8 Ramazan 1429
08 Eylül 2008, Pazartesi
8 Ramazan 1429
08 Eylül 2008, Pazartesi
Tövbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, oruç tutanlar, rükû edenler, secdeye kapananlar, iyiliğe özendirip kötülükten sakındıranlar, Allah'ın sınırlarını koruyanlar.Müjdele o müminleri!
(Tevbe-112)
Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır.Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin!
Deylemi-Buhari
GİrİŞ Yap
Kullanıcı ismi:
Şifreniz:
Beni hatırla
...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz?
Hemen Üye Olun
Arama
Konu gösterimi
Mesaj gösterimi
Gelişmiş arama yap
Online Üye
Şuan Forumda: 37 (10 Kayıtlı ve 27 Misafir) bulunmaktadır.
Online
bir lahza
,
drkoyuncu
,
hafsa
,
HamS
,
kebirulcady06
,
LaMora
,
rüya
,
tÜrkÜ
,
uşaklı
,
yahya
Konu
:
İki aç kurt
Tekil Mesaj gösterimi
ebu mus'ab
Mü'min
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 578
Teşekkür etti: 542
Teşekkür aldı: 576 konuda 2.865 kere
İki aç kurt
عن ابنِ كَعْبِ بنِ مَالِكِ الانْصَارِيّ، عن أَبِيهِ قالَ: قالَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم:
"مَا ذِئْبَانِ جَائِعَانِ أُرْسِلاَ فِي غَنَمٍ بِأَفْسَدَ لهَا مِنْ حِرْصِ الْمَرْءِ عَلَى الْمَالِ وَالشًّرَفِ لِدِيِنِه".
Ka’b b. Malik radıyallahu anh’den nakledildiğine göre Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Koyun sürüsüne dalmış iki aç kurdun, sürüye vereceği zarar;
kişinin mal ve mevki (servet ve şöhret) kazanma hırsının,
dinine vereceği zarardan kesinlikle daha ağır değildir.” Tirmizi,Darimi,Ahmed
İslam şefkat dinidir. Allah teala, “Rahmetim herşeyi aşmıştır”buyururken, onu getirip tebliğ eden Hz. Peygamber de “alemlere rahmet olarak” gönderilmiştir. İslam esaslarının müslümana kazandırdığı ahlâki yapı da Allah emirlerine saygı, yaratıklara şefkat diye özetlenmektedir.
Bu, sadece bir huy güzelliği değil, dünya ve dünyalılara karşı müslüman tavrının tanımıdır. Ahlak dendi diye, fert çerçevesinde kalıcı bir ilke gibi görülmemelidir. Milletleri, ümmetleri meydana getiren ve medeniyetleri kuran insana, insanın dış dünyaya karşı gösterdiği tavır, blokların genel tavrını oluşturur. Yani İslam medeniyetinin fıtriliği ve yumuşaklığı ile, batının acımasızlığının temelinde yatan beşeri duyguları etkileyen ya da etkileyemeyen din ilkeleridir. Bize göre hadisimiz bu açıdan köklü mesajlar ihtiva etmektedir.
Doyumsuzluk
Hadisimiz, sevgili Peygamberimizin, bazı gerçekleri benzetmelerle anlatma, çevresindekileri ve dolayısıyla ümmetini eğitme uygulamasının belgelerinden biridir. Efendimiz, burada mal ve mevki yanı servet ve şöhret kazanma hırsının, kişinin dinine ve insani davranışlarına yapacağı etkiyi çok canlı bir teşbihle dile getirmektedir. Bu teşbih, aynı zamanda o dini benimseyenlerin toplum yaşantısına aksedecek zararı da ifade etmektedir. Mal ve mevki edinme hırsının iki aç kurda benzetilmesi; bu iki duygunun birbirinden geri kalır hiçbir yönünün bulunmadığını anlatmaktadır. Zira aç kurtlar, sürüye aynı hizada giderek birlikte saldırırlar. Asla peş peşe gitmezler. Zira arkadaki aç kurdun, öndekini yeme tehlikesi vardır. Zaten “kurtlukta kanun, düşeni yemektir.” Mal ve mevki hırsının dine vereceği zararın, iki aç kurdun sürüye vereceği zarara benzetilmesi ve onunla mukayese edilmesi, konuyu bütün acılığı ve açıklığıyla ortaya koymaktadır. Zira, sürüye dalan aç kurt, karnını doyuracak kadarla yetinmez, mani olunmazsa bütün sürüyü mahveder. Tecrübe, sürüye dalan kurdun 100 koyuna kadar zarar verebildiği noktasındadır. Çünkü o, öyle bir doyumsuzluk içindedir. Bu sebeple de acımasızdır, öldürücüdür, bitiricidir. “Zararı asla ihtiyacı ile sınırlı değildir. “Kurt dalmış sürü” başlı başına bir elem konusu, büyük bir zarar tablosudur.
Din’in koyun sürüsü konumunda gösterilmesinin hikmeti de herhalde, sırf faydadan ibaret olmasındandır. Koyun’un kurt’a verebileceği bir zarar olmadığı gibi, kuralları içinde yaşanan din de sahibine asla zarar vermez; aksine tam fayda temin eder. Ancak duygular, özellikle de mal ve mevki hırsı, insanı her türlü beşeri ve vahyi sınırları aşmaya, başkalarına tahakküm etmeye, ezmeye, sömürmeye götürür. Böyle bir doyumsuzluk tabiatıyla önce kişinin sahip olduğu inanç sistemine zarar verir ve kişiyi de her iki dünyada büyük sıkıntılara sokar.
Hırsa kapılmamak
Dinimizde çalışma ve kazanma teşvik edilmiştir. Ancak hırsa kapılmadan ve helal sınırlarını açmadan... Mal, insana güç ve itibar kazandırır. Bunun verdiği güçle kişi, başkalarından farklı olmak ve bir noktada istediğini yapmak, öteki duygularını da tatmin etmek diler. İş bu noktaya gelince, servetin yani iktisadi gücün ne ile tatmin olacağını kestirmek mümkün olmaz. Helal-haram her şey birbirine karışır. Dolayısıyla din disiplini, insani çerçeve bozulur. Mal, mevki ve makam kazanma uğrunda, gereksiz yollarla harcanabilir. Bu da toplumda daha büyük kötülüklere ve duygularda daha derin aşınmalara vesile olur.
Aynı olumsuz gelişme, mevki ve makam hırsında da görülür. Zira fert, fiziki, ve ruhi kişiliği açısından değil, içtimai kişiliği noktasından yoğun şekilde tehlike ile baş başadır. Bulunduğu çevrede elde edeceği itibar, insanı kötü şekilde davranışlara iter. Kredi, prestij, itibar adına fevkalade sakıncalı yollara baş vurulur. Mürailik, dalkavukluk, yağcılık, rüşvet gibi duygusal ve ekonomik her türlü yanlışı mevki hatırına mubah sayacak bir insan, bir anlamda gizli bir şirk içine de düşmüş demektir. Böylece din de artık böylesi kişinin hayatından çekilmiş, sadece aksesuar olarak kalmış olur.
Bu ise, tam anlamıyla bir bitiştir.
Hubb-i Câh
Eskilerin “hubb-i câh” dedikleri mevki-makam sevgi ve hırsı, kaybedildiğine göre, sıddıkların bile gönlünden çıkan en son duygu imiş. O yüzden Efendimiz, inananların dikkatini mal ve mevki üzerine çekmiş, böylece hem mü’min gönüllerin mutluluğunu hem de müslümanların öteki milletlerden farklı olmaları gereken en belli başlı noktayı belirlemiştir.
Bunun ne kadar böyle olduğunu son yıllarda uzak-yakın çevremizde yaşadığımız dünya çapındaki olaylarda açık-seçik görmüş bulunmaktayız. Çıkarcı, emperyalist, sömürücü batılının, tüm dünya milletlerine her türlü insanlık kaygılarından uzak, sadece kendi gücünü ve iktidarını isbat için uyguladığı kültürel ve silahlı baskılar, açtığı harbler, aç kurtların, koyun sürüsüne verdiği zarardan ve meydana getirdiği yıkımdan daha da korkunçtur.
Bu gün
Sistemler, çıkar ve hakimiyet teorileri üzerine kurulmakta, senaryolar, güçlünün haklılığı ve üstünlüğü adına yazılmakta, ekranlar olayları bu yorumla sunmakta... Bugün dünya imkanlarıyla bile doymayacak bir süper güç ile karşı karşıya isek, bunun temelinde insanın doyumsuz mal ve mevki edinme hırs ve duyguları yatmaktadır. Tabiatıyla sessiz çığlıklarla insanlık, kendisine insanlığı hatırlatacak İslam’ı çağırmaktadır.
İslam ülkelerindeki dağınıklık, kopukluk ise, yine aynı duyguların bir başka çerçevede ön plana çıkmasından ileri gelmektedir. Müslüman ülke yönetimleri, dahildeki mevki ve ekonomik imkanlarını dıştaki ve kendilerinden çok daha güçlü yönetimlerin desteğinde ve gölgesinde görüp onlara yaranma tavırları sergilemekte, böylece de tam anlamıyla bir iflası yaşamaktadırlar. Siyasal ikbal adına mandacı yaklaşımlara iltifat etmek, öz değer adına hiçbir şey bırakmadığı gibi, belli sınırlarda her hangi bir özgürlük çeşidini yaşama imkanı da koymamaktadır. Zira kredi almaya alışan, emir almaya da alışacaktır. Siyasal destek alma durumunda kalan, büyük bedeller ödemeye hazır olmak zorundadır. Milletlerin milli değerleri ve özellikleri herhalde ancak bu yolla millilikten uzaklaştırılabilecektir. Bu ise, tam bir kaostur ve yokluğa rızadır.
Netice olarak hadisimiz, mal ve mevki düşkünü kişinin dinine vereceği zararın, iki aç kurdun bir koyun sürüsüne vereceği zarardan çok daha ağır olacağını, fevkalade canlı bir teşbihle anlatarak, insanımızın ve dünyamızın yaşadığı acı gerçeğe bütün boyutlarıyla ve temelden ışık tutmaktadır. Buna göre gerek fert, gerek toplum, gerekse ümmet olarak duygular dünyamızı yeni baştan gözden geçirmek gerekmektedir. Zira yaşanan acılar, özelde yeterince İslam şefkatiyle eğitilememiş duygu ve düşünce sahiplerinin, genelde İslam’dan mahrum gönüllerin eseridir.
Prof.Dr.İsmail Lütfi ÇAKAN
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
22.02.2008, 19:56
#
1
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
dilaram
,
leys
,
monaroza
,
tÜrkÜ
ebu mus'ab
Açık Profil bilgileri
ebu mus'ab - Özel Mesaj gönder
ebu mus'ab - Daha fazla Mesajını bul
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat:
11:19
.
-- Deutsch (Sie)
-- Türkçe
İletişim
-
Hak-dilaram
-
Arşiv
-
Yukarı git
Powered by: vBulletin Version 3.7.2 (Türkçe)
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bazaar Desings
Page generated in
0,27401
seconds with
14
queries