7 Ramazan 1429
07 Eylül 2008, Pazar
7 Ramazan 1429
07 Eylül 2008, Pazar
Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.
Bakara-184
Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder.
Taberani
GİrİŞ Yap
Kullanıcı ismi:
Şifreniz:
Beni hatırla
...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz?
Hemen Üye Olun
Arama
Konu gösterimi
Mesaj gösterimi
Gelişmiş arama yap
Online Üye
Şuan Forumda: 30 (4 Kayıtlı ve 26 Misafir) bulunmaktadır.
Online
DeRCan
,
Mukarrebun
,
Payitaht
Dagistan
,
Konu
:
Siyer Okumaları Başladı ;) 22 Safer 1429
Tekil Mesaj gösterimi
azadeyim
fey-i zeval
Üyelik tarihi: 23.06.2008
Mesajlar: 1.978
Teşekkür etti: 754
Teşekkür aldı: 484 konuda 2.036 kere
Allah razı olsun yapılan yorumlar için şu an vaktim sınırlı olduğundan derinlemesine yazılanları okuyamadım
tekrar siteye bakınca okuyacağım inş...
benim etkilendiğim olay şuydu Fil Vak'ası;
"Hidâyet Güneşinin doğmasına az bir zaman kalmıştı. Kâbe'ye her taraftan insanlar akın akın gelip hac mevsiminde ziyâret ediyorlardı. Kâbenin bu kadar çok ziyaretçi toplamasını birtakım kimseler hazmedemiyor ve rahatsızlık duyuyorlardı. Bunlardan biri de, Habeş Melikinin Yemen valisi Ebrehe Eşrem idi.
Ebrehe, Kâbe'ye olan insan akınını önlemek için, Bizans İmparatorunun da yardımıyla önce San'a şehrinde Kulleys adında bir kilise yaptırdı. İçini büyük masraflar sonucu altın ve gümüşle süsledi. Dışını çeşitli yerlerden getirttiği son derece kıymetli taşlarla donattı. Öyle ki, o anda yaptırdığı kilisenin bir benzeri başka bir yerde yoktu.
Bu süs ve tezyînat ile, Ebrehe, güyâ halkı buraya celbedecekti. Dolayısıyla Kâbe'ye karşı gösterilen muazzam teveccühü aklınca kırmış olacaktı."
Kulleys'in Kirletilmesi ve Ebrehe'nin Kararı
Ebrehe'nin, Kâbe'ye olan teveccühü kırmak niyetiyle muhteşem bir kilise yaptırdığı Araplarca da duyulmuştu. Bu arada Kinane kabilesinden Nevfel adında biri, bu kiliseyi kirletmeyi aklına koydu. Bir gece yarısı giderek Kulleys'in içini, dışını pisliğiyle kirletti. Sonra da kaçıp memleketine döndü. Bu hâdise, insanların Kâbe'ye teveccühünün devam etmesinden fazlasıyla öfkelenmiş bulunan Ebrehe'yi bütün bütün çileden çıkardı.
Hâdiseyi Araplardan birinin yaptığını da öğrenince,
"Araplar bunu Kâbe'lerinden yüz çevirttiğim için yapıyorlar. Ben de onların Kâbe'sinde taş üstünde taş bırakmayacağım"
diye yemin etti.
Sonra da Kâbe'yi yıkmak gayesiyle Mekke üzerine yürümeye hazırlandı. Habeş Necaşîsinden "Mahmud" adındaki meşhur fili istedi. Ebrehe ordusunu hazırladı. Mekke'ye doğru yola çıktı.
Ebrehe ve Abdülmuttalib
"Ebrehe, bir elçi ile Kureyşlilere şu haberi gönderdi:
"Ben sizinle harbetmek için değil, şu mâbedi yıkmak için geldim. Eğer bana karşı koymazsanız, kanınızı akıtmaktan vazgeçerim. Şâyet, Kureyş kabilesinin reisi benimle harb etmek istemiyorsa, yanıma kadar gelsin."
Kureyş Reisi Abdülmuttalib'in elçiye cevabı şu oldu:
"Allah adına yemin ederiz ki, biz kendisi ile harb etmek istemiyoruz. Zaten buna gücümüz de yetmez. Yalnız, bu mâbed Allah'ın evidir. Onu yıkılmaktan ancak Allah koruyabilir. O kendi mukaddes beytini muhafaza etmezse, bizde Ebrehe'yi bu hareketinden vaz geçirecek güç ve kuvvet yoktur."
Karşılıklı bu konuşmadan sonra Abdülmuttalib, elçi ile birlikte Ebrehe'nin yanına vardı.
Abdülmuttalib isteğini belirtti:
"Askerlerin, iki yüz devemi almıştır. Arzum, develerimin iadesidir."
Ebrehe, bundan pek hoşlanmadı ve alaylı bir tavırla,
"Seni görünce büyük bir adam zannetmiştim. Konuşmaya başlayınca pek de öyle olmadığını anladım. Ben senin ve atalarının tapınağı olan Kâbe'yi yıkmaya gelmişken, sen ondan söz etmiyorsun da, aldığım iki yüz deveden bahsediyorsun"
diye konuştu.
Abdülmuttalib, Ebrehe'nin alaylı tavrına aldırmadan,
"Ben develerimin sahibiyim. Kâbe'nin de bir sahibi ve koruyucu vardır. Elbette onu koruyacaktır"
diye karşılık verdi.
Bu sözler Ebrehe'yi hiddete getirdi ve şöyle konuştu:
"Onu bana karşı kimse koruyamaz!"
Abdülmuttalib yine sözün altında kalmadı ve,
"Orası beni ilgilendirmez. İşte sen ve işte O!"
dedi.
Karşılıklı bu konuşmalardan sonra, Ebrehe, Abdülmuttalib'in gasbedilen develerini geri verdi. Abdülmuttalib ordugâhı terk ederek Mekke'ye geldi ve olup bitenleri Kureyşlilere anlattı. Ayrıca iki yüz deveyi de Allah için kurban etmek üzere işâretleyerek serbest bıraktı.
Rabbe sığınış içten yakarış ve teslimiyet...
"o kendi evini korur "evet korudu
Ordu Harekete Hazır, Fakat...
Ertesi günün sabahı idi. Mekke üzerine yürüyüp, Kâbe'yi yerle bir etmek için Ebrehe ordusunda hazırlık tamamdı. Ordu bir tek işâret beklemekte idi. Tarih, Milâdî 571, 17 Muharrem Pazar günü...Ordu hareket edeceği sırada, Ebrehe'ye kılavuzluk görevini üzerine almış bulunan
Nüfeyl bin Habib adındaki adam, büyük fil Mahmud'un kulağına eğilerek şunları fısıldadı:
"Çök Mahmud! Sağ sâlim geldiğin yere dön. Sen, Allah'ın mukaddes saydığı beldedesin!"
Bu sözleri söyledikten sonra da koşarak bir dağa sığındı. Nüfeyl'in bu sözleri üzerine, o heybetli fil birden bire çöküverdi. Kaldırmak için her tedbire başvurdular, fakat bir türlü muvaffak olamadılar. Yönünü Yemen'e doğru çevirdiklerinde koşuyor, Şam'a doğru çevirdiklerinde yine koşuyor, doğu tarafına yönelttiklerinde aynı şekilde durmadan koşuyordu.
Ancak, yüzünü Mekke'ye doğru çevirdiklerinde, âdetâ bacaklarındaki kuvvet birden bire çekiliveriyor ve Mahmud çöküveriyordu.
Bu heyecanlı anda, kimsenin fil-i Mahmud'un bu hareketine akıl erdiremeyip düşündüğü sırada,
Cenâb-ı Hak, celâl ile tecelli etti ve Kur'ân'da "Ebabîl" diye adlandırılan kuşları deniz tarafından Ebrehe ordusunun üzerine salıverdi. Kırlangıçlara benzeyen bu kuşların herbiri, biri ağzında, ikisi de ayaklarında olmak üzere nohut veya mercimek tanesi büyüklüğünde üçer taş taşıyordu. Bu taşların isabet ettiği her asker, anında yerde debelenip, ölüveriyordu.
Taş yağmuru ile karşı karşıya kalan askerler şaşırıp kaldılar. Bir anda karargâh, yıkılan, yere serilen insan ve hayvanlarla doldu. Kendilerine taş isabet etmeyenler ise, kaçışmaya başladılar. Ebrehe de o anda canlarını zor kurtaranlar arasında idi. Fakat, aldığı bir taş yarası ile sonradan o da arzusuna muvaffak olamadan ölüp gitti. "
SubhanAllah dedirtiyor insana...
bu hadiseyi okuyunca emin olmanın ne demek olduğunu daha
iyi anladım...
ben beni yaratanı biliyorum onun neye sahip çıkacağını koruyacağını biliyorum gücünü kuvvetini kudretini idrak edebiliyorum ve hiç birşeyden korkmuyorum korktuğum yalnızca kendi irademin eline bırakılmış olanlar ve ben kendimden mesulum...( kendi malımı düşünürüm...orası Rahmanın
evidir ve koruyacak olanda kendisidir gücü kuvveti ,kudreti sonsuzdur..) deyip Rahmana teslimiyeti derinden hissetmek,kendi acizliğini bilerek Yaradana sığınmak...
daha yazılacak çok şey var yazacağız inş...
__________________
Neylesin can âlemde yok ise canan...
04.03.2008, 05:52
#
75
azadeyim isimli üye'ye teşekkür eden 10 üye:
#cahid#
,
dilerim
,
diyarbekrî
,
Ebu-zer
,
kelimat
,
leys
,
monaroza
,
nesimi
,
nurgül
,
Ummu Seleme
azadeyim
Açık Profil bilgileri
azadeyim - Özel Mesaj gönder
azadeyim - Daha fazla Mesajını bul
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat:
19:13
.
-- Deutsch (Sie)
-- Türkçe
İletişim
-
Hak-dilaram
-
Arşiv
-
Yukarı git
Powered by: vBulletin Version 3.7.2 (Türkçe)
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bazaar Desings
Page generated in
0,26397
seconds with
13
queries