Bayrak
6 Recep 1429
09 Temmuz 2008, Çarşamba
6 Recep 1429
09 Temmuz 2008, Çarşamba
Ayet
Ey iman edenler! Allah’tan korkun, herkes yarına ne hazırladığına baksın.
Haşir-18
hadis
Allah’ım! Recep ve Şâbânı hakkımızda mübarek kıl, bizi Ramazan’a kavuştur.
Müsned

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 16 (3 Kayıtlı ve 13 Misafir) bulunmaktadır.

Online  dilerim, murat23 mesutizm


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee
Tekil Mesaj gösterimi
İmran
Üyeliği kapalı
(Konuyu Başlatan)
 
Üyelik tarihi: 23.07.2007
Mesajlar: 237


 
 
Teşekkür etti: 282
Teşekkür aldı: 182 konuda 534 kere
Talha Hakan Alp: Diyobendîlerle ilişkiler nasıldı?

Selman Nedvî Hoca: Diyobendîler başlangıçta Nedveti'l-Ulemâ'yı modern üniversite akımına kapılmış modernist bir hareket olarak görüyordu. Yani böyle zannediyorlardı. Bu yüzden harekete uzaktılar. Ama sonraları, özellikle Şeyh Ebu'l-Hasen en-Nedvî (rh. a) döneminde yaklaştılar. Şeyh Ebu'l-Hasen en-Nedvî Diyobend'in ve Diyobend'e bağlı diğer medreselerin şûrâ meclisi üyesidir.

Nedvî hoca, Câmi‘atü Diyobend ile Câmi‘atü Nedvetü'l-Ulemâ arasındaki buzları eritmişti. Öyle ki bu iki kurum kardeş olmuştu. O zamandan beri bu iki yapı arasında bazı müfredat ve yöntem farklılıkları dışında herhangi bir ayrılık yoktur.

M. Fatih Kaya: Altkıta'da Şeyh Ebu'l-Hasen en-Nedvî ve Şeyh Binnûri kuşağından yani onların çapında kimse kaldı mı?

Selman Nedvî Hoca: Onların çapında olduğunu söyleyememekle birlikte, onların yöntemiyle yürüyen sağlam ve iyi hocaların var olduğunu söyleyebiliriz. Ancak dediğimiz gibi o seviyede değil. Bu seviyeye ulaşmak kolay değildir. Bu seviyedeki şahsiyetler asırda bir geliyor.

M. Fatih Kaya: Mesela bugün Altkıta'da islâmî konular ve fetvâlarla ilgili bir otorite olarak kime başvurabiliriz.

Selman Nedvî Hoca: Böyle bir tek şahıstan sözedemeyiz ancak orada İslam Fıkıh Konseyi var. Güvenilir sağlam bir kurum. Buraya 250 âlim aktif katılımda bulunuyor. Her yıl bir sempozyum düzenleyerek yıl boyunca kendilerine arzedilen muhtelif meselelerin ve modern durumların müzakeresini yapıyorlar. Modern durumların İslam fıkhındaki yerini tartışıp fetvalarını yayınlıyorlar.

Talha Hakan Alp: Bu konseyde Diyobendîler de var mı?

Selman Nedvî Hoca: Tabii ki… Çoğunluğu Diyobendîler oluşturuyor. İslâm Fıkhı Konseyini Eş-Şeyh Mücâhidü'l-İslâm kurmuştur. Vefat etti… Allah rahmet etsin. Yerine eş-Şeyh Halid er-Rahmânî'yi bıraktı. Halid er-Rahmânî ile birlikte müftü ve fukahâdan oluşan bir konsey.

Talha Hakan Alp: Diyobend medreselerinin daha ziyade davet alanında temâyüz etmiş Nedvetü'l-Ulemâ'dan ilim ve araştırma açısından daha ileri olduğu söyleniyor.

Selman Nedvî Hoca: Eskiden yani yaklaşık yirmi sene öncesine kadar böyleydi. Yani daha ziyade Arap dili, tarih ve siyer-i nebî'ye önem verilirdi. Tefsir, hadis ve fıkıhta tahassus yapan azdı. Ancak bu son 20 yılda büyük değişiklikler oldu. Nedvetü'l-Ulemâ, Diyobend'den daha çok ilmî araştırma çıkardı. Öğrencilerin el-fadile (master) seviyesinin son senesinde tefsir, hadis ve fıkıh sahalarında önemli tezler yaptılar.

Talha Hakan Alp: Türkçe dergilerin birinde okumuştum. Ebu'l-Hasen Ali en-Nedvî hoca, Müceddidî Tarikatı'na müntesip olduğunu söylüyordu.

Selman Nedvî Hoca: Şeyh Ebu'l-Hasen en-Nedvî Ricâlu'l-Fikri ve'd-Da‘ve adlı kitabının bir cildini el-İmâm es-Serhendî'ye, bir cildini de el-İmam Veliyyullah ed-Dihlevî'ye tahsis etmiştir. Metottan bahsederken "Veliyyullah ed-Dihlevî'nin metodu, metodumuzdur" derdi. El-İmâm es-Serhendî (rh.a.) dörtbaşı mamur bir yöntem ortaya koymamıştı aksine o bütün gayretini Ekber Şah döneminde ortaya çıkan itikâdî sapmalara karşı mücadeleye sarfetmişti. Bütün gayreti buydu. el-İmam es-Serhendî'nin hayatı, Son Peygamber'in yoluna hizmet etmek ve Ekber Şah ve adamlarının ürettiği yeni dinin sebeb olduğu irtidat faaliyetlerine karşı direnmekle geçti.

el-İmam ed-Dihlevî'ye gelince, o islâmî ilimlerin müceddidi idi. Kur’ân-ı Kerîm'i tercüme etmiş, hadîs-i şeriflere şerh çalışmaları yapmış ve islâm akîdesiyle ilgili eserler vermiştir. Huccetüllâhi'l-Bâliğa fî Esrâri'ş-Şeri‘ati'l-İslâmiyye ve Sâlihihâ'yı telif etmiştir.

Veliyyullah ed-Dihlevî, bir ilim devidir; el-İmâm es-Serhendî ise sancılı bir kriz döneminde ümmeti ıslah eden bir tasavvuf devidir. Dolayısıyla aralarında büyük fark vardır. Alt kıtadaki bütün islâm medreseleri el-İmam ed-Dihlevî'ye müntesiptir.

Talha Hakan Alp: İlmî bir intisaptan mı sözediyorsunuz?

Selman Nedvî Hoca: ilmî ve tasavvufî intisap.

Talha Hakan Alp: Yani el-İmam Veliyyullah ed-Dihlevî de sûfî bir zattı.

Selman Nedvî Hoca: Tabii ki… Tasavvufla ilgili derin yazıları vardır.

Talha Hakan Alp: Yani postnişin sahibi miydi? Şeyh ve mürşid miydi?

Selman Nedvî Hoca: Evet büyük bir mürşid idi.

Talha Hakan Alp: Mücedddidî tarikatına mı müntesipti?

Selman Nedvî Hoca: Hayır, Nakşibendî idi.

Talha Hakan Alp: Şu an Hindistan'da Müceddidîler var mı?

Selman Nedvî Hoca: Hayır… el-İmâm es-Serhendî'ye müntesip pek kimse kalmadı. Bununla birlikte hemen her âlim el-İmâm es-Serhendî'ye müntesiptir. Kimse onun büyüklüğünü tartışmaz. Herkes onun yaptığı hizmetin büyüklüğünü takdir eder ve onu müceddid kabul eder. Ancak tasavvufî tarikat bağlamında müceddidî diyebileceğimiz önemli bir şahsiyet, büyük ve değerli şeyh Yakub el-Müceddidî'nin oğlu Şeyh Saîd el-Müceddidî'dir. Kendisi Bubal şehrindedir. Dâru'l-Ulûm Tâcu'l-Mesâcid'in başkanıdır. Son zamanlarda şöhreti hayli yükselmiştir. Çünkü babası Şeyh Yakub el-Müceddidî büyük bir şeyhti.

M. Fatih Kaya: el-İmâm es-Serhendî'nin kitaplarıyla meşgul olan birinden âlemin kayyumiyeti düşüncesini dinlemiştim.

Selman Nedvî Hoca: Ulemâ bu tür yaklaşımları kabul etmemiş, bu konulara dalmamış ve meşgul olmamıştır.

M. Fatih Kaya: Mektûbat'ta da bu tür şeyler var.

Selman Nedvî Hoca: el-İmâm es-Serhendî'nin Mektubatı'nı uzun uzadıya tetabbu etmedim. Bu tür konularla meşgul olmamak gerekir. Çünkü bunlar zihinleri karıştırır. Açık ve net olan Kitap ve Sünnet yoluna ve ümmetin icmâına tâbi olunmalıdır. Bu tarz konuları Merakeşli ya da Endonezyalı bir âlime arzettiğimde şaşırıyorlar… Bu tarz konulara girmek yerine dinin maruf ve açık olan hususları anlatılmalıdır.

Ömer Faruk Tokat: Ümmetin ciddi bir kriz, bir sarsıntı yaşadığı, hilâfetin zayıfladığı ve emperyalist kuşatmanın yaşandığı o sancılı dönem olan 19. Yüzyılda Altkıta'da geleneksel ilmî medreselerin, hadis konusunda mütehassıs âlimlerin ve bir ilmî hareketliliğin başka hiçbir bölgede olmadığı kadar yoğun olduğunu görüyoruz. Altkıta Müslümanlarının bu ayrıcalığının sebebi nedir?

Selman Nedvî Hoca: Allah'a hamdolsun Hind Altkıtası bu yönüyle temeyyüz etti. Özellikle Abdülhak el-Muhaddis ed-Dihlevî'den ve el-İmam Veliyyullah ed-Dihlevî'den sonra âlimler İslâmî ilimlerin kaynakları, kitab ve sünnet üzerine yoğunlaştılar. Kütüb-i sitte bütün medreselerde okutulmaya başlandı. Kütüb-i sittenin medreselerde okutulması ulemâ ve talebe-i ulûma asâlet ve ihlâs verdi. Âlimler el-İmam ed-Dihlevî'nin hareketinden çok istifade etti. Dihlevî hareketi yönlendirici bir hareketti. İngilizlerin başkenti işgaliyle Hindistan'ın dâru'l-harbe dönüştüğü fetvasını el-İmam ed-Dihlevî eş-Şeyh Abdülaziz vermiştir. O bu fetvayı verdikten sonra davet çalışmalarıyla meşhur, el-İmam eş-Şehid İrfan b. Ahmed'in direniş hareketi ve cihad başladı. Peşaver'de kısa ömürlü bir İslam devleti kuruldu.


Çünkü devleti kuranlar, İngiliz işgaline karşı direnmek için önce Keşmir'e ardından Hindistan'a yöneleceklerdi. Ancak Malakot'a geldiklerinde karşılarında Sihleri buldular ve Sihlerle çıkan bu savaşta el-İmam eş-Şehid ve arakadaşı Şeyh İsmâil eş-Şehid şehit oldu ve bu hareket burada durdu ve bitti. Ancak bu direniş hareketi el-İmam Ahmed b. İrfan eş-Şehid'in halifeleriyle devam etti. Bu isimlerin hepsinin el-İmam ed-Dihlevî ile irtibatı vardır. Çünkü o el-İmam Veliyyullah ed-Dihlevî'nin oğlu Şeyh Abdülaziz ed-Dihlevî'nin halifesiydi. Yani el-İmam ed-Dihlevî hareketi, daha sonra el-İmâm eş-Şehîd'in hareketiyle, ardından da "İpek Mendiller Hareketi" diye adlandırılan Şeyh Mahmûd el-Hasen ed-Diyobendî hareketiyle devam etti. Bu harekete "İpek Mendiller Hareketi" deniliyordu. Çünkü hareket mensupları gizli haberleşme aracı olarak ipek mendilleri kullanıyordu. İpek mendillerin üzerine ancak sırrını bilenlerin okuyabileceği tarzda yazılar yazıyorlardı. Ancak bazı işbirlikçiler bu sırrı İngilizlere ifşa etmişti. Bunun üzerine Şeyh Mahmud Hasan ve Şeyh Ahmed el-Medenî tutuklanmıştı.

Ömer Faruk Tokat: Hocam, son olarak, bizim bir projemiz var. Muhammed Zahid el-Kevserî Projesi. Kevserî merhumun bütün eserlerini toplayoruz. Daha sonra bunları Arapça orijinal şekilleriyle ve Türkçe tercümeleriyle basacağız.

Selman Nedvî Hoca: Bu projeye ehemmiyet vermenizi ve en kısa zamanda bitirmenizi öneririm. Çünkü zaman çok hızlı ilerliyor ama islâmî çalışmalar yavaş gidiyor.

Ömer Faruk Tokat: Kimileri Şeyh Zâhid el-Kevserî (rh. a)'i "geleneği kutsallaştırmak"la itham ediyor.

Selman Nedvî Hoca: Sübhanellah! İlmî ve kültürel mirasımız tabii ki kutsaldır. Bu birikime kayıtsız kalmak mümkün değildir. Bu birikime önem vermeliyiz. Ancak bunu mezhep taassubunun içine düşmeden ve farklı mezheplerden istifade ederek yapmalıyız.

Ömer Faruk Tokat: Hocam çok teşekkür ederiz.

Selman Nedvî Hoca: Ben teşekkür ederim. Cezâkumullâhü hayran
eski 29.02.2008, 09:51 İmran isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #6
İmran isimli üye'ye teşekkür edenler
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:55 .