7 Ramazan 1429
07 Eylül 2008, Pazar
7 Ramazan 1429
07 Eylül 2008, Pazar
Ayet
Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.
Bakara-184
hadis
Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder.
Taberani

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 33 (11 Kayıtlı ve 22 Misafir) bulunmaktadır.

Online   Atmaca, DeRCan, EMANET-35, HamS, KoRSaN, okyanus, Sakallı, seyyah, siluet Hak-dilaram, Ummu Seleme
Tekil Mesaj gösterimi
leys
Super Moderator
(Konuyu Başlatan)
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.708




Teşekkür etti: 3.321
Teşekkür aldı: 1.463 konuda 5.514 kere
kucult  büyük
Cenab-ı Hak semavî kitaplarda
beşere karşı cennet gibi büyük mükâfat
ve cehennem gibi dehşetli ceza yerini göstermekle beraber,

çok irşad, ikaz, ihtar, tehdit ve teşvik ettiği halde;

iman ehli, bu kadar hidayet ve istikamet sebebi varken,
şeytan ordusunun mükâfatsız, çirkin, zayıf desiselerine karşı mağlub olmaları, bir zaman beni çok düşündürüyordu.

Acaba iman varken Cenab-ı Hakk'ın o kadar şiddetli tehdidlerine ehemmiyet vermemek nasıl olur? Nasıl iman gitmiyor?
“İnne keydeş şeytani kane daife” sırrıyla
şeytanın gayet zayıf desiselerine kapılıp Allah'a İsyan ediyor.

Hatta benim arkadaşlarımdan bazıları, yüz hakikat dersini kalben tasdikle beraber, benden işittiği ve bana karşı da fazla hüsnü zannı ve bağlılığı varken, kalpsiz ve bozuk bir adamın ehemmiyetsiz ve riyâkarca iltifâtına kapıldı,
onun lehinde benim aleyhimde bir vaziyete geldi.

"Fesübhanallah" dedim,
"insanda bu derece sukût (düşüş) olabilir mi? Ne kadar hakikatsiz bir adam idi!" diye o bîçareyi gıybet ettim, günaha girdim.

Sonra geçen işaretlerdeki hakikat inkişaf etti, karanlık çok noktaları aydınlattı. O nur ile, hamdolsun,

hem Kur'an-ı Hakîm'in bunca terğib ve teşviklerinin tam yerinde olduğunu;

hem iman ehlinin şeytanın desiselerine kapılmaları imansızlıktan veya iman zaafından olmadığını;

hem büyük günahları işleyenlerin küfre girmediğini;

hem mûtezile ve bir kısım Haricîye mezheplerinin
"Büyük günah işleyenler kâfir olur veya iman ve küfür ortasında kalır"
diye vardıkları hükümlerinde hata ettiklerini; (?)

hem benim o bîçare arkadaşım da yüz hakikat dersini bir herifin iltifatına feda etmesi, düşündüğüm gibi çok sukût ve dehşetli alçaklık olmadığını anladım,

Cenab-ı Hakk'a şükrettim, o vartadan kurtuldum.

Çünkü daha önce de dediğim gibi,
şeytan küçük bir yokluğa ait şeyle insanı mühim tehlikelere atar.
Hem insandaki nefis ise şeytanı her vakit dinler.
Şehvet ve öfke duyguları ise, şeytanın bu desiselerine alıcı-vericilik yapan iki cihaz hükmündedir.

İşte, bunun içindir ki,
Cenab-ı Hakk'ın Gafur ve Rahîm gibi iki ismi,
en büyük tecelli ile iman ehline teveccüh ediyor.
Ve Kur'an-ı Hakîm'de peygamberlere en mühim ihsanı mağfiret olduğunu gösteriyor
ve onları istiğfar etmeye dâvet ediyor.

Bismillahirrahmanirrahîm kudsî cümlesini her sûre başında tekrar ile
ve her hayırlı işte zikrini emretmesiyle,
kâinatı kuşatan engin rahmetini melce ve sığınak gösteriyor
ve “Festeiz” emriyle “Euzü billahi mineş şeytanir racim” cümlesini siper yapıyor.

(?)
Mutezile Mezhebi ve Haricilerin bir kısmı:

"Büyük günah işleyenlerin kafir olacağı veya imanla küfür ortasında kalacağını"
söylerler, ve bunu şöyle izah ederler:

"Büyük günahlardan birini işleyen bir müminin imanı gider.
Çünkü Cenab-ı Hakka inanan ve Cehennemi tasdik eden birinin büyük günah işlemesi mümkün değildir.
Dünyada hapse düşme korkusuyla kendini kanundışı yollardan koruyan birinin,
ebedi bir Cehennem azabını ve Cenab-ı Hakkın gadabını düşünmeyerek
büyük günahlar işlemesi,
elbette onun imansızlığına dalalet eder."

İlk bakışta doğru gibi görünen bu hüküm
insanın yaratılışını bilmeyen sakat bir düşüncenin mahsulüdür.

"İnsanda hissiyat galib olsa, aklın muhakemesini dinlemez.
Heves ve vehm hükmedip,
en az ve ehemmiyetsiz,
el altında bulunan hazır lezzeti, ileride gayet büyük bir mükafata tercih eder.

ve az bir hazır sıkıntıdan,
sonradan gelecek tehir edilmiş bir azabdan ziyade çekinir.

Çünkü tevehhüm, heves, ve his ileriyi görmüyor. Belki inkar ediyorlar.
Nefs dahi yardım etse, mahalli iman olan kalb ve akıl susarlar, mağlub oluyorlar.

Şu halde büyük günahları işlemek imansızlıktan gelmiyor.
Belki his ve hevesin ve vehmin galebesiyle akıl ve kalbin mağlubiyetinden ileri gelir."

İnsanın yaratılışında,
Cennetin akıl almaz nimetlerini çok ötelerde görmesi
ve bu yüzden onları ikinci plan atıp, hemen elin altındaki günah lezetine meyl etmesi gibi bir özellik vardır.

Mesela, çok acıktığı için kendisini en yakın bir lokantaya atan bir adamın,
ısmarladığı iki porsiyonuk döner 10-15 dakika gecikeceği için
hemen eli altında bulunan kuru ekmeği kemirmeye başlaması ve midesinin yarısını onunla doldurması bu sırdandır.

Yine;
İnsan bir ay sonra gireceği bir hücre hapsinden çok, hemen yemek üzere olduğu bir tokattan korkar.
Bu hissiyata göre Cehennem azabı onun için çok uzaktır.
Ve Allah da zaten affedicidir.

İşte insan bu mülahazalarla imanlı olmasına rağmen, günahlara meyl eder ve nefsinin de desteklemesiyle içine düşebilir.

Evet, büyük günahları işlemek imansızlıktan gelmez.

Fakat o günahlar tevbe ile hemen imha edilmezse, insanı imansızlığa götürebilir.

Bediüzzaman'ın dediği gibi:

" Günah kalbe işleyip siyahlandıra siyahlandıra ta iman nurunu çıkarıncaya kadar katılaştırıyor.
Her bir günah içinde Allah'ı inkara gidecek bir yol vardır.
O günah istiğfar ile çabuk imha edilmezse,
kurt değil belki küçük bir manevi yılan olarak kalbi ısırıyor..."
eski 07.03.2008, 20:43 leys isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #6
leys isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
 


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:25 .


Page generated in 0,27560 seconds with 13 queries