün daha bahşeden Allah’a, hamd ü senalar olsun” demek gerekmez mi? “Her yeni gün, herkese bir yeni âlemin kapısı” değil midir? Güneşin, ufukta ağır ağır belirmeye başladığı, gökyüzünün, pembesi, erguvanisi ile renkten renge büründüğü o ter ü taze vakitler için—tövbe hâşâ—“sabahın körü” demek, en hafifinden ayıp değil midir? Ey azizler, gün doğdu mu, her şey yeniden doğar. Renkler yeniden doğar. Kuş sesleri yeniden doğar. İnsanlar uykularından uyanırlar, onlar dahi sanki yeniden doğar. Hülasa, “sabahın körü” diyenler, hakikatte, “sabah”ın körüdürler. Böyle bir nimet körlüğünden, Allah’a sığınırız. |