ABDULHALIK GÜCDUVANİ (K.S.) VE HAFİ ZİKİR....
Yetişme çağında tahsil için Buhara’ya giden Abdülhàlık, şehrin önde gelen alimlerinden İmam Sadreddin’in yanında tefsir okurken. “Rabbine yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilin ki O haddi aşanları sevmez.” (A’raf 7/55) mealindeki âyetin yorumu sırasında buradaki “gizlilik”le ilgili bir tereddüdünü ifade eder. Şöyle ki: Eğer zâkir yüksek sesle zikreder veya zikir esnasında organlarını hareket ettirirse dua veya zikirden başkaları haberdar olur. Öte yandan sırf kalbiyle zikrederse bundan şeytan haberdar olur. Çünkü hadiste bildirildiğine göre şeytan insanoğlunun içinde damarlarındaki kan gibi akıp durmaktadır (Buhari, Ahkâm, 21), Gucdüvânî. bu durum karşısında âyetteki duayı gizlice yapma emrinin nasıl yerine getirileceğini, diğer bir ifadeyle zlkr-i hafînin nasıl uygulanacağını sorunca hocası Sadreddin, ilm-i ledünne ait olan bu meseleyi ileride ehlullahtan bir zâtın kendisine öğreteceğini söyler. Nitekim kısa bir müddet sonra. Gucdüvânî’nin Hâce Hızır diye andığı, doğumundan önce de kendisiyle ilgilenen Hızır gelerek ondan havuza dalmasını, suyun altında iken kelime-i şehâdeti tekrarlamasını ister ve ona zikf-i hafinin usulünü telkin eder. Aynı zamanda zikrin sayılarak yapılacağını belirten Hâce Hızır, böylece bütün Hâcegân’ın ve onlardan sonra Nakşibendîler’in benimsedikleri vukûf-ı adedî prensibini de ortaya koymuş olur (Reşehat Tercümesi, s, 30). Harîrîzâde, Gucdüvânî’nin suyun altında iken yaptığı zikir sırasında kendisinde el-cezbetü’1-kayyûmiyye denilen çok kuvvetli bir cezbe hâsıl olduğunu kaydeder (Tibyân, l, vr 378b).