Evlenmedi
Sünneti en iyi bilen, ona hayatını verenlerden biri idi Nevevi. Buna rağmen önemli sünnetlerden biri olan evliliği gerçekleştirmedi. İslam tarihinde evlenmemiş Müslüman sayısı bile kabarık değildir. Zira Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin bu konudaki hükmünü bütün Müslümanlar çok iyi bilirler. Evlenmemiş âlimlerle ilgili hususi bir kitap yazmış olan aziz hocamız Abdülfettah Ebu Gudde rahmetullahi aleyh, evlenmeyen âlimlerin sayısı hakkında net bir bilgiye ulaşamadığını söylemekte ve on binlere varan âlim insandan otuz beşini evlenmemişler arasında saymaktadır. Bu evlenmeyen âlimler arasında Taberî, Zemahşerî, Şirazî, İbni Teymiye, Said Nursî gibi isimler vardır.
Ruhban mantığı ile evlenmemiş olmaları düşünülemez. Öyle bir düşüncesi olan, ‘âlim’ vasfıyla ümmetin bağrında asırlarca yaşayamaz zaten.
Evlenmeyişlerinin en önemli nedenlerinden biri olarak şüphesiz tıbbi nedenler başta gelmektedir. Evlenme hükümlerinden birisinin evliliğin hakkını verecek şartlara sahip olmak olduğu malumdur. Bu hükme bağlı olarak evlenmeyenler istisna tutulursa, neden evlenmedikleri sorusunun cevabı şudur:
Nevevi başta olmak üzere evlenmemiş olan bu âlimler, ilmi kendileri için ruh gibi gördüler. İlimle uğraşmayı yaşamak gibi algıladılar. Okudukça, okuttukça zevk aldılar. Nefes alır gibi kitaplara baktılar. Evlenip eş sahibi olmayı kitap satın almak algıladılar. Çocuğun doğmasına, kitap yazmak diye baktılar. ‘Kaç çocuğun var?’ sorusundan ‘Kaç kitap yazdın?’ anlamı çıkardılar. İbnülcevzi diyor ki: ‘Âlimin kitabı, ölümsüz çocuğudur.’
Bu âlimlerden hiçbiri, evlenmemeye dair övücü bir söz de söylememiştir. Bundan da anlaşılıyor ki, tercih ettikleri şey evlenmemek değildir. Kendileri için evlenmemeyi uygun görmüşlerdir. Evlenmeyerek, Allah’ın rızasını kazanacakları işleri daha yoğun yapabileceklerine mutmain olmuşlardır. Ahmed bin Hanbel gibi büyük bir muhaddisin kırk yaşına kadar evlenmemesinin nedeni de ilimle arasındaki bu derin bağdır.
Özellikle İmam Nevevi’nin neden evlenmediğine dair gerekçesini de talebelerine söylediği sözden anlayabiliriz: ‘Bir sünneti işlerken, kadının hakkından dolayı harama düşmekten çekinmiş.’
Ebu Bekir en-Nisaburi’nin evlenmeyen âlimlerle ilgili bu anlayışı izah eden hatırası oldukça ilginçtir.
‘Kırk yıl gece uyumamış, günde beş bakla danesi ile doymuş, öğlen aldığı abdestle yatsıyı kılmış adamı tanıyor musun? O adam benim. Ama bunların hepsi, oğlum Abdurrahman’ın annesini tanıyana kadardı. Şimdi ben, o kadını benimle tanıştırana ne desem? Yok yok, hayırdan başkasını demem!’ el-Ulemauluzzab,26