11 Şevval 1429
11 Ekim 2008, Cumartesi
11 Şevval 1429
11 Ekim 2008, Cumartesi
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 50 (11 Kayıtlı ve 39 Misafir) bulunmaktadır.

Online   DuaLar, koylu, muhakematçı, RaBi_a, sevva Dagistan, Hak-dilaram, mesutizm
Tekil Mesaj gösterimi
Hak-dilaram
Hademe
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.676




Teşekkür etti: 11.120
Teşekkür aldı: 4.997 konuda 25.484 kere
kucult  büyük
İslâmî endişeler taşıyarak birçok badi¬releri atlatan ve belli bir tahsil derecesine gelmiş bulunan, ancak örtünme yüzünden tahsilini yarıda bırakmak zorunda kalanlar var. Bu durumda olan kızlarımıza İslam ne gibi çıkış yolları göstermektedir?

İslâmî endişeler taşıyan genç evladlarımızın, İslamî yaşamak arzusuna mebnî, dinlerinden taviz vermemeleri gerekir. Meşrû hak¬larını, yine meşrû bir sûretle aramaları ve erkeklerin de onların bu mukaddes ve üstün davalarına meşrû yollarla yardımcı olmaları gerekir. Elbette bütün hayat ölçüleri dinden alınır. Dînî yasaklardan sakınmak gerekir.

Bu hu¬susta en büyük ölçü, en büyük rehberimiz, Allah Teâlâ´nın Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem, en veciz ve en hikmetli sözle yol göstermiştir. Size bir şey emrettiğim za¬manda gücünüz yettiği kadar ona gelin (yapın. Amma) Bir şey yasakladığım za¬manda da derhal ona son verin. buyur¬muştur. Bir menhiyatı işlemekle, bir emr yeri¬ne getirilemez. Hanefî uleması bu hadîsi şe¬rîften, takrîbî olarak otuz kaide iktibas etmiş¬lerdir. EI-Eşbah venNezâir adlı kitabın şerhine ve usul kitablarına müracaat edilebilir. Onlardan biri de: Bir mefsedet, bir maslahat karşı karşıya gelip muaraza ettiğinde, her hâlukârda mefsedetin define çalışılır. Çünkü şer'i şerîf, şerî emrden daha ziyade, şerî nehiylere itina göstermiştir. İbnu Nuceym diyor ki: Elbette Allah Teâlânın yasakladığı bir ya¬sağı terketmek, cin ve insanların ibadetinden daha üstündür. Görülmez mi, bir kadına gusletmek vacib olduğu takdirde kapalı bir yeri bulamazsa, farz olan guslünü tehir eder. Çünkü kadın, avret olduğu münasebetiyle, bedenini açması, o halde kalmaktan daha ağırdır.

Ar...

Hamevî diyor ki: Bu, ağlâbî bir kaidedir.

Kızlarımızın fazla ilmi tahsil etmek için, menhiyatı irtikab etmeleri tercih edilmez. Menhiyatı terk etmek gerekir. Kaidelerin biri de şudur: Zarar, misliyle defedilemez; zararın define çalışılır.; Zaruretler ihtiyaçla sınırlandırılır. Kırık veya yara¬yı sarmakta, sağlam yerler ihtiyaç kadar sarı¬lır. Avret mahallini tedavi eden tabib, ihtiyacdan fazla bakamaz. Devlete başkaldıran müslüman buğat, edeblendirilir; amma kafir¬lerle onları edeblendirmek yani üzerlerine saldırtmak caiz olmaz. Buna binaen diyebi¬liriz ki: Mahremsiz kadın, seferle cehalet za¬rarını defedemez; başörtüsünü kaldıramaz. Doğrusu, modern cehaletle vahşet cehaletini def edemez.

İslam dîni, imandan sonra en çok ilme önem vermiştir. İslam dînine göre kadın ve erkeğin, umûmî veya husûsî olarak ilmi tahsil etmeleri, dînî bir vazifedir. Fakat zamanımızda kadınların ilmi tahsil etmeleri, birçok ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de müşkül duruma düşmüştür. Mesela,

1. "Kadının ilim tahsili, günümüzde zarûrât-ı dîniye'den sayılır mı?" diye sorulur.

Evet kadın hakkında tahsili gerekli, zarû¬rât-ı dîniyeden olan ilim de vardır; fuzûlî olanı da vardır. Kadınlara gerekli ilmî tahsil; din, tıb, el işi, ev işi hakkındaki ilimler içindir

Dînimizde, müslümanım diyen, kadın ol¬sun erkek olsun her kişiye Allah Teâlâ tarafından tevcih edilmiş, emrler ve nehiyler ilim¬leri olmak üzere iki kısım ilim vardır:

Emrler; terkinde ikâbı, işlenmesinde se¬vabı gerektiren ilimlerdir. Nehiyler ise; terkin¬de sevabı, işlenmesinde ikâbı gerektiren ilimlerdir. Her iki itibarla, daimî ve sürekli ola¬rak işlenmesi veyahud terk edilmesi lazım olan hususlara bağlı ilimler, zarûrât-ı dîniyedendir. Müslümanım diyen bir kişinin bun¬larda bilgisizliği sûret-i kat'iyede mazeret sayılmamaktadır. Birinci itibara göre, namaz, oruç, imana bağlı meseleler gibi ittifâkî farz¬ların; ikinci itibara göre, zina, fuhuş, katil, iftira, faiz, zulüm ve hırsızlık gibi ittifâkî haram yani dînî yasakların hakkında mâlumat sa¬hibi olmak, zarûrât-ı dîniyedendir.

Daimî ve sürekli farzların mesela nama¬zın, orucun, zekatın, haccın şartlarını, rükün¬lerini yerine getirme keyfiyetlerine ve bozucularına bağlı ilimler, zarûrât-ı dîniyedendir. Şu kadar ki, namaz ve orucun bulûğdan itibaren, hem icmâlen hem tafsîlen öğrenilmesi herkese farz iken; zekat ve haccın tafsîlî olarak değil, icmâlî olarak farziyetlerinin bilinmesi farz olur. Haramlarda, keyfiyetinin tafsîli olmadığı için, sadece icmâlen haramlığını bilmek ve çirkinliğini idrak etmek farzdır. Bir kişinin, hayat nizamında devamlı olarak karşılaşacağı farz ve haramların hakkındaki ilmi tahsili, farzdır. Mesela ekâbir bunu öğ¬retmek için şöyle dediler: "Farzdan önce farz, farzı eda etmek hakkındaki bilgiler; farzın içinde farz, amelde ihlas; farzdan sonra farz ise, bildikten sonra amel etmektir." İslâmı yaşama budur.

Daimî ve sürekli değil ancak hâdiselerin zuhuru ile, zaman zaman lazım olan farz ilimler de vardır. Artık bunların zuhuru zama¬nında, işlenmesi mi, yoksa terk edilmesi mi gerektiğine bağlı ilimler, zarûrât-ı dîniyeden değildir. Tıb ilmi ve miras meseleleri gibi.. Bu tarife giren ilimler, zarûrât-ı dîniyeden olma¬dığı halde, kişilerin bu bilgileri tahsil etme¬leri, hâdisenin zuhuru anında farz olur. Bu takdirde bu bilgileri tahsil etmek üç kısma ayrılır: Şer'î emirlerin ilmi; şer'î yasakların ilmi; şer'î mübahların ilmi.

a. Emrler ilmi; farz, sünnet veya fazileti bildiren ilimlerdir. Yani dînimizin yap emrinin; farziyeti mi, sünneti mi, fazileti mi ifade ettiğini bilmektir.
b. "Yapma" yasağının haramı mı, tahrîmî veya tenzîhî mekruhu mu ifade ettiğini bilme ilimleridir.
c. Yine "yap" emrinin, helal yani mübahı mı, doğrusu serbestiyeti mi ifade ettiğini bilme ilmidir. Dünya ve ehlini bilmek, yani siyâsî ilimler, tarihî ilimler, muhâletât yani halkın içine girme usullerini ve âdablarını bilmek, alış verişler, iktisad ve kazanç yollarını tahsil etmek, bunun örneğidir. Tabiî ki bunlarda, fazilet dereceleri var.

Bu üç daireye bağlı ilimlerin hepsi, şeriatten öğrenilir. Bir işe başlamak isteyen kişinin, bu ilimleri öğrenmeksizin başlaması caiz değildir.
Mesela, istincâ, taharet, abdest, gusül ve namazın farzlarını, vaciblerini, şart ve rükünlerini, zekatın hangi mallarda farz olduğunu, kimlere verilmesi ve kimlerin vermesi gerektiğini bilmek ve oruç, hac ve cihadı da bu şekilde öğrenmek farzdır. Bunlara emr ilimleri denilir.

Tüm haramların çeşitlerini bilmek farzdır. Mesela abdesti, guslü, namazı, orucu bozan şeyleri bilmek; yenilmesi ve içilmesi yasak olanların hepsini, faizin her çeşidini bilmek ve ondan sakınmak farz; mekruhların her çeşidini bilmek vacib veyahud sünnet ve fazilettir.

Mübah ilimlere gelince; mesela avcılığı, yemek içmek âdâbını, iki eş arasındaki muaşereti ve benzerini öğrenmek de mübah ilimlerdir. Tarih, ziraat, siyaset... hepsi bu daire¬ye dahildir. Ahlak ilmi...

Bir kişi hangi davranışla davranmak isterse, mesela yüzme, sokakta yürüme, bakkalda alış veriş yapma... mutlaka fıkıh kitablarında davranışının hangi bölüme dahil olduğu yazılmıştır. Sadece bir fıkıh kitabı okumakla bu vazife görülür. ...
eski 27.08.2006, 15:11 Hak-dilaram isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)  
Alıntı ile Cevapla   #36
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:06 .