| Üyeliği kapalı (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 23.07.2007
Mesajlar: 237
Teşekkür etti: 282
Teşekkür aldı: 182 konuda 533 kere
| M. Fatih Kaya: Ebû Ğudde hocayı kendi dönemindeki hocalarla karşılaştırırsanız…
Selman Nedvî Hoca: Keskin zekâlı ve ilminde mütkin bir zat idi. Ulûmü'l-Hadisle ilgili her şey ezberindeydi. Ulûmü'l-Hadisin inceliklerini biliyor, bu ilimle ilgili yeni tespitler yapıyor ve ince noktaları yakalıyordu. Her sözcüğün zaptını dakik ve muhkem olarak yapardı. Bu sahada gerçekten yed-i tûlâ sahibi idi. Muhtelif ilimlere vakıf idi. Edîb, nahivci, muhaddis, fakih, usûlcü, düşünür, davetçi ve Şam İhvanü'l-Müslimîn'inin mürşidi idi. İlimle İslâm terbiye ve tezkiyesini, takvayı kendisinde cemetmişti. Bütün bu vasıfları kendisinde cemeden âlimlerin sayısı çok azdır.
Talha Hakan Alp: Abdülfettâh Ebû Ğudde (rh.a) hocanın sûfî tarikatlarla irtibatı var mıydı?
Selman Nedvî Hoca: o, mizaç ve zihniyet olarak sûfî bir insan olmakla birlikte herhangi bir şeyhe ya da tarikata bağlı olup olmadığını bilmiyorum. Bize böyle bir şeyden sözetmedi. Fakat o, sâlih sûfîlere has güzel hasletleri, sâlih amelleri, zühdü ve takvası çok yoğun biriydi. Arınmış tasavvuf, onun şahsiyetinde temessül etmişti.
M. Fatih Kaya: Şeyh Mabed Abdülkerim aslen Mısırlı mıydı?
Selman Nedvî Hoca: Evet, Mısırlıydı.
M. Fatih Kaya: Hayli yaşlanmış olmalı.
Selman Nedvî Hoca: O zaman yaşlıydı. Uzun süredir görüşmedim.
Talha Hakan Alp: Şeyh Ebu'l-Hasen en-Nedvî ile alâkanız nasıldı?
Selman Nedvî Hoca: Şeyh Ebu'l-Hasen en-Nedvî benim dedemdir. Annemin amcasıdır. Onun kucağında yetiştim.
Talha Hakan Alp: Bir âlim, bir mürşid, bir eğitimci ve bir davetçi olarak Şeyh Ebu'l-Hasen en-Nedvî…
Selman Nedvî Hoca: Şeyh Ebu'l-Hasen en-Nedvî (rh. a), muhtelif ilimlere, Arap dili ve edebiyatına, tefsir ve Kurân ilimlerine vâkıf bir insandı. O zaman ilmî çevrelerde çok meşhur ve tanıdık olan, Kur’ân müfessiri Şeyh Ahmed Ali el-Lâhôrî'den okumuştu. Şeyh Ebu'l-Hasen en-Nedvî Şeyh Ahmed Ali el-Lâhôrî'den tefsir ve Huccetüllâhi'l-Bâliğa okudu. Nedvî hoca, Kur’ân-ı Kerim'e vâkıf olduğu halde bir Kur’ân tefsiri yazmadı. Şayet bir tefsir yazmış olsaydı şüphesiz önemli bir tefsir olurdu.
O daha çok fikriyatla meşgul oldu. O düşünür ve tarihçi bir âlimdi. Hadis üzerine çalışması olmamakla birlikte hadîs-i şerîf sahasında hocalar hocası kabul edilen Şeyh Haydar Hasan Halid'den ve Dyobend'deki Ahmed el-Medenî'den hadis eğitimi aldı. Onun en çok önem verdiği ilimler Kur’ân-ı Kerîm, İslâmî edebiyat, İslâm düşüncesi, târih ve İslâm davetidir. O bu alanlarda mütehassıstı. Zaten eserlerinde de onun bu çok yönlülüğü net olarak gözükür. O vâiz, hatırlatıcı, davetçi, hatip ve düşünür olarak İslâm âlemini dolaşırdı.
Hindistan'daki faaliyetlerine gelirsek, et-Ta‘lîmü'd-Dînî (Dînî Eğitim) Komisyonu ve Müslümanlar İçin Ahvâl-i Şahsıyye Komisyonu'nun başkanıydı. Bu ikincisi Hindistan'daki farklı mezheb, meşrep ve mesleklerden tüm cemaatlerin, örgütlerin ve kurumların katıldığı bir komisyondur. Bu birleştirici, şemsiye teşkilatın başkanıydı. Aynı Nedvetü'l-Ulemâ başta olmak üzere birçok ilmî akademinin ve enstitünün başkanlığını yapıyordu.
Hakikaten Nedvî hoca, hayatının son zamanlarında Hint Alt Kıtası ve İslâm âleminde âlimler ve avam için bir otorite olmuştu.
Ömer Faruk Tokat: Bildiğimiz kadarıyla Nedvetü'l-Ulemâ kurulurken geleneksel medreselerle üniversiteleri birleştiren bir eğitim programını uygulamayı hedeflemiştir. Bu doğru mu?
Selman Nedvî Hoca: Önce Nedvetü'l-Ulemâ Hareketi kuruldu daha sonra da Dâru'l-Ulûm. Nedvetü'l-Ulemâ (diğer adıyla Meclisü'l-Ulemâ) kurulduğunda bu harekete bütün cemaatlerin, grupların ve mezheplerin âlimleri katıldı. Hareketin içinde Hanefî ve Şâfiî mezhepleri âlimleri, Ehl-i Hadis âlimleri, Birelvî ve Diyobend âlimleri vardı. Hepsi bu islâmî hareketin içinde toplanmışlardı. Hareket kurulurken farklı cemaat ve mezhepleri sahada birleştirmeyi hedefledi. Çünkü o günlerde mezhep, grup ve sınıf çatışmaları çok yoğundu. Bu sebeple hareket, cemaatler arasındaki bu çatlağı tamir etmek istiyordu. Bu, Nedvetü'l-Ulemâ'nın bir tarafı.
Diğer taraftan Nedvetü'l-Ulemâ, islâmî medreselerdeki eğitim programlarını ıslah etmek ve modern islâmî üniversite ve okullarla arasındaki uçurumu kapatmak için kurulmuştur. Yani hareket, modern bilimleri de kendi programına katacak bir metot hedeflemiştir.
Üçüncü bir husus, Nedvetü'l-Ulemâ, Arapçayı klasik ve antik bir dil olduğu kadar yaşayan bir dil olarak da öğretmeyi hedeflemişti. Talebeler bu dille konuşmalı, yazmalı ve basın dili olarak kullanmalıydı. Nedvetü'l-Ulemâ bu hedefine ulaştı. Harekete bağlı olan Dâru'l-Ulûm, el-Ba‘sü'l-İslâmî ve er-Râid dergilerini çıkardı. O zamanlar Arapça dergi sayısı çok azdı. Sadece Mısır'da birkaç dergi ve gazete çıkıyordu.
Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkelerinde bir basın-yayın hareketi yoktu. Bu yüzden Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Kuveyt'teki insanlar el-Ba‘sü'l-İslâmî dergisinin yeni sayısını sabırsızlıkla beklerdi. Bu ülkelerdeki âlimler bu dergiyi insanlara dağıtıyordu. Dergi bu derece insanların ilgisine mazhar olmuştu. Basın o zaman da çok güçlüydü. el-Ba‘sü'l-İslâmî dergisi de gücünü göstermiş ve Arap milliyetçiliğine şiddetle karşı koymuştu. O kadar ki Hindistan'daki ajanlar derginin müdürü Üstad Muhammed Hasenî (rh.a)'i sürekli takip ediyordu. Mısır elçiliği Hindistan hükümetinden dergiyi kapatmasını istedi. Çünkü Mısır Arap milliyetçiliğinin merkeziydi.
Nedvetü'l-Ulemâ'nın bir diğer hedefi de toplumu islah etmek ve Müslümanlara Hinduizm'den bulaşan âdet ve uygulamaları ortadan kaldırmaktı |