| Soruldu SORULDU:
Efendim ruhum kurban olsun. Şer'î hükümler birdir. Hakîkat kâbil-i taksim olmayan yine şeriatın kendisidir. Hakîkat, şeriat, tarîkat isimleri nereden çıkmıştır?
Neden zâhire hüküm verilir?
Bu hususta nefsimize nasıl itminan gelir? Terbiye-i nefs hakkında ad a'dâ aduvvike-l-lezî beyne cenbeyke " Sen en büyük düşmanını iki kürek kemiği arasında olanı bil. " mealindeki hadîs-i şerifin manasını bize ihsan buyurur musunuz? BUYURDU: ( es Seyyid eş Şeyh Abdulhakîm el- Hüseynî rahimehullah) Allah Teâlâ'nın kuluna hitabı üç mertebededir: a- İbadetin keyfiyetini beyan olarak muamele, cezalar, emanetler, miraslar ve bedene aid hitablardır. Bunun iç yüzüne şeriat denilir, dış yüzüne tarîkat denilir. b- Kalbe müteveccih olan hitablardır. İtikad, amel, ahlak gibi kalb ve dimağ terbiyesine müteveccih İlâhî hitablardır. Bunun da dış yüzüne şeriat , iç yüzüne de tarîkat denilir. c- Bir anda hem bedene, hem de bedenin iç yüzüne müteveccih olan hitablardır. Buna da hakîkat denilir.
Bazı meşâyıh birincisine beden terbiyesi , ikincisine nefs terbiyesi , üçüncüsüne kalb terbiyesi demişlerdir.
Beden, sûreti taksimle tahrib olsa bile kâbil-i taksimdir. İnsanın içi ise kâbil-i taksim değildir.
Binaenaleyh Ârif Sehreverdî ve Beyazıd-ı Bestâmî gibi zevat şöyle dediler: Men teşerra' ve lem yetesavvaf fekad tefesseka ve men tesavvaf ve lem yeteşerra' fekad tezendeka " Kim şeriatı tutup tarîkatı bırakırsa fâsık, kim de tarîkatı tutup şeriatı bırakırsa zındıktır. " yani şeriatın mücerred bir zâhirden ibaret olduğunu iddia eden fâsıktır; mücerred bâtın diye iddia eden de zındık ve münafıktır. zira birinci ve ikinci itibarla iç ve dış yüz birdir. ve men cemaa beynehumâ fekad tehakkaka " Kim ki şeriat ve tarîkatı birleştirdi ise şübhesiz o hakîkate kavuşmuştur. " buyurmuştur. Yani zâhir ve bâtın birdir.
Bir ağacın kökü var; yer altında damarları var; ve dalları var. Şeriat damarlar gibidir, tarîkat kök, hakîkat dal, meyvesi de ma'rifet gibidir. Hangisini ortadan kaldırırsan ağacın hepsi ortadan kalkar. Yahud şeriat beden, tarîkat kalb, hakîkat ruh, ma'rifet ise bunların müşahedesidir. Hadîs-i şerîfe gelince Şâh-ı Hazne bize sohbet etti şöyle buyurdular:
İnsanın nefsi faydalı olanı def, zararlı olanı celbeder. Kalb onun zıddını ister. Fakat sûreten gizli olan nefs gizlice birçok hileler yapar. Hadîs-i Nebevî de o iki kürek arasında gizlenmiş nefsinin düşmanlığı ve hilesi, şeriatı inkar eden kafir, inanmayan münafık, tatbik etmeyen fâsıktan daha fazladır. Ezcümle sıfatı kötülüğü emretmektir. O nefsi sıfatından çıkarıp itminan ve sukûnet sıfatına yönelmek gerekir. Bu nefs ıslah olmayınca, ma'rifetin ne olduğu bilinmez.
Nasıl ki hasta insana ne versen acı gelirse öylece nefse de İlâhî hitablar, emrler acı gelir. İtminan derecesinde nefs sıhhati bulur, sıhhat bulunca kendisi kendini muhafaza eder. Bu sayede Allah'ın ma'rifeti ona baş gösterir. Nefs bu saadete kavuşunca mü'min, kâmil ve salih olur. Ahirette de saîd olur. Edeble Varis Lutufla Donus |